SEBİLE AÇIK MEKTUP 

Bugüne kadar gazetenizdeki hatâları tenkid etmedik, yine de etmek istemiyoruz. Çünkü bir birliği zedeleyici bütün hareketlerden uzak durmaya son derece dikkat ediyoruz. Ancak yurtiçi ve yurtdışından aldığımız mektuplarda «Sebil ne yapıyor, niçin Seyyit Kutub'u reklâm ediyor?» gibi sualllerle karşılaşıyoruz.

Seyyit Kutubcu bir okuyucu, sizin 14.4.1978 tarihli «HAKKANİYET VE İNSAF ÖLÇÜLERİ» isimli Başyazınızı kesip göndermiş, bizden cevap istemektedir.

Hatâlarınız bir tarafa Sebil tarafımızdan da desteklenmektedir. Zira biz yüce davamıza hizmet etmek, masonluk ve komünizm belâsından kurtulmak için Hıristiyan kâfirleriyle bile ittifak kurmayı isteyen kimseleriz. Kardeşlerimizin hatâlarını önce gizli mektuplarla tashih için çalışır, kimseye teşhir etmek istemeyiz. Fakat bu hatalı yara kangren halini alırsa, kardeşlerimizin birliği ve hu yaranın bütün vücûdu etkilememesi için ona neşter vurmayı aslî bir vazife biliriz. Aynı ölçü içinde M. Şevket Eygi kardeşimizi de tenkid ettik. Tenkidimizi hoş karşıladı. Hakikati söylediğimiz için, Hakkı tebliğ ettiğimiz için bize kızmayacağınızı ümit ve temenni ediyoruz. Davamızın selâmeti için haklı tenkidlerimize kulak vermenizi istiyoruz.

Mezkûr Başmakaleye başlarken Sebil'in İslâmî düşünceyi, İslâm inancını kendine temel hareket noktası yaptığını yazıyorsunuz. İslâmî düşünce ile İslâm inancı ayrı şeyler midir? Ayrı olduğu için ayrı yazdığınız görülmektedir. İslâm, Allah nizamı mıdır, yoksa beşerî bir nizam mıdır? Düşünce nizamı mıdır? Elbette Allah nizamıdır diyeceksiniz. Fakat neden mezhepsiz Mevdûdî ve mezhepsiz Kutup gibi İslâmî düşünce tâbirini kullandınız? Bildiğiniz gibi düşünce insan mahsûlüdür, Allah nizamına düşünce denir mi hiç?

Başmakalenizde bazı kişilerin Seyyit Kutub'un dalâlette olduğunu iddia ettiğini yazıyorsunuz. Bu bazı kişiler, Necip Fazıl, M. Şevket Eygi, Ahmed Davudoğlu, Ahmet Selâmi Tosçuoğlu gibi yazarlarla Millî Fikir olabilir. Biz iddia etmedik, ispat ettik. Eğer insaf ölçüleri içinde o yazımızı incelerseniz Seyyit Kutub'un sosyalist bir düşünceye sahip Necip Fazıl'ın tabiriyle bir İbni Teymiyye meddahı olduğunu görürsünüz. Eğer Dergimizi Hakkaniyet ve insaf ölçüleri içinde incelerseniz Seyyit Kutub'un kaç yerde dalâlete hattâ küfre düştüğünü anlarsınız. Bütün bunlara rağmen biz Seyyit Kutub'un imanla veya imansız öldüğünü iddia etmiyoruz. Ancak fikirlerinin dalâlet olduğunu, kitaplarını okuyanların zehirleneceğini söylüyoruz.

