MİLLİ FİKİR'E GELEN MEKTUPLAR 

VAN'DAN ENVER EKİNCİ:

Medine'de görduklerini şöyle anlatıyor :

 «Kimsesiz hacıların cenazelerini balık istifi gibi yanyana koyup üstünü örtüyorlar. Nispeten torpilli olan birisine müstakil br mezar kazdılar. Mezar derin degil, cenazenin boyu kadar uzun da değil. Birisi cenazeyi kucaklayip çukura attı, cenaze büyuk geldiginden başı ve kolu dişarda kaldı, kazma ve kureklerle baş ve kollarına vura vura yerlestirdiler. Vehhâbilerin bu halini görunce arkadaslarıma (Aman ben ölürsem burada defnetmeyin memleketime götürün) diye vasiyet ettim.»

 FRANSA'DAN MUHLİS FERİK :

«Mekkedeki mezheb mi haktır yoksa laik Turkiye'deki mezhebler mi?» diye basladığı uzun mektubunda Vehhâbiligin hak bir mezhep olduğunu, Abduh gibi Vehhâbi âlimleri eğer kötü yolda olsalardı, Diyanetin bunu açiklayacagını aksine Diyanetin Abduhun talebelerinden Resit RIZA’nın Telfik ile ilgili kitabını neşrettiğini yazdıktan sonra şöyle diyor:

“... partili olduğunuz belli, fakat o partinin yetkilileri hiç bir zaman VehhâbiIiği kötiilemedikleri gibi onlarla ilişki kurmak için de çalışıyorlar. Mezhepsizlik diyerek vehhabiliği kötülemeye devam ederseniz susturmasını da biliriz.”

CEVAB:

Bu çeşit mektupların cevabları verilmistir. Şu kadarını söyleyelim ki biz bir partinin veya partilerin yollarında değil, Ehl-i sünnet yolu için çalışiyoruz. Bu bakımdan partilerüstü neşriyat yapıyoruz. Dinî, partilerin politikasına göre değil, partileri dinîn esaslarına göre değerlendiriyoruz.

BURSA'DAN SAİM HAKYOLCUSU :

İskipli İhsan Çerkeşli ile gönderdiği yazısı şöyle :

Tasavvuf öğretmeni olduğunu söyleyen birisi,

1 - Kadınların şarkı söylemesinin caiz oldugunu, siyasi konuşma yapmasının uygun bulunduğunu,

2 - Kadın resimlerine bakmanın helal olduğunu,

3 - Buhârî'den delil getirerek talak-ı selasenin olmadığını,

4 - 73 fırka ile ilgili Hadîs-i şerif’in mevzu olduğunu,

5 - Eski kitaplara itimat edilmemesini, bilhassa DAMAD isimli kitaba itibar edilmemesini, bu kitapla bir köy bile idare edilemeyeceğini söyledi. Ne dersiniz?

C E V A B:

1 - Efendim, bahsettiginiz kimse katıksız bir mezhebsizdir. Kadınların erkeklere şarkı söylemeleri, plak ile, teyp ile de duyurmaları, hatta mevlid ve ezan okuyarak duyurmaları da harâmdir, büyük günahtır. Seslerini ancak zaruret hallerinde baskalarına duyurabilirler. Hele zaruret yokken seslerini erkeklere duyurarak siyasi nutuk çekmeleri dinîmize aykırıdır.

2 - Kadınların resimlerine ve televizyondaki goruntülerine şehvetle bakmak harâmdır, göz zinasıdır. Maalesef müslumanlar, politikacılara bakacağız diye onun bunun karısına bakıyorlar.

3 - Bir anda üç talak vermeyi kabul etmeyen İbni Teymiye ve mezhepsiz talebeleridir. Üç talakı bir anda vermek bid'at ise de talak-ı selase olmus olur. İcma vardır. Mezhepsizler İCMA'yı falan inkar ederler. Onlar için tek delil İbni Teymiye ve diğer mezhepsizlerdir.

