İMÂM-I GAZÂLİ'NİN SİNSİ DÜŞMANI:  ŞİBLİ  NUMANΠ

Tasavvuf düşmanlarının tamamı İbni Teymiyeci, mezhebsizler ve Felsefeciler İmâm-ı Gazâlî hazretlerine düşmandırlar.

Elimize «İSLÂM'IN FİKİR KILICI GAZALİ» isimli tercüme bir kitap geçti. Bu kitapta İmâm-ı Gazâlî anormal şekilde övülüyor. 250 sayfalık bu kitabın çeşitli yerlerine sinsice serpiştirilmiş tenkid ve iftiralara rastladık.

Ehl-i sünnet âlimlerine alenen veya sinsice saldıran nasipsizlerin hezeyanlarını yadırgamadık. Ama böyle bir kitabın, Ehl-i sünnet olarak tanıdığımız bir kitabevi tarafından tercüme ettirilişine hayret ettik.

Kitabın mütercimi Yusuf Karaca, yazdığı önsözde kitap hakkında şöyle diyor:

«Böyle bir eserin Şiblî gibi hayretengiz bir âlim tarafından yazılması ve İmâm Muhammed Hâmid Gazâlî gibi fikir kâinatında kanatlı kuş gibi uçan, madde ve mânâ sırlarına âşinâ olma derecesine ulaştırılmış bu sebeple de Hüccetül İslâm ünvanı verilmiş dâhiyi anlatması esere çok büyük bir değer kazandırmış ve tercümesi güç yapılabilir bir ağırlık vermiştir.»

Müellif Şiblî Numanî ise önsözünde bu kitabı yazarken Prof. S. Munk isimli bir kâfirin yazdığı «İslâm ve Yahudi Felsefesi Arasındaki Bağ» isimli kitaptan faydalandığını, yer yer ona atıflarda bulunduğunu intâk-ı Hak kabilinden açıklamaktadır. Bir kâfirin İmâm-ı Gazâlî hakkında söylediği sözler nasıl senet olabilir de yer yer atıflarda bulunabiliyor? En fecisi de bu vaziyet bilindiği halde böyle bir kitap Türkçeye nasıl tercüme ediliyor? Hayret etmemek imkânsız değil mi?

Sinsi düşman Şiblî, İmâm-ı Gazâli'yi överek işe başlıyor. Önce hocası İmâm el Haremeynin Imâm-ı Gazâlî için «ÇAĞLAYAN IRMAK» dediğini kaydettikten sonra şöyle

ilâve ediyor:

«Ama daha sonra Gazâli'nin yüceldiği mertebeye İmâm el Haremeyn'in kendisi bile ulaşamamıştır.» (S. 15)

ِÖvmeye devam ediyor:

«İslâm dünyasında onun seviyesinde bir ilim adamı yoktu.» (S. 16)

S. 20'de ise şöyle diyor:

«Her ilmî ve fikrî çatışmada İmâm Gazâlî üstün geldi.»

İmâm-ı Gazâli'nin daha genç sayılan bir yaşta vefât edişi için naklettiği ifade dehşet vericidir:

«Fakat ölüm acele etti.»

Ölüm hâdisesi Azrail aleyhisselâm vasıtası ile olur. O da Allahü teâlâ'nın emri ile canları alır. Bu acele etme sözü, solculara ait çok abes ve çirkin bir ifadedir. Cenâb-ı Hakk'ın takdiri için erken veya geç gibi ifadeler kullanmak, ancak İmâm-ı Gazâlî düşmanlarına uygun bir ifadedir.

Şiblî, İmâm-ı Gazâli'nin dîne olan bağlılığını şöyle ifade etmektedir:

«Gazâlî hazretleri, her geçen gün dinî hakikatlerin sarsılıp gittiğini, felsefe ve akılcılığın karşısında dinî âkidelerin ifadesiz kaldığını görünce uzlet ve inziva çemberinden çıkmaya karar verdi.» (S. 31)

Uzleti çember olarak tarif etmesi bir tarafa dinî âkidelerin ifadesizliğinden bahsetmesi affedilmez bir suçtur. Din, felsefe ve diğer bütün bâtıl sistemlerin karşısında ifadesiz kalmaz. Eğer dinî anlayıp anlatacak kimse kalmamışsa, kabahat dinde değildir. İmâm-ı Gazâlî, hâşâ dinden üstün mü de dinî âkideler ifadesiz kalınca ortaya çıkıyor? Edepsizliğin böylesi hiç görülmüş müdür?

Şiblî musibeti, İmâm-ı Gazâli'yi hâşâ imâm-ı A'zam'ın düşmanı gibi göstererek şöyle diyor:

«Gazâlî, gençliğinin ilk sıralarında fıkh usulü hakkında yazdığı Menhûl isimli kitabının bir yerinde İmâm-ı A'zam hazretlerine ÇOK ŞİDDETLİ bir hücumda bulunmuş, onun sânına yakışmayan SON DERECE AĞIR sözler kullanmıştı. Gazâlî hazretlerinin düşmanları için bu iyi bir fırsattı.» (S. 32)

Ehl-i sünnet âlimlerini kötülemenin, onlara hücum etmenin küfür olduğu âkaid kitaplarında yazılıdır.

