ŞERRÜDDİNLE RÖPORTAJ 

Ehl-i sünnet itikadına mensup bir mukallidin mutlak müçtehidlik iddiasında bulunan mezhepsiz Şerrüddin ile yaptığı mühim bir röportaj:

MUKALLİD: Mevdûdî ve Kardâvî gibi siz de «Benim mezhebim yok» diyormuşsunuz, bu ne demektir?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Mezhebim yok demek, muayyen bir mezhebe bağlı kalmadan islâmî problemleri çözüp karara varmak demektir. Bir mezhebe bağlı kalmak, her amelini ona uydurmak avamın işidir ki, cehaletin zaruri bir neticesidir. Bizim görüşümüz, Ebû Hanife ile, Mâlik ile veya bir başkası ile ayrıldığı zaman kendi görüşümüzü kabul etmemiz zaruridir. Çünkü biz avam değil, mukallid değiliz.

MUKALLİD : Bilirsiniz Hanefî uleması, fukuhayı yedi tabakaya ayırır. Fukahanın ikinci tabakasından olan İmâm-ı Ebû Yusuf, kudretli bir müçtehid iken İmâm-ı Â'zamın koyduğu usûlden dışarı çıkmamış, bilâkis onun koyduğu usûl dairesinde ayrı ictihadlarda bulunmuş, benim mezhebim yok dememiştir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Ebû Yusuf Ebû Hanife'ye tâbi olabilir. O, onun görüşüdür. Ben muayyen bir mezhebe tâbi olamam. Çünkü birinci ve ikinci asırda halkın muayyen bir mezhebi yoktu. Herhangi bir suali halk önüne gelen müftüye sorardı. Yine öyle olmalıdır. Biz bugün tefrikaya sebep vermemek için, mezheplerin kaldırılarak tek mezhep halinde birleştirilmesini, tevhid edilmesini, yani telfık istiyoruz.

MUKALLİD : Eşeddül Cihad kitabında fukahanın beşinci tabakasından olan İbni Hümam, müçtehid olmayanların dört hak mezhepten birini taklit etmeleri gerektiğini, yine İbni Hümam Eşbah'ta dört hak mezhepten birine uymayan işin bâtıl olduğunda ittifak bulunduğunu, söylemektedir. Hulâsatüt Tahkik'de dört mezhepten başkasını taklit etmenin caiz olmadığı, Tahrir'de ise ancak zaruret olunca dört hak mezhepten dışarı çıkmamak şartıyle herhangi bir meselede dört mezhepten birinin taklit edilebileceği bildirilmektedir. İbni Âbidin Reddül Muhtarın çeşitli yerlerinde telfikin bâtıl olduğunda icma olduğunu zikreder. Tevkiful Hukkâm isimli eserde de bütün müslümanların icmai ile telfikin bâtıl olduğu yazılıdır. Dört hak mezhebin kitap ve sünnet ile meydana geldiği, müçtehid olmayan herkesin bir mezheb imâmına uymasının vâcib olduğunda icma' bulunduğu MİZAN'da ve diğer muteber kitaplarda da bildirilmiştir. Yine MİZAN'da âlimler Resulûllahın vârisleri bulunduğu, Resûlüllahın getirdiklerinin hepsine, hikmet ve delîlini anlamasak bile îmân ve tasdik etmemizin gerektiği gibi, mezheb imâmlarımızdan gelen bilgilere de -Kitab ve sünnetten çıktığı için- delillerini anlamasak bile îmân ve tasdik etmemizin lâzım olduğu, geçmiş Peygamberlerin şeriatları arasında zıt hükümler bulunduğu halde hepsine îman ve tasdik etmemiz gerektiği gibi, mezhepler arasında ayrılıklar bulunduğu halde hepsine îman ve tasdik etmemizin lâzım olduğu bildirilmiştir. Müçtehid olanın da kendi içtihâdına uyması vâcibdir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Şah Veliyyullah'ın bildirdiğine göre İmâm-ı Ahmed, «Beni, Mâliki veya bir başkasını taklît etmeyin, hükümleri onların aldıkları yerden, yani kitab ve sünnetten alın» demek suretiyle taklidin bâtıl olduğunu söylemiş olmuyor mu?

MUKALLİD : İmâm-ı Ahmed'in sözü doğrudur, o söz müçtehidler için söylenmiştir. Bir mes'elenin delîlini aramak müçtehide hastır. Dürrül Muhtar'da mukallidin bir müçtehide tâbi olmasının vâcib olduğu bildirilmektedir. Şimdi mutlak müçtehid bulunmadığına göre herkesin bir mezhebe tâbi olması zaruridir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Müçtehid yoktur sözü çok yanlıştır. Bugün eskisinden daha çok müçtehid vardır. Çünkü insanlık tekâmül etmiş, zamanın gelişmesi ile akıllar değişmiş, Ebû Hanife olsun, Mâlik olsun bugünkü ilimlerden yoksundu. Mikrobu, atomu, elektiriği, şunu bunu bilmezlerdi. Bugün her sahada mütehassıslar yetişti. Hadis kitapları, Kur'ân mealleri herkesin evinde var. Arabca bilmeyen bile bir meselenin delilini araştırıp rahatça bulabilir, ihtisas asrında yaşıyoruz. İslâmî ilimlerle, Tarih, coğrafya ve sosyoloji gibi yardımcı bilimlerin bir veya birkaçında ihtisas yapan kimselerden müteşekkil bir İÇTİHÂD MECLİSİ kurulur ve böylece MUTLAK İCTİHAD'ın şartları gerçekleşmiş olur.

MUKALLİD : Bu tekâmül sözü, evrimcilerin tekâmül inancına aittir. Reşit Rıza da aynı görüştedir. İlk insanların akılları azdı demek büyük bir cür'ettir. Hazret-i Âdem aley-hisselâmdan sonra birçok Peygamber gelmiştir, bunların akılları da az idi anlamı çıkar ki maazallah küfürdür. Her asrın kendinden önce gelen asırdan daha kötü olacağına dair bildirilen Hadîs-i şerîfe de bu sözler aykırıdır. Mutlak içtihâdın gerçekleşmesi için saydığımız ilimlere gelince, bir .kimse aklî ve naklî bütün islâmî ilimlerde Ord. Profesör olsa içtihâd ehliyetine hâiz olamaz. Müslüman olması ve ilâhi mevhibe sahibi muttakî bir kimse de olması şarttır.

Sonra mezheplere tâbi olmanın ne zararı var ki?

MÜÇTEHİD TASLAĞI : Mezheplerin zararı olduğuna dair delîli bir ilim adamından, bir profesörden nakledeyim: Prof. Mahmasânî «Birden fazla mezhebin iyi tarafları yanında fena neticeleri de olmuştur.» demektedir. Sen hiç tarih okumadın mı? Hanefilerle Şafiîler arasında çok harbler olmuştur.