Başmakalenizde Allah ve Resulü dışında kimsenin hatâdan münezzeh olmadığını, bu bakımdan Seyyit Kutub'un birtakım hatâlar yapmış olabileceğini hattâ hatâ yaptığını yazıyorsunuz. Ondan sonra da şöyle bir hükme varıyorsunuz :

«Ama İslâma gelişinden sonraki yazıp çizdikleriyle bir İslâm mütefekkiri olarak eğer hatâ ettiyse, İslâmın tefekkürde yanılana dahi sevap vermek suretiyle, düşünceyi düşüncesizliğe tercih ettiğini niçin anlamıyorlar, iddia sahipleri?»

Bu ifadelerinizle Seyyit Kutub'un hata yapsa dahi, bu hatalarından dolayı sevap kazanacağını iddia ediyorsunuz,

Bilindiği gibi her yanılan müslümanın hatâsına sevap verilmez. Birçok cahiller değil, birçok âlimler, Kur'ân-ı kerîmden yanlış manâlar çıkardıkları için fırkai dâlleden olmuşlar, Ehl-i sünnetten ayrılmışlar, böylece Cehenneme gitmeyi hak etmişlerdir. Mu'tezile, Cebriye âlimleri ve İbni Teymiye gibi sapıklar bu kabildendir. Düşünceyi düşüncesizliğe tercih etmek ne demektir? Her önüne gelen düşünüyorum, tefekkür ediyorum diye Kur'ân-ı kerîm'den murad-ı İlâhiyi anladığını iddia derse ortalıkta din diye bir şey kalır mı? Sizin iddia ettiğiniz gibi düşünene (tefekkür edene) yanılmasından dolayı sevab verilmez. Yalnız müctehidlerin içtihâdındaki hatâlardan dolayı sevab vardır. Yoksa Seyyit Kutub'a zımnen müctehid mi demek istiyorsunuz? Ancak müctehidlerin farklı ictihadları rahmettir. Önüne gelenin din adına konuşması nasıl rahmet olur?

Seyyit Kutub Allah adına konuşup hatâ ettiği halde sevab alıyorsa, biz de Seyyit Kutup'u tenkid ettiğimiz için acaba sevab alır mıyız? O Hazret-i Osman radıyallahü anh gibi büyük bir sahabiyi tenkid ederken hoş da biz onu tenkid edince günah mı oluyor?

Bilindiği gibi dinîmizdeki yetmiş iki dalâlet fırkası Kur'ân-ı kerîm'e yanlış manâ verdikleri için dalâlete yuvarlanmışlardır.

Seyyit Kutub'un hatâ yaptığını bizzat siz söylüyorsunuz. Acaba mezhep imâmlarının tek hatası var mıdır? Farklı ictihadları hatâmıdır. Değilmidir?

Şöyle bir iddiada bulunuyorsunuz :

«Eğer bu merhumdan (Seyyit Kutub'dan) yaptığımız iktibaslarda ve hattâ tefsirinin tamamında bir yanlışlık varsa, Allah rızası için bildiriniz, düzeltelim veya tavrımızı ona göre takınalım.»

Sahiden bu sözünüzde samimi misiniz? S. Kutub dinde sözü senet olan bir müctehid midir? Eğer öyle ise, onun hatâsını ne biz ve ne de siz bulabilirsiniz. Siz veya biz kim oluyoruz da onun hatâsını bulmaya ve düzeltmeye çalışalım? Eğer S. Kutub, sözü dinde sened bir müctehid değilse, sözlerinin yanlış olduğunu hangi ölçü ile anlayacağız? Kur'ân-ı kerîm'e göre denemez, çünkü her sapık kendi fikrînin Kur'ân-ı kerîm'e uygun olduğunu iddia eder. Yok Ehl-i Sünnet âlimlerinin ictihadlarına göre denirse ki doğrusu böyledir dört hak mezhebin hiç birisine uymayan, Ehl-i sünnete tamamen zıt olan birçok görüşlerini 35 ve 36. sayılarımızla isbat ettik.

Bir insanın bütün görüşleri yanlış olamaz. İnsan kâfirlerden de iktibas yapabilir. Ancak onu dinde senet gibi gösteremez.

