MUHTEREM MİLLİ FİKİR İDARECİLERİ VE OKUYUCULARI İLE BİR SOHBET 

Milli FİKİR Mecmuasının bütün sayılarını inceledim. Lehülhamd Şer'i muhalif  bir şey görmedim. Matbaa ve sehvin dışında hataya rastlamadım. Güzel dinîmizi yüceltmedeki bu büyük ve sert adımınız, câhil ve suçluları ürkütürken, atalarının yolunda yürümek isteyen, hiç bir klik ve gruba mensub olmayan ve Ehl-i sünneti kendine şiar edinen, çok kimselere bu yolda size adım uydurma ve çalışma gayretini bahşetti. Açtığınız bu çığır, devamlı ve mübârek olsun.

Siyasî ve dinî hiç bir hizipte bulunmadan,  sivâd-ı izam üzere olup din büyüklerinden, mezheb imâmlarından sitayişle bahsetmeniz, âlim ve  velîlere hürmeti dinî vecibe kabul etmeniz, akkâm-ı ilâhi ve sünnet-i Resülûllahı ( sallallahü aleyhi ve sellem ) aklın üstünde tutmanız, bunların şerhi ve avamın haline, anlamasına indirilmesi demek olan İcma ve Kıyas, şanlarına uygun makamda bulundurmanız, mükemmel dinîmizin özüne, rûhuna vukufiyetinizin nişânesi olarak göze çarpmakta, sizin gibi  gençlerin Allah için olan çalışmaları göğsümüzü kabartmakta, gözlerimizi yaşartmakta, cesaret ve ümidimizi artırmaktadır.

Bu bir köşede kalmış kardeşiniz, sizi tebrik ve tes'îd ederek kıymetli okuyucularınıza, hacmi küçük bu mecmuayı küçük görmemelerini, dikkatle okuyup, okutmalarını, yaymalarını istirham ettiğimi duyurmanızı rica ederim ve din mevzuunda uyanık bulunmak için:

1- Dinî ve din adamlarını istismar etmek en büyük bir tehlikedir. Dînin kendisi hâvî ve câmî siyaset olup, gaye olduğundan vâsıta edilip, derecesi düşürülmemelidir. Siyasetciler dine hizmet ve yaklaşma ile şereflenmeli, dinî kendilerine yaklaştırmak ve partilerine alet yapmakla alçalmamalıdırlar. Bu nevi bölücülük dine ve dinini sevenlere zarardır. Tevhidden, birleşme'den kuvvet doğar.

2 - İslâm dinînde ayrılığın zararlı olduğu meydandadır. Sapık fırkaların, felsefeyi dine karıştıranların ve reformcuların ortaya çıkışının İslâm dinî namına hiç bir faidesi olmamıştır. Eski Yunan Felsefecilerinden Eflatun ve Aristo'yu İslâm âleminde ihyaya çalışan Fârâbi, İbni Sina, ve İbni Rüşd'ün dinîmizde açmak istedikleri yara, Abdullah bin Sebe' yahudisinin, Vâsıl bin Ata'nın ve Fadlullah-i Hurufi'nin dine vurdukları darbeden az degildir.

Diger taraftan Hüccetülislâm İmâm-ı Gazâlî'nin (rahmetullahi aleyh) felsefecileri bir daha ağızlarını açamıyacak şekilde susturmasındaki ve İslâmda felsefe yapma sahifesini kapayıp, yapanların defterlerini dürmesi, iki asırlık mu'tezile saltanatını ortadan kaldıran Ebul Hasen-i Es'ari'nin (rahmetullahi aleyh) yaptığı büyük iş kadar büyüktür.

3 - «Ümmetin ışığı» ve “Dünyanın süsü” Hadîs-i şerifleri ile medhedilen İmâm-ı A'zam Ebu Hanife (rahmetullahi aleyh) İslâmda fıkhın ve hukukun kurucusu olarak ilelebed hep hayırla anılacaktır. İlimde, ictihadda vardığı mertebeye kimse ulaşamamıstır. Binlerce talebesi içinde en ön sırayı alan Ebu Yusuf ve İmam-ı Muhammed Şeybâni (rahmetullahi aleyhima), o din büyüğünun sözlerini açıkladılar, mezhebini dünyaya yaydılar. Sonrakiler de kitablara geçirip, unutulmaktan, kaybolmaktan kurtardılar. Bu usûl üizere binlerle, milyonlarla kitablar yazıldı. Sayısız âlimler, fakihler yetişti. Bizim gibi çok sonra gelenler, o ilimler denizinden bir yuduma, bir damlaya kavuşmakla itikad ve amelde bin küsur sene geriden onların ardı sıra gitmeye uğraşıyoruz. Onlar ilmin sembolleri idiler. Meselâ İmam-ı Şafiî (rahmetullahi aleyh) buyurur ki, “İlimden öğrenip de unuttuğum şey yoktur.” İmâm-ı Ahmed bin Hanbel'e (rahmetullahi aleyh) sorarlar:

- İctihad için, ravileri ile beraber yüz bin hadis-i şerif bilmek yeter mi?...       

- Yetmez.

- İki yüz bin yeter mi?

- Yetmez.

- Üç yüz bin yeter mi?

- Yetmez, asgari dört yüz bin bilmek lâzımdır.

Mezhep İmâmlarının büyüklüğünü, ilimdeki mertebelerini buradan anlamalıdır.     

Bu mânâ dar kalblerine sığabilseydi, son zamanlarda memleketimizde ve diğer memleketlerde o din imâmlarının, O Resûlüllahın birer mucizesi sayılan eşsiz âlimlerin ilim sofralarındaki ni'metlerin kırıntılarına kavuşmakla şereflenen bazı zavallılar sofra sahibine ve ni'metlerine şükredecek yerde, nankörlük edip, ni'mete sahip çıkmazlar, biz de onlar gibi ictihad ederiz diyemezlerdi. Asrımızın müctehid taslakları, mukallidin ahkâmını bilmekten acizdirler. Beyt:

Kendisi muhtaç himmete bir dede

Nerde kaldı gayriye himmet ede.

Bunlar yalancı müctehidler de olmayıp, din imâmlarına uymayı, yani İslâm dinine uygun itikad ve amel etmeyi nefslerine ağır bulan mezhebsizler, sapıklardır. Mezhebsizlik mezhebinin müctehidleri olmak isteyen, din cahilleri ve yobazlarıdır. Bu mevzuda A. Fâruk Meyan'ın Arapça-Farsça ve Urduca'dan terceme ettiği Seyful Ebrar kitabı en pek faideli ve doyurucudur.

Bu naylon müctehidler “İslâmda tasavvuf yoktur, evliya'nın kerametleri uydurmadır.” diyorlar. Ağızlarından çıkan söz çok büyük oldu. Mukallidin din konusunda kendiliğinden hüküm vermeyip din âliminden haber vermesi vazifesi iken, vazifesini suistimal edip, vazifesi ve salahiyeti olmayana dil uzatması, Hasan-i Basri, Habib-i Acemî, Ma'ruf-i Kerhi, Cüneyd-i  Bağdadî, Necmeddin-i Kübrâ, Abdü-kadir-i Geylanî, Mevlana Celaleddin-i Rumi, İmâm-ı Rabbani ve daha binlerce evliyayı  (kaddesallahu teâlâ esrarehüm) İslâmın dışında tutması, müslümanlıkla, imanla, husnuzanla bagdaşır bir sey degildir. Yani ilim sandikları, zanlarının  ve  bu  sözlerinin   İslâmda  yeri   yoktur.  Bunlar  da dört mezhebin  kadıları  tarafından  elinden  kalemi  alınıp, kuyuya habsedilen yazıları ve sözleri ile Ehl-i sünnete uymayan beyanlarda bulunan üstadları İbni Teymiye ve onun acemi taklîdcileri Seyyit Kutub, Mevdûdî, Hamidullah gibi hayırla anılmayacaklardır. Mason Cemaleddin Efgani, Abduh ve Resid Riza'nın kozlarını, kendileri gibi imânı, İslâmı zayıf, anlayışı  kıt olanlara  karsı  kullanmaları  kendilerine bir fazilet ve medeniyet bahşetmedigi gibi, ind-i ilahide de mes'ul olacaklardır. İslâmda büyük kitlenin yolundan ayrılan bu türedilerin, bu sapıkların sözleri,   küllükte açan çiçekler gibi, güzel, parlak gorünse  de  kokusuzdur, faidesizdir. Mısra :

İslâmda kırılan ilk şişe bu değildir.