MUKALLİD: Dört hak mezhebin birbiriyle harb ettiklerini duymadım. Mezhepleri yıkmak isteyen Reşit Rıza gibi mezhepsizler, Şiilerle Sünnîler arasındaki harbleri şafiîlerle Hanefiler arasındaki harb gibi göstermişlerdir. Kelime benzerliğinden istifadeye kalkmışlardır. Velevki Hanefilerle şafiîler arasında bir harb olmuş olsun, bunda hak mezheplerin suçu ne? Mal ve mülk yüzünden kavgalar oluyor diye kimseyi mal ve mülk sahibi etmiyelim mi? Müçtehid ümmetin ihtilafları rahmet olmamış olsaydı, mezhepler çıkarmıydı?

MÜÇTEHİD TASLAĞI  : Çok mutaassıpsın.

MUKALLİD : Mutaassıp sizce ne demektir?

MÜÇTEHİD TASLAĞI : Delillere değil de, Ebû Hanifeye, Mâlike, İbni Abidine, şuna buna inanan ve onların bildirdiklerine sarılan kimse demektir.

MUKALLİD : Aman ne kadar güzel, keşke bütün müslümanlar mutaassıp olsalar...

MÜÇTEHİD TASLAĞI  : Hayır, öyle değil... Kitap ve Sünneti, Ebû Hanife, Mâlik ve Şafiî gibi kişilerin ölçülerine göre değerlendirmek çok hatalıdır. Onların bildirdiklerini Kitab ve Sünnet ölçülerine vurup tam ayarını kalpından bu ölçü ile ayırmak lâzımdır.

MUKALLİD : İmâm-ı Âzam gibi büyük bir müçtehidin hatâsını araştırmak kimin haddine? 72 sapık fırka da Kitap ve Sünnetten ahkâm çıkarmaya çalıştıklarından dalâlete düşmüşlerdir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI : Âyeti, hadîs-i anlamak o kadar zor bir mesele değil, normal bir Arapça bilen herkes anlar.

MUKALLİD: Sosyalist Nasır, Beyrut Papazları ve Medine'deki Vehhâbiler iyi Arapça bilirler. O halde her vehhâbiye müçtehid mi diyeceğiz? Reşit Rıza TELFIK-I MEZAHİB isimli kitabında «Hakkın her kaman ekseriyetle beraber olacağını sanmak doğru değildir.» diyerek «ÜMMETİM DALÂLET ÜZERİNDE TOPLANMAZ.» Hadîs-i şerîfini inkâr etmektedir. «Ben sırf ibadetler hususunda kıyas kabul etmiyorum, delile bakan ve ona göre reyleri kabul eden her müslüman da müçtehiddir.» diyerek herkesin içtihâda yeltenmesini tavsiye ediyor.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Reşit Rıza diye telaffuz etme. Raşit Rida demelisin. Evet Raşit Rida doğru söylüyor. Yalnız Raşit Rida değil, M. Şevkanî de ibadette taklîdin caiz olmadığını İRŞAD-ÜL FÜHUL kitabında yazar. Mezheb taklidine şirk der.

MUKALLİD: Muhammed bin Ahmed Halefin CEVA-BÜSSAİL kitabında Şevkâni'nin Zeydî olduğu yazılıdır. Yani şiîdir. Sünnîler arasında yaşayan şiîlerin sünnî gibi görünmeleri farz olduğundan sünnî olduğu ve hiç bir mezhebe bağlı bulunmadığı intibaını vermeye çalışmıştır. Şiîlerin sünnî gibi görünmelerine takıyye denmektedir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Mukallidler çok kafasız insanlar.

MUKALLİD: Neden?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Mukallidler Muhammedi olmak dururken Hanefi veya Şafiî oluyorlar.

MUKALLİD: Muhammedî kelimesi gayri müslimlerin takdığı bir isimdir. İslâmiyeti hak din olarak kabul etmedikleri ve Peygamber aleyhisselâm tarafından kurulmuş bir din olarak kabul ettikleri için MUHAMMEDÎ diyorlar. Eğer Muhammedî kelimesi MÜSLÜMAN anlamında kullanılıyorsa bütün sapık fırkalar da kendilerinin müslüman olduklarını iddia ediyorlar. Meselâ Mutezile, Vehhâbiler, Kadiyaniler ve hattâ Selefiyeler bile kendilerinin müslüman olduklarını iddia ediyorlar. Ehl-i sünnet itikadına bağlı bir müslüman olabilmek için mutlaka dört hak mezhepten birisine bağlanmak gerektiği ve bu dört mezhebin birinden ayrılmanın şeriattan ayrılmak olduğu Tefsir-i Mazherî'de, diğer muteber kitaplarda yazılıdır. Telfık bu bakımdan da caiz değildir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: O onların fikridir. Biz caiz olduğuna misaller verelim. Bir kimse abdestli olduğu halde kan aldırıp yabancı bir kadına da dokunsa, Ebû Hanife'ye göre birinci, Şafiî'ye göre de ikinci iş sebebiyle abdesti bozulmuş olur. HER İKİSİYLE DE BOZULMAZ şeklinde bir içtihadda bulunsak, bu içtihâdımız bâtıl olmaz.

MUKALLİD: Buna benzer bir ifadeyi, Diyanet yayınlarından bir kitapta da gördüm.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Tabiî biz kitabî konuşuruz.

MUKALLİD: Bu sözlere kitabî demek kitapsızlık olmaz mı? Çünkü HER İKİSİYLE DE BOZULMAZ şeklindeki bir iddia bâtıldır.

Böyle bâtıl bir iddiada bulunan kimse her iki mezhebe göre de abdestsizdir. Zira Peygamber aleyhisselâm abdest alırken bir yeri kanamış, Âişe Validemiz ise kanayan yere dokunarak kanı silmiş, bunun üzerine Aleyhissalâtü vesselam Efendimiz, tekrar abdest almıştır. Ehl-i sünnet âlimlerinin bir kısmı kan çıktığı için, bir kısmı da kadın eli değdiği için abdest bozulmuştur diye içtihâdda bulunmuşlardır. İkisiyle de bozulmaz demek Resûlüllahı tekzibdir. Zaten İbni Nüceym ve Şürünbilâli gibi âlimler «TELFIK İCMA-İ ÜMMET İLE BÂTILDIR.» demişlerdir. Sıkışık zamanlarda herkes kendi mezhebindeki rûhsatları yapar, yapamazsa başka mezhepteki kolaylığı yaparak sıkıntıdan kurtulur. Ancak başka mezhepteki bir işi yaparken yani yaptığı işi taklît ederken o mezhebde bu taklît ettiği iş için olan farzlarla vacibleri yapması ve o işin   yapılması ile ilgili harâmlardan kaçması lâzımdır.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Kim ne derse desin biz akla aykırı olan bir şeyi kabul etmeyiz. Meselâ namazların kaza edilmesinde İCMA vardır. Fakat ibadetlerde kıyas olmadığı için biz namazların kaza edilmesini kabul etmeyiz. İcmaya aykırı olsun ne çıkar?