S. Kutub'un mezhepsiz olduğu size gönderdiğimiz sayılarda ispat edilmiştir. Bakalım neyi nasıl düzelteceksiniz ve tavrınızı nasıl takınacaksınız?

Kaddâfi hakkındaki neşriyatınızla hem fikiriz. Kaddafi de S. Kutub gibi kendisinin şeriatçı olduğunu söylemektedir. Solcu olduğunu siz de yazıp çizdiniz.

Aynı Başmakalede Ziya Paşa için de MERHUM tabirini kullanmışsınız. Allahü teâlânın rahmeti öyle ucuz mu ki de sağa sola ölçüsüz saçıyorsunuz? Ziya Pasa'ınn mason olduğu vesikalarla ispatlanmıştır. Ancak biz mason itikadiyle öldü, kâfirdir diye su-i zan etmediğimiz gibi, mutlaka cennetlikmiş gibi hüsnü zan etmeye de hakkımız yoktur. Cennetlikse Allah rahmet etsin, Cehenneme gitmişse ne desek faydasızdır. Siz hem S. Kutuba hem de mason vesikalı Ziya Paşaya merhum sıfatını rahatça yakıştırmışsınız.

Ölülerimizin hayırla yad edilmesi hakkındaki hadîs-i şerîfi yazmışsınız. Elbette ölülerimizi hayırla yad etmek mecburiyetindeyiz. Zahiren küfür alâmeti bulunmayan günahkâr da olsa Ehl-i sünnet olduğu bilinen ölülerimizi hayırla yad ederiz. Ne idüğü belirsiz kimseleri veya ne idüğü belli olan (meselâ Ziya Paşa gibi mason olan, Seyyit Kutub gibi mezhepsiz olduğu bilinen) kimseleri hayırla yad etmeğe mecbur muyuz? Müslümana kâfir diyen veya kâfire müslüman diyen kimsenin küfre düşeceği Ehl-i sunnet âlimlerinin fetvalariyle sabittir. Bunun için biz daima ihtiyatlı davranarak kâfir olduğu belli olmayan hiç kimseye KÂFİR demediğimiz gibi, mason olduğu belli olan veya mezhepsiz olduğu tesbit edilen kimselere de merhum diyemeyiz. Bunun vebalinin idrâki içindeyiz.

Başmakalenizde diyorsunuz ki;

«Merhum Seyyit Kutub, İslâm yolunda, Allah yolunda, inancı uğrunda başını vermeyi bilmiş, boynuna yağlı ilmeğin takıldığı en nazik bir anda bile inancının vakarına gölge düşürtmemiş, o nazik ve hayatî anda dahî bir tertiple Nâsır'dan gelen müjdecilerin «af dile hayatın bağışlanacak» haberi karşısında «bir mü'min, bir münafıktan af dilemez!» diyecek kadar bir fevkalâde direnmeyle eğilmemek dirâyetini gösterebilmiştir.»

Seyyit Kutub'un inancı uğrunda başını verdiği doğrudur. Ancak Ehl-i sünnet yolunda başım verdiği iddia edilemez. Müslüman olduğu halde 72 sapık fırkanın birisinden olan birçok kimse inançları uğruna canlarını vermişlerse de sapık oldukları için cehenneme gitmiştir. Bir vehhabi şeriat istiyorum diyerek kellesini verse şehid midir? Şeriatçı olduğunu söyleyen Kaddafî inancı uğrunda ölse şehit mi olur ?

Muhalfarz, S. Kutub'u Ehl-i sünnet itikadında, dört hak mezhepten birisine mensup bir kimse olarak kabul edelim. «Leş Francs Maçons» kitabındaki Seyyit Kutub ve arkadaşlarının masonların kontrolü altında çalıştığını gösteren belgeyi yırtıp atalım, komünistlikteki gibi bütün malların aslında cemiyetin olduğunu bildiren fikrîni görmeyelim. Allahü teâlânın buyurduğunun aksine İsa aleyhisselâmın öldüğünü söylediğini de duymayalım, kısaca kitaplarındaki yüzlerce, binlerce dalâletlerini görmeyelim Kendisiyle birlikte birçok müslümanın başını yemesi cihad mıdır, fitne midir, bir de bunu inceliyelim.