4 – “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır, biri hariç hepsi Cehenneme gidecektir. Cehennemden kurtulan fırka ise benim ve eshabımın yolundan gidenlerdir.” (YANİ EHL-İ SİNNET VEL CEMAAT FIRKASIDIR) mealindeki hadîs-i şerif bütün sahih kitaplarda vardır. Mezhepsiz, sapık mezhepleri hak gibi göstermek için bu hadîs-i şerife mevzudur demek istiyor.

5 - İtimat edilmesi gereken kitaplar eski kitaplardır. Mezhepsiz birisi ile konustuğumuzda Karadenizli bir müftü, bu mezhepsize itiraz ediyor. Karadeniz şivesiyle «DAMADDA BÖYLE YAZAY» diyor. Mezhepsiz ise müftü efendi ile dalga geçerek «KAYINPEDER DE BAŞKA YAZAY» diyor.

Damad, Şeyhülislâm'ın damadı olduğu için bu isim verilmiştir. Adı, Abdurrahmân bin Muhammed'dir. 1078'de vefât etmistir. Mecma'ul-enhür ismindeki MÜLTEKA ŞERHİ meshurdur. Senet bir kitaptır. Bu öğretmenin S. Uludağ olduğunu zannediyoruz.  

TRABZON'DAN KAYA YILDIZ:

Tamamen Ehl-i Siinnete zit olan mektubunda diyor ki:

«Hep Edille-i Erbaa'dan bahsediyorsunuz. Bizim için tek delil var: KUR'AN. Onun için «Kur'andan alıp ilhamı» denmistir. Aslında Hadisler de delil olur, fakat mevzu hadis yazdıkları için hiç bir hadis kitabına itimat kalmamıştır. En sağlam bilinen Buhârîde bile mevzu hadis vardır. Modern Problemler Karşısında İslâm Hukuku isimli kitapta Prof. Mahmasani bu durumu açıklıyor. Bu kitabı Karaman Türkçeye çevirmistir. Bir tek dahi olsa kitabına mevzu hadis alan kimselere nasıl itimat ederiz? Diğerlerinin mevzu olmadığını nereden bilelim? Kur'âna sarıldık mı tehlikeden kurtuluruz. On tane doğru olmaz, bu bakımdan mezheplere itimat edilmez. Kur'an dururken mezhep imâmlarına bağlanmak şirktir. Bu bakımdan İmâm-ı Şevkani taklîdi harâm saymıştır.

Kur'ânı Ebu Hanife anlar da biz anlıyamaz mıyız? Kur'ânı herkes anlar, Kur'an süs için inmemistir. Anlaşılsın diye Arabça indirilmistir. Kur'an denizse, mezhep bir damladır, mezhepler sizin olsun Kur'ân yeter bana.»

CEVAB:

Mezhepsizliğin tesirinde kalmiş toy bir gence benziyorsunuz. Bir hadîsin mevzu olup olmadıgını ancak salahiyetli İslâm âlimleri bildirir. Mesela İmâm-ı A'zam, İmâm-ı Buharî, İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî veya başka bir imâm, bu hadîs-i şerif  SAHİH'tir diyorsa sahihtir. Biz bir hadîsin mevzu olup olmadığını, neshedilmiş olup olmadıgını nereden bilelim? Kur'an-ı kerîmi ve Hadîs-i şerifi en iyi anlayan İslâm âlimlerinin ve mezhep imâmlarının kitaplarını okursak ancak o zaman Kur'an-ı kerîmle amel etmiş oluruz. İslâm büyüklerinin kitaplarında ve Kütüb-i Sittede tek mevzu hadis yoktur. Ehl-i Sünneti suçlamak için din büyüklerinin kitaplarında mevzu hadis olduğunu mezhepsizler ve Vehhâbiler soylemektedir. Mahmasani mezhepsiz bir vehhabidir. Abdulvehhaba miictehid diyen bir sapıktır. Mezhep imâmlarma bağlanmak demek Kur'ana bağlanmak demektir. İmâm dediğin Şevkani ise mezhepsiz bir siîdir. Kur'an-ı kerîmden istifade mezhep İmâmlarının, mufessirlerin bildirdikleri şekilde olur. Hüküm çıkarmak için Kur’ân-ı kerim okunmaz. O'ndaki bütün hükümleri mezhep imâmlarımız bildirmiştir. Dinîmiz noksan değildir, yeni bir hükme, reforma ihtiyacı yoktur.