S. 33'deki dipnotun devamında ise şöyle yazıyor:

«İmâm-ı A'zam hakkındaki uygun olmayan sözler, asla onun Tasavvuf ve Dünya ile ilgisini kestiği devresinin olamaz. Çünkü o bu çeşit yazılar yazmaktan kat'i olarak tövbe etmişti. MÜKATEBAT'da şunu da yazmaktadır ki, Gazâlî hazretleri, İmâm-ı A'zam hakkında BEN ASLA UYGUNSUZ SÖZ SÖYLEMEDİM diye red ettiğini yazmıştır. Böyle olunca da İmâm-ı A'zam hakkındaki o satırlar ya başkalarının ilavesidir, yahutta Gazâli'nin gençlik devresinin eseridir.» (S. 34)

Sayfa 36'da ise İmâm-ı Gazâli'nin su sözünü   naklediyor :

«Benim İmâm-ı A'zam'ı kötülediğîm görüşü meşhur edilmiştir. Tamamen yanlıştır. İmâm-ı A'zam hakkındaki kanaatimi İhya-el-Ulûm adlı kitabımda yazdım. Ben önü fıkıh ilmînde zamanın en mümtaz şahsiyeti olarak kabul ediyorum.»    

İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı A'zam hakkında «BİRŞEY SÖYLEMEDİM» diyor. Sözü senet olduğu için yani Hüccetülislâm olduğu için ona «Yalan söylüyorsun» diyemeyiz. Şu halde bu İmâm-ı Gazâlî'ye iftiradır. Fakat Şiblî ne diyor?

«Bu satırlar ya başkalarının ilavesidir, yahutta Gazâlî'nin gençlik devresinin eseridir.»

Yani Şiblî demek istiyor ki, «Gazâlî bunu gençlik yıllarında yazdı, şimdi inkâr ediyor, yalan söylüyor.» Öyle ya, İmâm-ı Gazâlî ben böyle bir şey yazmadım, söylemedim derken, sen onu gençlik yıllarında yazdın demek ne demektir? Yalan söylüyorsun demek değil mi?

Şiblî, Bağdat Halifesi M. Billâh'ın bir sözünü naklediyor, ifade şöyledir:

«Zamanın seçkini, İslâm'ın senedi, dinîn süsü, yüce zad, Ebû Muhammed Gazâlî'den başkası bu işi idare edemez. Çünkü o dünyanın en değerlisi, insanlığın örneği, devrin paha biçilmez cevheridir.» (S. 39)

Şiblî'ye sormak gerekir: Ne biçim cevher ki, hâşâ gençlik devrinde yazdığını inkâr ediyor?

Vefâtı hakkındaki bir hâdiseyi de şöyle naklediyor:

«Gazâlî sabah vakti uykudan uyanıp yatağından kalktı. Abdest alıp namazını kıldı. Sonra kefen istedi ve gözlerine sürerek şöyle dedi: (EFENDİMİN EMRİ BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE) dedi ve ayaklarını uzattı, baktılar ki nefes bitmiş.» (S. 40)  

Fakat Şiblî gibilerine göre hâşâ «Ölüm acele etti.»

Şiblî, İmâm-ı Gazâli'nin kitapları için şöyle diyor:

«Yazdığı her eser,  konusunda emsalsizdir.   Söyleyen ne kadar doğru söylemiş:  BU  SAADET BU  YÜCELİK, BİLEK KUVVETİ (maddî kuvvet)   İLE ELDE EDİLMİŞ   DEĞİLDİR.»

Şiblî İHYA için şöyle diyor:

«Muhaddis Zeynüddin Irakî'nin ifadesine göre, GAZÂLİ'NİN İHYA-EL ULÛM'U İSLÂM'IN EN ÜSTÜN ESERLERİNDENDİR.» (S. 51)

61. sayfada ise şöyle diyor:

«Bütün İslâm âlimleri, bu eseri ilâhi ilhamlarla yazılmış bir kitap olarak kabul etmişlerdir.» (S. 61)

Ş. 62'de ise şöyle diyor Mösyö Şiblî:

«İhya-el-Ulûm'da herkesle ilgili bir özellik vardır: Okuyanın kalbinde tarifi zor bir tesir meydana gelir. Her konu kalbde neşter gibi yer eder, her mesele sihir gibi iz bırakır, her kelimesinde inşanı vecd hali kaplar, bunun en büyük sebebi, Gazâlî hazretleri bu kitabı yazdığı zaman İlâhi tesirlerin neş'esi ile sarhoş olduğu bir sırada yazmasındandır.» (S. 62)

Sinsi düşman Şiblî, İslâm filozofları tabirini kullanmaktan çekinmediği kitabında İHYA'nın Ahlâk Felsefesi diye bir bölüm ayırmış iftiralarını kusuyor ve şöyle diyor:

«Gazâlî ahlâk felsefesinin başlangıç kaidelerini tamamen Yunan filozoflarından almıştır.» '(S. 77)

İmâm-ı Gazâli'nin prensibi bellidir: Bir fikrî nerden almışsa ismiyle birlikte zikreder. Şiblî'nin iftirası «Kur'ân'daki hukuk, Roma Hukukundan alınmadır.» diyenlerin iftirasına benzemektedir. Sonra İmâm-ı Gazâli'nin ahlâk felsefesi diye bir şeyi yoktu. O, dinîmizin emrettiği ahlâkı anlatmıştı. Anlattıkları kendi içtihatları idi.