MUKALLİD: Reşit Rıza pardon, Raşid Rida da İCMA'yı kabul etmiyor. İCMA, bir asırdaki müçtehidlerin ittifak ettikleri içtihâdlardır. Müçtehidlerin dalâlet üzerinde ittifak etmiyecekleri, icma yapmıyacakları Hadîs-i şerîfle bildirilmiştir, icmaı inkâr ise küfürdür. Dördüncü asırdan sonra da mutlak müçtehid yetişmediği için icma kalmamıştır. Tabii en kuvvetli icma Eshâb-ı Kirâmın icmaıdır, İçtihad da kesilmiştir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: İçtihâd kesildi demek, içtihâd kapısı kapandı demektir. Halbuki Prof. Mahmasani içtihâd kapısını kapatanlara kızarak şöyle der: “Sünnî fukaha içti-had kapısını kapatarak dört mezheble iktifa edilmesinde ittifak hasıl olduğundan dolayı islâm düşüncesi durakladı, hukukta, İslâmî, Arabî gibi ilimlerde taklîd ve saplantının yayılmasına sebep oldu. Şiî âlimleriyle İbn-i Teymiyye, İbni Cevziyye, içtihâd kapısının kapatılmasını kabul etmemekle isabet eylemişlerdir. Son asırlarda bunlara Muhammed b. Abdülvahhab, Cemalettin Efgani, M. Abduh gibi müceddid âlimler de katılmışlardır.» demektedir. Sen ne diyebilirsin?

MUKALLİD: Biz mukallidiz, bir şey demeye yetkimiz yoktur. Ancak fukahadan nakil yapabiliriz. Nakil yapmaya da lüzum yok, zira Prof. Mahmasani de içtihâd kapısının kapandığında ittifak olduğunu yani icma olduğunu kendisi de söylemiştir. Sunu söyleyelim ki, Said Nursî hazretleri içtihâd risalesinde içtihâd kapısının açılması için altı mani bulunduğunu ve bu altı maniyi kaldırabilecek bir kimse gelemiyeceğini zikreder.

MÜCTEHİD TASLAĞI: Fransa'ya benzer İslâm idaresiyle idare edilmeyen ülkeler Darülharb değildir.

MUKALLİD: Fransa Dar-ül harb değil mi?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Tabii değil, cumhuriyetle idare edilen bütün demokratik ülkeler Darülharb değildir. Asrımızın ekmel mürşidi mezheb-i seleften olan büyük müçtehid, demokrasi veya cumhuriyet ile idare edilen bütün memleketlerin idarelerini övmüş. 50 yılı aşkın bir zamandan beri lâik bir cumhuriyetle idare edildiğimiz için Allah'a hamd etmiştir. Bu bakımdan adı cumhuriyet bile olmasa İngiltere de Darülharb değildir.

MUKALLİD: Hukuki İslâmiyye Kamusunda Dürer, Dür-rülmuhtar, Hindiyye gibi kitaplardan alınan bir fetvada ve imâmeynin kavline göre islâm şeriatı ile idare edilmeyen her ülkenin Darülharb olduğu yazılıdır.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Onlar öyle,diyorsa biz de aksini söylüyoruz. Demokratik üstadımızın içtihâdına göre, Rusya'da bile müslümanlar namaz kıldıklarına göre orası da Darülharb değildir.

MUKALLİD: Yani Darülislâmdır.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Hayır Darül küfürdür.

MUKALLİD : Bir insan ya müçtehiddir, veya mukallid, bir kimse ya mü'mindir veya kâfirdir. Bunların ortası yoktur. Bir memleket de ya Darülharbdir veya Darülislâmdır. Fıkıhta Darülküfür diye bir ıstılah var mıdır?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Vardır Çünkü modern problemler çok...

MUKALLİD : Bildiğiniz gibi Darülharbde bazı muameleler değişiktir. Meselâ Darülharbde kâfirlerden faiz almak caizdir. Fakat faiz vermek hiç bir yerde caiz değildir. Mül-tekada, Dürer ve Gurer'de piyango tertiplemek gibi fasit bey ile satış yaparak kâfirleri kandırarak gönül rızaları ile mal almanın caiz olduğu yazılıdır. Kumar ile de para almanın caiz olduğu Kuduri, Cevhere ve Vikaye gibi kitaplarda yazılıdır. Şürnbilâli de caiz olduğunu zikreder. Dar-ül-harbde vaziyet böyle olunca, sizin içtihâdınız olan Darülküfürde muamele nasıldır?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Darülislâmdaki gibidir.

MUKALLİD: O zaman Darülküfür ismine ne lüzum vardı?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: O zaman bana Rusya'ya islâm diyarı dedin diye iftira edebilirdin.

MUKALLİD: İftiradan Allahü teâlâya sığınırız. Demin modern problemler çok demiştiniz. Başka ne gibi modern problemler var?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Çoktur Medeniyet durmadan ilerliyor, nişanlı ve evli erkeklerin ekserisi alyans takmaktadır. Alyans altından mamuldür. Süs için değil, nişan için takılıyor, hem ucuz, hem de ekseri insanlar taktığı için umumî belva halini almıştır. Bütün insanların harâm işlemelerini önlemek lâzımdı. Bunu düşünerek Profesör Kâmil Miras alyans dediğimiz altın yüzüğün erkeklerin de takmasına cevaz vermiştir. Doçent Süleyman Ateş de aynı fetvaya katılmıştır. Bütün insanları harâmdan kurtarmak için biz de aynı fetvaya katılıyoruz.

MUKALLİD : Modern problemlere bir iki misal daha verir misiniz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Kadınların açık saçık gezmeleri günahtır. Fakat küfür değildir. Kadınların et renginde ince çorap giymelerine cevaz vermek lâzımdır. O kadar açık saçık kadının yanında bunlara kim bakacak? Bizim selefiyeci arkadaşların hanımlarını görmüşsen hepsi de et rengi ince çorapla dolaşırlar. Kardâvî'nin ince çoraba müsaade etmeyişine kızıyorum. Diğer içtihâdlarına sözüm yok.

MUKALLİD : Biz mukallidlerin .kıyas yapmaya salâhiyetleri yok, ama şöyle bir akıl yürütelim : Açık gezmek umumî belva halini almıştır, süs gayesiyle başını açan kadın değil de sıcaktan açanların cevazına hükmedilse nasıl olur?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Zamanın değişmesiyle hükümler değişir. Eski kitaplarda zünnar kuşanmanın küfür olduğu yazılıdır. Fakat önderimiz Beyefendi hazretleri, zamana uyarak zünnar kuşanır, kravat takar, fört şapka giyer.

MUKALLİD : Size başka bir soru : ibni Teymiye'nin mücessemeden olduğu çeşitli kitaplarda yazılıdır. Bu onun kâfir olduğunu göstermez mi?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Bir insanın birkaç hatası yüzünden, meselâ İbni Teymiye Allah göktedir dediği için. Felsefeciler âlemi kadim bildiği için tutup atılamaz. Bir çam ormanında birkaç meşe var diye o ormana meşe ormanı denemez. Herkesin kitabı okunur, doğrular alınır, yanlışlar atılır.