ADAPAZARI'NDAN HALİL MERT :

Abonesini kesmek istediği mektubu şöyledir :

«Açık  konuşuyorum,  samimi  konuşuyorum,  sozümde hiç yalan yok. Abonemi kesmekle kalmıyor, diğer abone olanları da bıraktırmak için çalışacağım. Sakın bu da mezhepsizlerin maşası mıdır diye bir şey aklınıza gelmesin. Mecmuanızda dinîmize aykırı bir husus görmedim. Fakat Vehhâbilerle ve mezhepsizlerle fazla uğraşmanız bizim camiada çatlaklar meydana getiriyor. Şu Vehhâbilerle yapılan kültiir anlaşması meselesi yüzunden bizim camiaya darılanlar oldu. Biz önce İslâmı kurtaralım, sonra içimizdeki mezhepsizleri temizleriz diyoruz. Siz ise içimizdeki birkaç mezhepsize veryansın ateş ediyorsunuz, camia dağılıyor, sözleriniz doğrudur, fakat her doğru her yerde söylenmeyeceği için zararlı oluyor. Biz Vehhâbi olsun, sosyalist olsun. Mısırla, Libya ile S. Arabistanla işbirliği kurmak istiyoruz. Siz ise bunlar solcu ve Vehhâbi diye işbirligini kabul etmiyorsunuz. Kime gidelim? Amerikan gavuruna mı, yoksa Rus komünistine mi?»

CEVAB:

Samimi tenkidleriniz için tesekkür ederiz. Mecmuamızda dine aykirı bir husus yoksa biz müsterihiz. Biz sosyalist ve Vehhâbi Arap devletleri ile işbirliği ve ticaret anlaşmaları yapılmasın demiyoruz. Arap ülkeleri bizim için iyi bir pazardir. Ancak onlarla kültür anlaşması gibi zararlı bir anlaşma yapmayalım diyoruz. Sosyalist Mısır'dan bize ne kültür gelir? Vehhâbi Arabistan, bize Vehhâbilikten başka ne verebilir? Ruslarla kultür anlaşması yaptık Lenin'in, Mao'nun kitapları serbest satılır oldu. Arabistanla Kültür anlaşması yaptık, bütün dinî muesseseler Vehhâbi kitapları ile bombardımana tutuldu. Zararın neresinden donersen kârı orasıdır. Türkiye'de ve Almanya'da bazı müslümanlar Vehhabi hayranlığından dolayı, kimi de bilmeyerek bir gün önce bayram yaptılar. Şeriata uymak varken, Vehhâbiye veya takvime uymak olmaz. Bunu 31. sayımızda etraflıca izah etmistik.

ANKARA'DAN VELİ BAĞLUMLU :

Dolgu diş mevzuunda diyor ki:

«Kendisinin vaaz hocası olduğunu söyleyen papyon kravatlı, kovboy fotörlü, kellifelli birisi, (dis doldurtmakta zaruret olduğu için, üstelik İmâm-ı Muhammed'in sallanan dişleri altın tel ile bağlanmasına ait fetvası olduğu için diş doldurmak ve kaplatmak Hanefi mezhebinde gusle mani değildir. İslâm dinî kolaylık dinîdir, zorluk çıkarmak harâmdır) dedi. Ayrıca İzmirli İsmail Hakkı'nın da bu hususta fetvası olduğunu söyledi. Bu hususta sahih nakillerinizi bekliyoruz.»

C E V A B :

Kardeşim, diş dolgusu hakkında 15. sayımızda Ehl-i sünnet âlimlerinden yeteri kadar nakil yapmıstık. Buraya o yazının kısaca özetini alırsak tatmin olursunuz inşaallah.