İmâm-ı Gazâlî, ahlâkı dörde ayırmış. Şiblî üçe ayırmış. İlim, öfke, şehvet diyor. İmâm-ı Gazâlî de buna ilâveten bir de adalet var diyor. Şiblî ise dipnotta «Bizce bu doğru değildir.» (S. 79) diyor.

Sanki ahlâklı insan adaletli olmaz gibi bir tutum içinde Mösyö Şiblî, İmâm-ı Gazâli'nin yanlışını bulmuş gibi bir tavır takınmış.    

Bu kadar övgülerden sonra yavaş yavaş tenkide geçiyor, İmâm-ı Gazâlî böyle demişse de meselenin doğrusu şudur gibi ifadelerle sinsice tenkidini yapıyor.

İmâm-ı Gazâli'nin pek çok muhalifi olduğunu bahsediyor. Muhaliflerin arasında İbni Teymiyye ve İbni Kayyim gibi mezhepsizleri de sayıyor. Sonra da bu âlimleri ilim ve irfanda üstün diye tavsif ediyor. Mezhepsizleri böyle övmekle kimliğini meydana çıkarıyor Şiblî. (S. 240)

Şöyle tuhaf bir cümle sarfediyor :

«Gazâli'nin ortaya attığı pekçok meseleler, İbni Sina'nın görüş ve düşüncelerine dayanır.» (S. 247)

İlim ehli bilir ki, İmâm-ı Gazâlî İbni Sina'yı küfürle suçlamıştır.

Şiblî, çok yüksek seviyeli dediği birisinden İmâm-ı Gazâlî hakkında, şöyle bir nakil yapıyor :

«Hemen hemen din dairesinden çıkmaya başlamıştı. İhya-el Ulûm'u yazdı, ama tasavvufta tam bir bilgi ve mahareti olmadığı için ağzı üstüne kapaklanıp düştü. Ve bütün kitaba uydurma hadîsleri doldurdu.» (S. 248)

Sonunda hain Şiblî, zehirini şöyle kusuyor :

«Nihâyet şunu da itiraf etmek gerekir ki, Gazâli'nin bazı eserlerinin, bazı sözleri tenkid edilmeye müsaittir, Meselâ İhya-el Ulûm'da hadîsleri naklederken fazlaca tedbirsizlik yapılmış olup yüzlerce, BİNLERCE zayıf ve uydurma hadîsler nakletmiştir ki hadîs kitaplarının hiç bir yerinde bunların izine rastlanamaz. Hattâ hadîslerden ibaret değil, eski din büyükleri hakkında yazdığı olayların çoğu hakiki olmaktan uzak ve akıldan ıraktır. Avam denilen halk tabakasından başka hiçbir kimse bunlara inanamaz.» (S. 249-250)

Şiblî, diğer bütün mezhepsizler gibi iftira ve isnatlarına şöyle bir kılıf geçiriyor:

«Her ne olursa olsun Gazâlî hazretleri İmâm idi, Peygamber değildi. Peygamberden başka kimse ismet mertebesini elde edemez.» (S. 250)

Bütün mezhepsizler aynı taktiği kullanırlar. Ehl-i sünnet âlimlerini önce göklere çıkarırlar, sonra yerin dibine indirirler, arkasından da «Peygamber değil ya elbette tenkid edilir» derler.

Bre mezhepsizler, bizler hangi ehl-i sünnet âlimine Peygamber dedik ki?

Hiç bir delil göstermeden İhya'da binlerce mevzu hadîs olduğunu utanmadan söyleyebiliyorsunuz. Değil bin tane, bir tanesinin mevzu olduğunu acaba gösterebilir misiniz? Mezhepsize göre mevzu olabilir. Zaten mezhepsize göre mezhepler de mevzudur, bid'attır, hurafedir, parçalanmadır.

Mezhepsizlerin ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarına hücum etmelerini yadırgamıyoruz. Ancak buna âlet olan müslümanlara hayret ediyoruz.

Üçyüzbin hadîs-i şerîf’i ravileri ile birlikte bilen ve Hüccetül İslâm unvanını alan İmâm-ı Gazâlî gibi bir ehl-i sünnet büyüğünün kitabında mevzu hadîs olduğunu söylemek ehl-i insafın işi değildir.

Evet İmâm-ı Gazâlî Peygamber değildi, hata etmesi caizdir. Ancak caiz demek hata etti demek değildir. Peygamberlerin bile yanılmaları caizdir. Caiz kelimesinin arkasına sığınıp önüne gelene çamur atmak mezhepsizlere has bir taktiktir.

Allahü teâlâ ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatan mezhepsizlerin şerrinden bizleri muhafaza buyursun. Amin.