MUKALLİD : Kitap bilgi öğrenilmek için okunulur. Bir kitabın hatâsını, yanlışını bulabilen kimsenin o kitabı okumasına ihtiyacı yok demektir, İbni Rüşt'ü okuyan bir kimse, kâinatı İbni Rüşt'ün tarif ettiği gibi kadim, ezelî olarak bilirse kâfir olur. Bu bakımdan hatalı kimselerin kitapları tavsiye edilmemeli. İmâm-ı Âzamin tek hatâsı gösterilebilir mi? Farklı içtihâd günah olmaz. Mukallid oluşumuzdan mıdır nedir, şu orman misaliniz bize çok abes geldi. Bir insanın, Allahü teâlânın sıfatı gibi âlemi kadim sayması veya felsefecilerin de hakikati bildiğini söylemesi rasgele hatâ değil, küfürdür. İtikata taalluk eden bu bir hatâ, koca çam ormanının keyfiyetini değiştirip o ormanı meşe ormanı haline getirmez mi? Sonra kâfiri kâfir bilmemek de suçtur.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Hüsnü zan etmeli, kimseyi tekfir etmemeli. Tekfir edilen kendisi kâfir değilse tekfir eden kâfir olur.

MUKALLİD: İbni Teymiye, Şeyh-i Ekber Muhiddini Arabi hazretleri gibi birçok vahdet-i vücut evliyasına kâfir damgasını vurmaktan çekinmemiştir. Bu tekfir topu, İbni Teymiye'ye hiç zarar vermez mi, geri tepmez mi?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Tasavvufun bir çeşidi olan vahdet-i vücut, Hind ve Yunan felsefelerinin Arapçaya çevrilmesi ve müslümanların bunlarla teması sonunda İslâma girdiği için Bahaeddin Nakşibendî gibi vahdet-i vücutçu bütün mutasavvuflar İbni Teymiye'nin dediği gibidir.

MUKALLİD: Az önce kimsenin tekfir edilmemesini siz öğütlemiştiniz. ya...

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Yani vahdet-i vücutçuları da mı tekfir etmiyelim?

MUKALLİD : Vahdeti vücudu ne inkâr ederiz, ne de ona itikad ederiz, gibi bir ifade kullanmış olsaydınız nasıl olurdu?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Anlamıyor musun, biz vahdet-i vücudu kabul etmiyoruz.

MUKALLİD: Efgani'yi her vesileyle müdafaa ettiğinizi işitiyoruz. Halbuki elimizdeki kaynaklara göre Efgani mason olduğu, Ermeni ve Jön Türklerle gizli münasebeti bulunduğu, müslümanların dayanak noktası Osmanlı Türk hilafeti ile Sultan II. Abdülhamid'e ters düştüğü, Darül fünunun açılış konuşmasında «Peygamberlik sanatlardan bir sanattır» dediği, Renan'a yazdığı mektuplarda «islâm dinî ilmi boğmaya ve terakkiyi durdurmaya gayret etmiştir» şeklindeki hezeyanları vesikalarla tesbit edildiği halde hâlâ niçin müdafaa ediyorsunuz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Gerçekten Efgani'nin hayatı renklidir. Mısır'da ve İran'da ihtilâl'e teşebbüs edişi, İngilizlerle birlik olup II. Abdühamid'i hal etmek isteyişi bunu göstermektedir. Mason oluşu, talebelerinin ifadelerine ve vesikalara göre doğrudur. Ancak mason oluşu İslâma hizmet içindi.

MUKALLİD: İslâmda zaruret halinde harâm işlenebilirse de mason olmak, «mukaddes mason cemiyeti» diyerek küfre düşmek acaba caiz midir?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: O da mason olmakla islâmiyete hizmet edilemiyeceğini anlayınca masonluğu bırakmıştır. Evet Efgani'nin birkaç hatâsı olmuştur. Sen bile bu birkaç hatâ üzerinde duruyorsun. Bu adamın Allaha Peygambere inandığını, nemaz kılıp oruç tuttuğundan hiç bahsetmiyorsun? Birkaç hatâsı yüzünden koskoca bir insan tutup atılır mı?

MUKALLİD: Efgani'nin masonluğu bıraktığına dair elimizde bir vesika yoktur. O birkaç hatâsı çam ormanını meşe ormanı haline getirecek kadar fecidir. Neyse Efgani'yi geçelim de biraz da Abduh'dan bahsedelim. Üstadı Efgani gibi Ezher'e masonluğu sokuşu, kendisi de mason olup kadınların açılıp saçılmalarını terviç hususunda Kasım Emin'i vazifelendirişi, bütün mucizeleri inkâr edişi, meselâ Musa aleyhisselâmın asa ile denizi yarma mucizesine Med ve Cezir hadisesi demesi, teselsülün butlanı meselesine muhalif oluşu gibi küfrü gerektiren fiil ve hareketlerine ne dersiniz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Muhammed Abduh, son asrın müçtehidlerindendir. Taklît zincirini kırmıştır. Ona uzatılan diller kesilmeye lâyıktır. Avrupalılar mucize ve kerametlere inanmazlar bunları tevil etmek gerekirdi, Abduh da İslâma leke gelmesin diye mu'cizeleri te'vil etmiştir. Fil sûresindeki kuşları sivri sinek, attıkları taşları da mikrop olarak tefsir edişi bu delilimizi isbata kâfidir.

MUKALLİD: Abduhun müçtehid olduğu Diyanetin neşrettiği bir kitapta da vardır. İfademi mazur görün, müçtehid olmak için lüzumlu ilimlerden başka mason olmakta mı vardı? Efgani, masonlukla İslâma hizmet edilemiyeceğini bilip ayrıldığını söylemiştiniz, bu fikrîni tilmîzi Abduha niçin söylemeyip onun da mason oluşuna ses çıkarmamıştır.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Abduh da İslâma hizmet gayesiyle mason olmuştu.

MUKALLİD: Masonluğu bir tarafa, Abduh selefiyeci olduğuna göre, mucizeleri ve fil sûresindeki açık nasları te'vil edişine ne dersiniz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Te'vil edişine hatâdır derim. Biz hatâsı olan bir insana ne kadar büyük olursa olsun hatalıdır demekten çekinmeyiz, velevki Hazret-i Osman olsun? Üstad Mevdûdî'nin Hazret-i Osmanın hatâlarından bahsedişi gerçek ilim sahiplerine has bir usûldür.