Kayıtlı Halebiyyi sagirin 30. sayfasında, Gurer serhi Durer'in 17. sayfasında Mecmaülenhürün 11. sayfasında gusulde Hanefi mezhebinde agzın ve burnun içini yıkamanın farz oldugu, tırnak üzerinde hamur kurusu (yağlı boya, oje, seletop, bant ve benzerleri) kalıp altına su geçmediği takdirde guslün caiz olmadığını bildirmişlerdir. Agzın içinde de dişe yapısmış sakız olsa altına su geçmese gusül yine caiz değildir. Yıkanması farz olan yerlerin iğne UCU kadar kuru yer kalmamak üzere yıkanması farzdır.

Diş doldurmak ve kaplatmak bir ihtiyactır, fakat zaruret degildir. Zarureti İmâm-ı Rabbanî (Kuddise sirrûh) şöyle tarif etmektedir: “Her ihtiyaç zaruret sayılmaz, ZARURET, başka çare bulamamak demektir.”

Zaruret halinde domuz eti yenir ve şarap da içilir. Tabii bunlar ölmeyecek kadar yenir içilir. Zaruret icabı domuz eti yemek caizdir diye, karnı aç birinin açlık ihtiyacını gidermek için henüz kuvveti yerinde iken domuz eti yemesi nasıl caiz değilse, ihtiyaç olan diş kaplatmayı zaruret sanarak sabit diş taktırmanın gusle mani olmadığını söylemek de câiz değildir.

Şâyet diş doldurmak zaruret olsaydı elbette diş doldurmak Hanefi'de gusle mani olmazdı. Seyyar diş taktırmak mümkün iken yine de ihtiyaca binaen diş kaplatmak veya doldurmak bazı şartlara göre caizdir.

Evet İmâm-ı Muhammed, sallanan dişi altına tel ile bağlamaya cevaz vermistir. Fakat bundan sabit diş yaptırmanın caiz olduğuna kıyas yapabilmek için insanın mezhepsiz olması gerekir. Zira İmam-ı Muhammedin ictihadına uyarak altın tel ile diş bağlamak caiz oldugu gibi gümüş yüzük takmak da caizdir. Ancak câiz olan gümüş yuzuğün altına su geçmezse gusüul tamam olmadığı gibi altın telin altına da su geçmezse gusül yine tamam olmaz. Altın telin altına su sızar. Fakat kaplamanın altına su geçmez.

Tekrar ediyoruz, gusülde altını yıkamak şartı ile parmağa gümuş yüzük takmak caiz olduğu gibi, sallanan dişi, altını yıkamak sartı ile altın tel ile bağlamak da caizdir. Kaplama ve dolguda altını yıkamak mümkün olmadığına göre 15. sayımızda izah ettigimiz kolaylıktan istifade edilir. Böylece süs için de olsa diş doldurmak ve kaplatmak gusle mani olmaz. Gerekli şartı 15. sayımızdan öğrenebilirsiniz.

«İslâm dinî kolaylık dinîdir, zorluk çıkarmak harâmdır.» sözü üzerinde de biraz duralım. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine göre dinde zorluk yoktur demek, Allahü teâlâ gücünüzün yetmiyeceği işi size yüklemedi, kolaylık emretti demektir. Yoksa herkes hoşuna giden şeyleri yapsın, nefsine zor gelenleri yapmasın, ibadetleri keyfiye göre değiştirsin demek değildir. Dinde yapılacak ufak bir değişiklik küfürdür, dinsizliktir. Dinde zorluk yoktur diyerek uzun yaz günleri oruç tutulmamasını, Almanya'daki işçilerin iş zamanında oruç tutmayıp izin aldikları zaman tutulmasını söyleyen mezhepsizleri çok görduk. Urfa gibi çok sıcak bir bölgede, uzun yaz günleri tarlada çalışan bir insanın oruç tutması çok güçtür, seyyar diş takmaktan, hatta dişsiz durmaktan daha güçtür. Fakat güç diye Allah zorluk emretmedi diye oruç tutmamak, kışın kısa günlere tehir etmek uygun olur mu? Bunun gibi mezhepteki müctehidlerin veya başka mezhepteki müctehidlerin kolay gelen fetvalarını, ictihadlarını toplamak da caiz olmadığını, telfik olduğunu, bunun ise batıl olduğunu Ehl-i sünnet âlimleri bildirmiştir. Mezhepsizler dinde zorluk yoktur diyerek kolaylarına gelenlerini yapıyorlar. Milleti de cünüp gezdirmekten çekinmiyorlar.