Nasıl Namaz ve Hac gibi ibadetlerin belli şartları varsa, cihadın da belli şartları vardır.

Ehl-i sünnet âlimleri cihad hususunda şöyle buyuruyor :

«Zor kullanarak emr-i maruf ancak Hükûmetin vazifesidir. Söz ve yazı ile cihad âlimlerin vazifesidir. Eğer bunları yapmak fitneye sebep olacaksa terki vacip olur.»

Dinîmiz böyle emrederken, Seyyit Kutub müslümanları Hükümete karşı ayaklanmaya ve ihtilâle kışkırtarak fitneye sebep olmuş, kırkbin civarındaki müslümanın felâkete sürüklenmesine zemin hazırlamıştır

Kahireli birkaç ahmak çıksa, masonların, mürtedlerin, komünistlerin hâkim bulunduğu Mısır'da yürüyüşe çıkıp «Zâlimlere itaat edilmez, vurun din düşmanlarına şeriat istiyoruz.» deseler, bu yüzden de idam edilseler, bunlar şehid mi olur, yoksa kendi .ölümlerine kendileri sebep olduğu için müntehir mi olurlar? Buna Allah uğrunda ölmek mi denir, yoksa kendi anladığı yolda ölmekmi denir?

Dinde müdara caiz, hattâ yerine göre lâzımdır. Müdâhane ise harâmdır. Hal böyle iken S. Kutub'un özür dilememesi de ikinci bir suçtur. Cenâb-ı Hak ölmemizi değil, yaşayıp dine hizmet etmemizi emir buyurmaktadır. S. Kutub zâlim Nasıra ihtilâl yapmayacağına söz verip, sonra da gücünün yettiği kadar, inandığı gibi hizmet etseydi güç ve fırsat bulursa zâlim Nasıra dersini verseydi, 40 bin Müslüman ile birlikte kendi kellesini yemese idi nasıl olurdu?

Mısırlı bir müslüman çıkıp da :

«Belediye nikâhı sahih değildir.» diyerek kanuni kayıt ve muameleleri yaptırmadan İslâm nikâhı ile evlense, bu da tesbit edilip zina suçuyla ceza giyse, her müslümana da böyle yapın diye kitap yazsa, bu cihad mı olur, yoksa fitne mi olur? Şuurlu müslüman kanunların mecbur kıldığı muameleleri yahut anlaşmayı imzalar, İslâm nikâhı ile de evlenir, kanunlara karşı gelerek fitneye sebep olmaz. Çünkü fitne çıkarmak adam öldürmekten kötü olduğu Kur'ân-ı kerîm'le sabittir. S. Kutub da fitne çıkararak binlerce müslümanın kanına girmiştir.

Peygamber aleyhisselâm, cemiyetçe belli bir maddî kuvvete sahip oluncaya kadar dinîmizi gizli gizli yaymaya çalışmıştır. Ancak belli bir kuvvetten sonra dinî açıktan tebliğe çalışmıştır. Hendek harbinde taarruza geçmemiş, siperlenme ve müdafaa hareketi yapmıştır.

Kurşun yağmuruna karşı gitmek nasıl ahmaklıksa, kırkbin müslüman ile ihtilâle teşebbüs ederek müslümanların öldürülmesine sebep olmak aynı derecede ahmaklıktır.

Seyyid Kutub'un kitapları hem mezhepsizlik yönünden, hem de fitne yönünden zararlı olduğunu 35 ve 36. sayılarımızda ispat ettik. Okuyarak insaf ölçüleri içinde cevap vermenizi, hakkı teslim etmenizi istiyoruz.