MUKALLİD: Hazret-i Osman hakkında konuşmayı zait görüyorum. Müçtehidlerin hatasından bahsettiniz meselâ Abduhun hatâsından. Bir müçtehidin hatâ veya isabet ettiğini Allahü teâlâdan başka kimse kat’i olarak bilemez. Ancak diğer müçtehid kendi içtihâdına göre hatâ olduğunu söyleyebilir.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Biz de o şekilde söyledik ya... Son asrın müçtehidlerinden Raşit Rida'nın da Hazret-i Musa'ya kâhin demesi, tevatür hadisleri inkâr edişi, Şakkul Kamer mu'cizesini te'vil edişine de çekinmeden hatâ derim. Nurcuların Said Nursiyi, Süleymancıların Süleyman Tunahan'ı, tarikatçıların şeyhlerini hatasız günahsız bilmelerine karşılık, biz sevdiklerimizin bile hatâlarına hatâ demekte mahzur görmüyoruz. Nurcuların yanında Peygamberin aleyhine konuş o kadar kızmazlar da Saidi kürdiye azıcık bir şey dense öldürürler adamı. Tarikatçılar ve Süleymancılar da nurculardan geri kalmazlar. Süleymancılar ceplerinde Süleyman Efendinin fotoğrafını taşırlar ve RABITA yaparak ona taparlar.

MUKALLİD: Fotoğraf taşıyarak rabıta yapmak tapmak anlamına gelmez. Tasavvufta rabıta esastır. Fakat rabıtaya çatmak tasavvufu inkâra varmaz mı?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Tasavvuf bizim bilmediğimiz bir âlemdir. Bilmediğimiz bir âlem hakkında konuşursak hatâ ederiz. Tasavvufa girip de kendinî Hak sanacak, ENEL HAK diyecek kadar ileri gidenler olmuştur. Bize hakikat lâzım hakikat... Üstad Mevdûdî'nin tasavvufa kapılışından dolayı Gazâlî'yi tenkid etmesinde isabet vardır.

MUKALLİD: Tasavvuf, Peygamber aleyhisselâmm bâtın nurudur. Eşyanın hakikatim müşahede edenlerin makamıdır. Tasavvuf bir haldir, yaşamıyan anlıyamaz. Müsaadenizle başka bir suale geçmek istiyorum. Farklı içtihâdlar da bu mutlaka isabetlidir, bu mutlaka doğrudur, denemez. Kelâm Dersleri isimli bir kitapta «Selefiyyenin doğruluğunu isbatlayan deliller» diye ifadeler yer almaktadır.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Diğer mezheplerde hatâ ihtimali çoktur. Fakat Selefiyyede hatâ olmaz, onun için doğru denmiştir. Zira selefiyye nasları tevil etmedikleri için hatâya düşmezler.

MUKALLİD : Tevil edilmesi gereken naslar yok mudur?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Yoktur. Zira hiç bir nebi, hiç bir veli ve hiç bir melek, dereceleri ne kadar yüksek olursa olsun âyetleri te'vil edemezler, te'vil ederlerse hatâya düşerler.

MUKALLİD : O Kelâm Dersleri kitabında da bu ifadelere benzer cümleler yer almaktadır. Naslar niçin te'vil edilmez?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: «Te'vilini sadece Allah bilir.» âyeti bunun kat'i delilidir.

MUKALLİD : Gaybı da Allahü teâlâdan başka kimsenin bilemiyeceğine dair âyet-i kerîme var, fakat Cenâb-ı Hak dilerse, bir Peygamberi, bir velisi de bilebilir, değil mi? Te'vil de böyle değil mi? Allahü teâlâ müteşabih âyet-i kerîmelerin tevillerini Peygamber aleyhisselâma bildiremez mi? Veya büyük bir veliye bir âyet-i kerîmenin te'vilini bildiremez mi?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Bizim tasavvufa uzak kalışımızın sebeplerinden birisi de «Allah'tan başka gaybı kimse bilmez» diye nas olduğu halde «Evliya keramet göstermek suretiyle gaybı bilebilir.» demek âyete aykırı olduğu için şirktir.

MUKALLİD: Kerametin hak ve sabit olduğunda icma vardır. Hazret-i Ömer Radıyallahü anh'ın hutbe okurken İslâm ordusunun arkadan çevrildiğini görüp Sariye isimli kumandana CEBELE CEBELE diye bağırdığı, bu sesin Nihavend'de duyulduğu inkâr edilemiyecek kadar meşhur olmuştur.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: O keramet değil, ferasetti.

MUKALLİD : Anlaşıldı, fazla söze lüzum kalmadı. Çok mühim bir sual sormak istiyorum. Peygamberlerde bulunması gereken beş sıfattan birisi de İSMET sıfatı, yani günah işlememe sıfatı değil midir?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Evet.

MUKALLİD: Şimdi size yüzlerce âyet-i kerîmeden birkaçının mealini söyleyim. Te'vil edilmediği takdirde ne fecâatlar ortaya çıkacaktır. Meselâ Âdem aleyhisselâm ile Havva Validemiz hakkındaki A'raf sûresi 190. âyet-i kerîme meâlen şöyle: ALLAH ONLARA KUSURSUZ BİR ÇOCUK VERİNCE, KENDİLERİNE VERDİĞİ ŞEY HAKKINDA ALLAH'A ORTAK KOŞTULAR ALLAH ONLARIN ŞİRKLERİNDEN BERİDİR. Bu meal, te'vil edilmezse hâşâ Âdem aleyhisselâmla Havva validemiz, müşrik, yani kâfir olmuş olurlar. Halbuki İslâm Uleması, çeşitli şekilde te'vil etmişlerdir. Kimi Âdem aleyhisselâmın zürriyetinden gelen muşriklere, dinsizlere hitap demişler, kimi de Hübel gibi putların kulları olduğunu söyleyen kimselere hitap demişlerdir. Hiç bir islâm âlimi bu apaçık âyet-i kerîmeye rağmen Âdem aleyhisselâma kâfir dememiştir. Selefiyye te'vil etmediğine göre, maazallah hali harap...

Bakara Sûresi 30. Âyet-i kerîmesi te'vil edilmezse günahsız olan meleklere günah isnat edilmiş olur.

Fetih Sûresi 2. Âyet-i kerîmesinde Peygamberimizin geçmiş ve gelecek günahlarının affedildiği, yani günah işlemiş olduğu ve işleyeceği meal olarak bildirilmiştir. Te'vil edilmediği takdirde Peygamber aleyhisselâmın günah işlemiş olduğu, Peygamberlik sıfatlarından İSMET sıfatının ortadan kalkacağı meydanda…

Enbiya Sûresinin 87. Âyet-i kerîmesinde. Yunus Aleyhisselâm, Allahü teâlânın kendisine güç yetiremiyeceğini sanmıştı, mealindedir. Cenâb-ı Hakkın güç yetiremiyeceğini sanmak ise küfürdür. Âyet-i kerîme te'vil edilmezse Yûnus aleyhisselâm da küfre sokulur. Te'vil etmeyen selefiyye ne yapacak?

Yûsuf Sûresi 24. Âyet-i kerîmesinde kötülüğe kastetme gibi bir meal bulunmaktadır. Te'vil edilmezse Yûsuf Aleyhisselâm da günaha kastetmiş sayılacak.