Efendim, İzmirli İsmail Hakkı camilere sıra konmasını teklif eden dinde reformcu bir kimsedir. Ayrıca Mezhepsiz Resit Riza'nın mezheplerin birleştirilmesi ile ilgili kitabına takriz yazan bir mezhepsizdir. Onun sözü ve naklî nasıl hüccet olur? Üçüncü defa tekrar ediyoruz, altın tel ile bağlamak ayrı şey, altına su geçip geçmemesi ayrı şeydir. Caiz olan gümüş yüzük çok sıkı olup altına su geçmezse gusül câiz olmaz. Gümüş yüzük takmak caizdir. Şu halde altına su geçmezse de gusül yine caiz olur diye mezhepsizce, zünnarlıca inat etmek katmerli cahilliğin birer nümunesidir.

Rize'den Ahmet Yıldız:

Uzun mektubunda diyor, ki: «Arastırdığıma göre ictihad için gerekli şartlar 20. Asırda bir kiside toplanacak cinsten değilmis. içtihat kapısı açık olduğuna göre buna lüzum görülmez mi? Yani ehl-i sünnet imâmları olan dört mezhep imâmının içtihatları bütün zamanlar için geçerli oluyor mu? Tahminime göre bugunkü meselelere gerekli cevap verilememektedir. Mesela kutuplarda namaz nasıl kılınır? Bunun gibi meseleleri âyet ve hadîsin ışığı altında bir karara varmak üzere branşında ehliyet sahibi kişilerden teşekkul edecek bir şuranın toplanması nasıl olur? Bu gorüşlerden dolayı benı yanlış anlamamanızı ayrıca istirham ederim. Bu konularda beni aydmlatmanız için yazıyorum.»

CEVAB : İctihad için gerekli şartlar yok ise müctehid yok demektir. Kırk avamdan bir evliya olmadığı gibi kırk evliyadan da haşa bir Peygamber olmaz. Kırk Peygamberden de bir ahir zaman Peygamberi olur mu? Kırk profesörden, kırk din işleri müdüründen de bir müçtehid olamaz. Bir kimse bütün islâmî ilimlerde profesör olsa ilâhi mevhibe sahibi olmadan müçtehid olamaz. İçtihad kapısını kapatan olmamış, müçtehid olmadığından kendiliğinden kapanmıştır. Sonra içtihada lüzum da yoktur. Bütün meseleler çözülmüstür. İmâm-ı Azam, yarım milyon mesele halletmis ve 64 bin umumî kaide koymustur. Bu kaideye gore mezhep içindeki müçtehidler gerekli fetvalar vermislerdir. İsa Aleyhisselâm bile yer yüzüne geldiği zaman Hanefi mezhebine göre hükmedeceğini islâm âlimleri yazmaktadır.

Namaz için öyle hükümler koymuslar ki değil yirminci asır yirmi birinci asır olsa yine değişmez. Her zaman ve mekânda tatbik edilebilir. Her mezhebe göre, namazların vakitleri belirtilmiştir. Altı ay gece, altı ay gündüz olan yerlerde bu vakitler teşekkül etmiyor. Hanefide vakit namazın sebebidir. Sebep bulunmadıkça namaz farz olmaz. Bu ölçüye göre aya giden müslümanın, kutuplarda ikamet eden bir mü'minin namaz kılması için bilmediği bir husus kalmaz. Vakit varsa, girmişse kılar, yoksa kılmaz.