Bir hadîs-i serîfte «Kişi sevdiği ile beraber olur.» buyuruldu. O halde, bu sapıkların ve reformcuların âhirette kiminle beraber olacakları anlaşılmış oldu.

Bir hadîs-i serîfte şöyle buyurulmustur:

«İlmi arttığı halde ibadet ve yakini artmayanın sadece Allahü teâlâdan uzaklığı artmıştır.»

İslâm dini, iki dünya saâdetine kavusturmak için, Allahü teâlânın, Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) vâsıtası ile, kullarına tebliğ ettiği, itikad, amel, ahlâk ve hukuk mecmuasıdır. Yeterlidir. Kemal bulmustur. Tekmile ihtiyacı olmadığı gibi tedbili de küfürdür. Her iyilik, her saadet ondadır. Onun dışında saadet ve huzur yoktur. Kullarını en iyi bilen insanı eşref mahluk yaratan Allahü teâlânın gönderdigi dini beğenmeyenler, ya Allahü teâlânın ilim ve kudret sifatlarına inanmıyorlar, yahut onu mutlak hakim tanımak istemiyorlar, iki halde de ona isyan ediyor, kafa tutuyorlar. Uluhiyyet, Rububiyyet ve hâkimiyyeti karşısında ubûdiyetlerini arz edecekleri yerde küfür veya cünûndan başka kelime ile ifade edilmeyen isyanlarının cezasız kalacağına inananlar munafıklardır.

Aziz musliman kardeslerim, buyüklerden biri şöyle buyurmustur:

“Yeryüzünde bir İslâm devleti bulunsa, dünyanın siyasi muvazenesi sağlanır. Bir âlim bulunsa, ilim geçinenler, böyle olçüsüz konuşamazlar, saklanacak delik ararlar.”

Bize lâzım olan, mükellef olduğumuz dinî vecibeleri sırası ile öğrenmek ve yapmaktır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

- İman bilgilerini öğrenmek ve ona uygun iman etmek,

- Ehl-i  sünnet itikadını  öğrenip,  küfürden ve sapık firkaların birine kaymaktan korunmak,

- Farzları farz bilip öğrenmek ve yapmak,

- Harâmları harâm bilip öğrenmek ve sakınmak,

- Vacibleri vacib bilip, öğrenmek ve yapmak,

- Mekrûhlari mekrûh bilip öğrenmek ve yapmamak,

- Sünnetleri öğrenip yapmak,

- Müstehabları, edebleri gözetmek.

Mesela tefsir okumak çok faziletlidir. Ama akaid ve fikhi bilgiler öğrenmek farzdir. Bu farz dururken faziletle uğraşmak, caiz değildir. Digerlerini buna kiyaslıyabilirsiniz.

Allahü teâlânın düşmanlarını düşsman, dostlarını dost tutmak, imanın bekası için şarttır. «Teberrî olmayınca tevelli olmaz» demislerdir.

Âlimler âhirette şefaat edeceklerdir. Evliya, Allahu teâlânın sevgili kullarıdır. Onlara düsman olan, onlara karsı edebsizlik yapan, onların sevgilisi Allahu teâlânın gadab ve gayretine düçar olup, helâk olur.

Mest üzerine mesh etmek, ehl-i sünnet itikadına girmistir.

Eshab-i kiramın hepsi her veliden daha yüksektir. Resûlüllahın (sallallahü aleyhi ve sellem) huzurunda bir defa bulunan cahil bir köylü, o huzurdan ayrıldığında hikmet söylerdi. Hulefa-i râşidinîn (Aleyhimürıdvan) üstünlükleri hilafet sırasına göredir. Edille-i şeri'yye dörttur. Kitab, Sünnet, icma-i ümmet ve Kıyas-ı fukaha. Her mü'min dört mezhebden birinde bulunmak zorundadır. Zamanımızda dört mezhebden birinde olmayan Ehl-i sünnet vel cemaat mezhebinde değildir.

Allahu teâlâ bize hidâyet verdikten sonra, ayaklarımızı kaymaktan korusun. Hürmetine yaratıldığımız iki Cihan serveri, cinlerin, insanların ve her varlığın Peygamberi, Habib-i Muhammedinîl Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) hürmetine bizi sevdiği ve beğendiği din ve yol olan Onun yolunda bulundursun, ona uymakla yaşatsın ve öldürsün. Amin ya Rabbel alemin.

Süleyman K. AHMEDOĞLU