En'am Sûresi 76, 77 ve 78. Âyet-i kerîmeleri de meal olarak İbrahîm aleyhisselâmın aya yıldıza taptığı görülüyor. Te'vil edilmezse İbrahîm aleyhisselâm da küfre sokulmuş olur.

Tevbe sûresi 43. Âyet-i kerîmesi de te'vil edilmezse Peygamber aleyhisselâmın, yanlış iş yaptığı ve Allahü teâlâ tarafından azarlandığı gibi acaip bir mâna çıkar.

Daha bunun gibi birçok âyet-i kerîme vardır ki te'vil edilmezlerse Peygamberlerin günaha, küfre girdikleri anlaşılır. Bu bakımdan ehl-i sünnet .uleması te'vili gerekli âyet-i kerîmeleri te'vil etmişlerdir. Bu bakımdan şerhsiz âyet-i kerîme meali yazıp okumak ve öylece itikat etmek küfürdür.

MÜÇTEHlD TASLAĞI: Ne mânaya gelirlerse gelsinler, biz selefiyeciler, âyetleri te'vil etmeyiz. Âyette Peygamberin günah işlediği yazılıyorsa, günah işlemiştir. Günah işlemedi diye te'vil edilemez. Te'vil eden bütün islâm âlimleri hatâ etmiştir. Selefiyenin hak ve doğru mezhep olduğunu bilim ehline kabul ettirdiğimiz için İmâm-Hatip Liselerinde selefiyecilikle ilgili kitaplar okutulmaktadır. Gazaliler, şunlar bunlar selefiyeciliği önlemişlerse de biz maya tutturduk, kimse mâni olamıyacaktır.

MUKALLİD : Mani olunmuştur. «Ümmetim dalâlet üzerinde ittifak etmez» Hadis-i şerîfi gereğince selefiyeciler asırlardır azınlıkta kalmışlardır. Âyet-i kerîmelerin te'vil ve tefsir edilmesinde icma vardır. Zaten Hadîs-i şerîfler Âyet-i kerîmelerin te'vil ve tefsirleri değil midir? Size vehhabilerle ilgili bir sual sormak istiyorum. Ettevessül bin Nebi isimli kitapta Vehhâbilerin itikadı hulasaten dört madde halinde açıklanmıştır:

1 - Halıkı mahluka benzetmek.

2 - İlâhlıkla kulluğu birleştirmek.

3 - Peygamberimizi tazimden kaçınmak.

4 - Bütün ehl-i sünneti tekfir.

MÜÇTEHlD TASLAĞI: Bütün bunlar âyetlerin te'vil edilmeyişlerinden oluyor. Daha önce de söylediğim gibi te'vil etmemek hatalı bile olsa, te'vil etmekten iyidir. Çünkü Hazret-i Ömer müteşabih âyetleri soranları kırbaçlatmıstır.

MUKALLİD: Başka bir suâlimiz var: Ahmed Selâmi Tosçuoğlu ile yaptığımız bir sohbette, mezhepleri tevhid etme, birleştirme, telfık gibi mezhepsizlik hareketinin Vehhâbiler tarafından icra edildiği iddiasına ne dersiniz? diye sorduğumuzda, «Vehhâbiler, her ne kadar bid'at, dalâlet ve bâtıl yolda iseler de davalarında samimi kimselerdir. Mezhepsizler ise, davalarında samimi değildir. İnanmadıkları halde inanıyor görünüp yüce Şeriatımızı lâik batı felsefesine uydurmak için şeriat düşmanları tarafından vazifelendirilmiş satılık kimseler» olduğunu iddia etti.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Ahmed Selâminin fikirlerine hiç katılmam, fakat bu fikrîni ise tamamen iftira olarak kabul ederim. Allah bir, Peygamber bir iken mezhepler neden dört olsun? Mezhepleri birleştirerek birlik ve beraberliği sağlamak takdirle karşılanması gereken bir harekettir. Bu birliği sağlamak için, yani mezhepleri birleştirmek için Diyanet işleri Başkanlığımız olumlu adımlar atmış ve bu hususta birkaç de eser neşretmiştir.

MUKALLİD: Diyanetin durumunu bildiğimiz için konuşmak istemiyorum. Size başka bir sual tevcih etmek istiyorum. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında mevzu hadisler bulunduğunu söylüyormuşsunuz, doğru mudur?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Doğrudur. Misallerine geçmeden önce şunu arzedeyim, Prof. Mahmasanî geri kalış sebeplerimizden birisinin de mevzu hadislere yer verişimiz olduğunu söylemekte ve «İbnî Teymiyye ve Muhammed Abduh gibi müceddid âlimler bu üzücü duruma karşı ayaklanmış din ve akıl prensiplerinin ışığı altında hadisleri ayıklamış, hattâ Buhari ve Müslim hadislerini de tenkid etmişlerdir.»

Buharî'deki Acve hurması ile ilgili hadîs-i naklederek «İhmal, hatâ uydurma ve iftira yolu ile sünnete katılan binlerce benzerinden bu bir örnektir.» şeklinde bir ifade ile iddiasını ispatlamaktadır.

MUKALLİD: Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim gibi Kütüb-i sitteye dahil kitaplarda da mevzu hadis var diyorsunuz öyle mi?

MÜÇTEHİD TASLAĞI:    Kütüb-i sittedeki  hadisler de mevzu olabilir. Yani senedi sahih de olsa yine mevzu olabilir.

MUKALLİD: Nasıl olur?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Bir hadîsin ravileri ve senedi sağlamdır, fakat aklen Peygamberimizin böyle bir hadis söylemiyeceği kabul edilirse o hadis mevzudur denir. Başka bir ifadeyle, Buharî'de olduğu gibi senedi sahih bir hadise mevzu diyebilmek için bütün te'vil kapılarının kapalı olması lâzımdır.

MUKALLİD: Demek biz, Prof. Mahmasani gibi Buharî'de okuduğumuz, fakat te'vil edemediğimiz bir hadîs-i şerîfi mevzu olarak mı kabul edeceğiz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Kaide neydi? «Senedi sahih olan bir hadis hakkında asılsız diyebilmek için bütün te'vil kapılarının kapalı olması lâzımdır.»

MUKALLİD : Evet şimdi anladım. Senedi sahih bir hadisi te'vil edebilirsek sahih, edemezsek mevzudur. Bu usûl-i hadisde yeni bir kaide mi?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Hadislerin mevzu olduğu başka türlü de anlaşılır.   Meselâ ravileri arasında kâfir ve fâsık bulunursa o hadis de mevzudur.

MUKALLİD: Bir misal verilebilir mi?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Bir değil çok verebilirim : Sıffinde Hazret-i Ali'nin karşısında savaşan bütün ashabın rivâyet ettiği hadislere mevzu gözüyle bakılır. Onların rivâyet ettikleri hadislerle amel caiz olmaz. Bunların bagi oldukları hadisle sabitken bu âsilerin rivâyetlerine nasıl inanılır?

MUKALLİD: Kütüb-i sitte ve diğer hadîs-i şerîf kitaplan ile ehl-i sünnet ulemasının yazdığı bütün kitaplar âsi diye vasıflandırdığın eshâb-ı kirâmın rivâyet ettikleri hadîs-i şerîflerle doludur

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Zaten bizim ehl-i sünnet âlimlerine itimat edemeyişimizin asıl sebebi buradan gelmektedir. Adamın, Yezid'in babasını sevdiği yetmiyormuş gibi, bir de kalkmış onun rivâyet ettiği hadisleri almış, bu kitaplara nasıl mevzu hadisle doludur denmez. Meselâ İmâm-ı Gazâlî'nin İhya'sı, Fakih Ebulleys Semerkandi'nin Tenbihulgafilin ve Bostanülarifin'i mevzu hadislerle doludur. Çok kıymetli bilinen BEYZAVİ tefsîriyle, Ebussuud tefsirinde mevzu hadisler vardır. Ebû Hanife çıkmış ashabın hepsini hayırla yadederiz, diyor. Mâlik çıkmış, Muaviyeyi kötüleyen öldürülür diyor. Bagilerin başı Yezid'in babasına böyle övgüler düzen mezhep imâmlarına nasıl itimat edilir? Mezhepler birleştirilirse yanlışlar atılır, doğrular alınır, hakikat ortaya çıkar. Üstad M. Kemal Pilâvoğlu hazretleri bile 1 Mayıs 1973 tarihli yazı yazdığı gazetesinde mezhep sahibi dört İmâm için : «Resûlüllahın hayatı, Kur'ân-ı Kerîmin tebligatı açıkken bu ayrılıklar, kasır akıllarıyla, indi görüşleriyle, düşünüşleriyle hakikatten kayışlardır.» demektedir. M. Kemal Pilâvoğlu bile mezhep imâmlarının kısa akıllı olduklarını müşahede etmiş, böyle tezatlı mezhep hükümlerine itimat edilmemesini açık seçik yazmıştır. Biz de mezhepler birleşirse bu kasır akıllılar ortadan kalkar diyoruz.

Mecelle, içtihâd konusunu çok dar bir çerçeve içine almış «Mevrid-i nasta içtihâda mesağ yoktur.» demiştir.

Üstadlarımızdan İbnulkayyım «Dinîni hiç bir müçtehîde ısmarlama (Mezhep iİmâmlarının sözlerini din gibi kabul etme), Peygamber ve eshâbından geleni al, tabiunda ise muhayyersin.»

Yetkili organımız olan Diyanet Yayınlarından bir kitapta da yazdığı gibi, müçtehid olsun veya olmasın her mükellefin kitap ve sünnet ile amel etmesi, bunların yerine Ebû Hanife ve Mâlik gibi fukahanın sözlerini ikame etme tehlikesini önlemesi lâzımdır.

Şevkâni zeydidir, Abduh masondur diye eserleri kötülenemez. Eser yazarı ile değil, yazar eseri ile değerlendirilmelidir.

MUKALLİD: İçtihâdı, müçtehidi, mezheplerin hikmetini, ihtilafların rahmetini bilmeyenlere veya bilip de kasıtlı yazan veya konuşanlara hüccet getirmek zaittir. Size başka bir sual kimlerin hangi eserlerini okumamızı tavsiye edersiniz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Başta İbni Teymiyenin eserleri olmak üzere, İbni Abdulvahhap, Raşid Rida, Mevdûdî, Hamidullah, Ebû Zehra, Seyyit Kutup, Ibni Rüşt, M. Şevkâni, İzmirli İsmail Hakkı ve Ahmet Hamdi Aksekili'nin eserlerini tavsiye ederim.

MUKALLİD: Mevzu hadisleri öğrenebilmem için bir kitap tavsiye eder misiniz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Aliyyül Karinin EHADİSÜL MEVDUAT kitabını oku.

MUKALLİD: Aliyyülkari, senediyle ve her yönüyle sahih olan bir çok hadîs-i şerîflere mevzu demiştir. Sonra itimata lâyık bir kimse de değildir. Tasavvuf büyüklerine, İmâmı Şafiî ile İmâm-ı Mâlikin içtihatlarına bile dil uzatmıştır. Hattâ Peygamber aleyhisselâmın mübarek anne ve babasına kâfir diyebilmek için, güya kâfir olduklarını ispat için hususî bir risale yazacak kadar taşkınlık yapmıştır. Nasıl itimat edilir?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Benim tavsiye ettiklerime itimat etmiyorsun, bir de ne diye benden tavsiye istiyorsun?

MUKALLİD: Ölçü almak için.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Ne ölçüsü?

MUKALLİD: Sizin tavsiye ettiklerinizin altında mutlaka bir art niyet yatar da ondan.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Anlaşıldı. Bir de ben sana soru sorayım. Sen hangi ekole bağlısın?

MUKALLİD: Fırka-i naciye olan ehl-i sünnet velcemaat ekolüne dahilim.

MÜÇTEHİD TASLAĞI : Komünistler Lenin veya Mao'yu, Kapitalistler de Batıyı taklit ediyorlar. Siz de mezhep imâmlarını taklit etmekten kurtulamıyacaksınız.

MUKALLİD: Hak ile bâtılın taklidi aynı şeyler midir? Resûlüllahı taklit ile Ebu Cehili taklid bir midir? Biz bir mezhebe mensup olmakla yani sizin tabirinizle mezhepçi olmakla Allah'a hamd ediyoruz. Size bir sorumuz daha var: Enver Baytan Hoca ile Mühendis Süleyman Karagülle aynı siyasî kanaata sahip olduğu halde Baytan Hoca müçtehid bulunmadığını söylerken Karagülle müçtehid olduğunu iddia etmektedir. Karagülle mesleğiyle uğraşacağı yerde niçin ictihad etme sevdasındadır?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Din kimsenin tekelinde değildir. Her müslüman dinîni bilmeye mecburdur. Bunun için din görevlisi olmak şart değildir. Enver Baytan Din görevlisi olduğu halde mezhepçidir, katiyyen onu tasvip etmeyiz. Karagülle kendi kendini yetiştirmiş bir kimsedir. Tarihteki müçtehidlerin hemen hepsi bir meslek sahibiydi. Ebu Hanife tüccardı. Karagülle ictihad etmek istiyorsa neden karşı çıkıyorsunuz? Siyasî kanaati bizden ayrı olmakla beraber Karagülleyi tasvip ediyoruz.

MUKALLİD : Biz Karagülle'nin mühendisliğine değil, mezheplere saldırmasına kızıyoruz.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Karagülle mezheplere değil, mezhepçiye, mezhep saliklerine kızıyordur.

MUKALLİD : Karagülle, müslümanların neşir vasıtası TEK YOL'da içtihâdların beşerî ve mevzî olduğunu, bundan dolayı bugün artık uygulanamaz cihetleri bulunabileceğini, esasen zamanla mezheplerin fetvalarla değiştirile değiştirile bozulduğunu, bugün Hanefilerin uyguladıkları birçok kısımlar, Ebu Hanifenin içtihâdına muhalif bulunduğu, Ebu Hanife'nin ictihad yapmaksızın keyfî olarak değiştirilen hükümleri biz içtihâdla doğrusunu bulalım dediği ve hattâ bugün herkesi içtihâda davet edilebileceği açık olarak yazılmaktadır. «Ebu Hanife ile aramızda görüş ayrılığı halinde kendi görüşümü uygularım», diyerek kendinî İmâm-ı Âzam derecesinde görüyor. Bu fikirleri lâfta kalmıyor, ictihad kapısına Donkişotca yüklenip bazı içtihâdlarda bulunuyor:

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Bir iki misal verebilir misin?

MUKALLİD : TEK YOL isimli mecmuada içtihatlar çok... Meselâ Lâik memleketlerde müslümanların yürürlükteki mevzuata uymak zorunda olduğunu, eğer uyma imkânı yok ise yapılacak işin o memleketten göç olduğunu beyan ederek mezhep sahibi biz müslümanları yurdumuzdan sürerek mezheplere bağlanmayanlara yani mezhepsizlere mi bırakmak istiyorlar?

Diğer içtihâdları da şöyledir. «Devlet Başkanı tekkeden ve locadan uzak olmalıdır. Devlet Başkanının mutlaka halkın dinînde olması da şart değildir, zira o takdirde devlet dinî bir devlet olur. Biz tekke ve localara karşı değiliz, sadece devletin bunların tesiri dışında kalması gerektiği kanaatındayız. Biz demokrasiye son derece inanıyoruz. Demokratik her memlekette müslüman İslâmiyeti yaymaya devam eder ve İslâmiyete aykırı olan kanunlara uyar, bundan dolayı hiç bir günaha girmez. Yaşanan memleketin kanunları bir kazancı meşru sayıyorsa ve şahıs da kendisi için bu kazancı meşru sayıyorsa ki Türkiye'de fâizin durumu budur, böyle kimselerin davetine icabet edilir.

Câri kanunlarla muamele kazanca meşruiyet kazandırır. Herkes İslâmiyeti istediği gibi anlar ve ona göre amel eder. Avrupalılar lâikliği İslâmiyetten öğrendiler. Bu itibarla bizim lâik nizam içinde gocunacağımız bir husus yoktur. Hatâ etmiş olabilirim, bundan mes'ul değilim. Millî Gazete ilgilileri -sizin gibilerin tazyiki ile- bana bu nevi yazı yazmamamı söylediler, ben de Millî Gazetede yazmıyorum. Araştırma yapamıyacakları için şimdilik dört mezhepten başka uyabilecekleri mezhep yoktur. Araştırma yapmak suretiyle başka mezheplere girebilecekleri gibi bugün yeni bir mezhep de pekâlâ kurulabilir. Devir ve ihtiyaçlara göre yeni mezheplerin doğması zaruridir. İctihadlar yapılarak İslâmiyetin yeniden doğuşu mümkün olacaktır.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Karagülle ile siyasî kanaatimiz ayrı olduğu halde onun mezhepler karşısındaki isabetli tutumundan dolayı takdirle karşılıyorum. Görüyorsun ki siyasî kanaatimin ayrı oluşu hakkı teslim etmeme mâni değildir.

MUKALLİD : Karagülle'nin enteresan bir fikrî daha var: «Sun'i Yağmur Üzerine Bir Sohbet» isimli bir yazısında yağmur duasında duanın hiç önemi olmadığını anlatıyor. «Halk bol ve püsküllü elbiseler giyer, içini dışına çevirir, bu suretle havanın elektriklenmesine yardım edilmiş olur. Sivri uçlardan daha çok elektrik kaçtığını bilmekteyiz. Bu duaya koyunlar gibi yünlü hayvanlar da götürülür bu suretle onların da havayı harekete» getireceği ve fiili dua yapılacağı iddia ediliyor. Kısaca demek istiyor ki, dua ettiğimiz için yağmur yağmıyor, yapılan hareketlerle sun'i yağmur yağıyor.

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Karagülle'nin maneviyat anlayışı da bize uygundur. «Devir ve ihtiyaçlara göre yeni mezheplerin doğması zaruridir.» sözü ise bizim baştan beri savunduğumuz fikirdir. Elbette yeni mezhepler kurulmalıdır.

MUKALLİD: Yeni kurulacak mezheplerdeki size göre olan doğruları alır yine size göre tam sıhhatli yeni bir mezhep meydana gelir ki, böylece diğer mezhepler ilga olacağından yine mezhepler birleşmiş olmaz mı?

MÜÇTEHİD TASLAĞI:  Müctehide ictihad etme yetkisini Allah vermiştir, bu yetkiyi kimsenin elinden almaya selâhiyeti yoktur.

MUKALLİD : Bunlar anlaşıldı. Miraç ve diğer mucizeleri inkâr eden Hamidullah hakkında ne düşünüyorsunuz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Hamidullah Hoca büyük insandır, profesördür. Miracı rûhi hal saymak kâfirlik veya fâsıklık değildir. Hamidullah'a dil uzatan Necip Fazıl'dır. Hamidullah Hoca Buda'ya Peygamber dedi diye kızıyorlar. Halbuki budizm vahy mahsulü olabilir. Aksi isbat edilmedikçe Buda'ya Peygamber değil denemez.

MUKALLİD : Budizm vahy mahsulü olduğu kat'i surette bilinmediğine göre Buda'ya Peygamber demek de hatalı olmaz mı?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Hatalı olsaydı Hamidullah Hoca demezdi.

MUKALLİD: Peygamber aleyhisselâma «Süt kardeşinin omuzunu ısırdı» diye iftira etmesine ne dersiniz?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Hamidullah Hoca o vakayı tarihçilere dayanarak naklediyor. Maksat hem çocuğun tabiîliğini anlatmak hem de bunun ileride Şeymayı tanıttığını ifade etmektir. Peygamber o zaman çocuktu, ısırması niçin anormal olsun?

MUKALLİD : Hangi tarihçiden nakletmiş? Peygamber aleyhisselâmı suçlayıcı bir hüküm uydurma tarihlere dayanılarak anlatılabilir mi? Peygamber aleyhisselâm için «O zaman çocuktu» dediniz. O öyle çocuktu ki, doğduğu zaman şehadet getirdi. Ümmeti için dua etti. Annesinin sol göğsünden bir defacık olsun emmedi. Gölge yapmak için üzerinde daima bir bulut dolaşırdı. Çocukken sadrı yarılarak kalbi yıkandı. Doğuştan masum bir çocuktu, Kâinatın Efendisiydi. Bir çocuktu nasıl denebilir ve diğer çocuklarla nasıl mukayese edilir?

MÜÇTEHİD TASLAĞI: Hamidullah Hoca çocuk demişse çocuktur. Başka söze lüzum yoktur.