Mukallid olarak bizler, hemen âyet-i kerîmeye veya hadis-i şerife bakıp ahkam çikaramayız. Bizlerden çok iyi bilen mezhep imâmları ve mezhep içindeki âlimlerin kavillerine bakarız. Mesela hadîs-i şerîfte «Namaz kılmayan kâfirdir» denmektedir. (Menterekessalate muteammiden fekad kefere.) Biz hadîs-i şerife göre hüküm veremeyiz. Mezhebimizin kavline bakarız. Mezhebimiz Hanefide namaz kılmayana kafir denmez. Biz mezhebin hükümlerine değil de âyeti  kerîme ve hadîs-i  şeriflerden anladıklarımıza göre hareket edersek mezhepsiz oluruz maazallah. Müçtehid olmayan kimsenin âyette böyle yazıyor, hadiste böyle geçer, demesi yanlıştır. Bu hadîs-i serifi hanefi âlimleri şöyle açıklamıstır demek lazım. Müfessirlik kudreti olmayan kimsenin âyeti kerîmeye mana vermesi haddini bilmezliktir.

Modern problemler çıktı, içtihad lazımdır, demek yanlıştır. Mezhebimizde yanlışlık yoktur. Mezhebimizin hükümlerini öğrenip mezhepten çıkmamaya gayret edelim. Allahü teâIâ'ya emanet olunuz.

Almanya'dan Ahmet Erdoğan  :

Mektubunda diyor ki: «İbni Teymiyye, Mevdûdî ve Hamidullah gibi kişilerin durumlarını herkese kabul ettirdiğimiz halde, Seyyit Kutub'un bir hatâsını söylesek «Seyyit Kutub'a bir sey söyleyen kâfir olur» diyorlar. Ne yapâlim?

CEVAB : Necip Fazil, BÜYÜK DOĞU'da şöyle der: “Seyyid Kutup, büyük sahabi Hazret-i Osmanı en ağır şekilde tenkid etmis, böylece dalaletlerin en ağırına düşmüş bir insandir.”

Seyyit Kutub, İbni Teymiyye'yi hüccet kabul eden bir kimsedir. Hemen bütün kitablarında İbni Teymiyye'den delil getirdiği görülür. Karaman'ın tabiriyle muayyen bir mezhebe bağlanmadan kitablarını yazmıştır. Bu durum Karaman'a göre gerçek âlimlerin takip edecekleri tek yoldur.

Fakat ehl-i sünnete göre ise bu yol mezhebsizliktir. Bir insan müctehid de olsa kitaplarını kafasına göre değil, muayyen bir mezhebe göre yazması lazımdır. Bizi kendisi değil kitapları ilgilendirir. Kendisi makbul insan bile olsa kitapları ehl-i sünnete aykırıdır. Aşere-i mübeşşere'den üçüncü Halifeyi tenkid etmesi ise affedilmez hatadır. Hattâ küfür olduğunu İmâm-ı Rabbânî hazretleri bildirmiştir. Hiç bir ehl-i sünnet âlimi Hazret-i Osman Radiyallahü anhı tenkid etmemiştir. Değil Hazret-i Osman gibi büyük bir sahabi, herhangi bir sahabi bile tenkid edilmez. Eshab-ı kiramın tamamı cennetliktir, onları tenkid Hadîs-i şerifle men edilmiştir. Seyyit Kutub Hazret-i Osmanı tenkid ederken bir şey yok, biz Seyyit Kutub şuralarda hatâ etmiş dememizi büyük suç işlemiş kabul eden gafillere söz kâr eder mi?

 İstanbul'dan Ali Sertkaya:

Ğönderdiği   mektupta   mezhepsizlerin   faaliyetleri   ve fikirleri hakkında özetle söyle diyor :

«Öğrendiğime göre Konya'da mezhepsizlerin lideri Ahmet Bey diye birisi varmış. Bu Ahmet Bey'in başkanlığında bir toplantı yapmışlar. Toplantıya Şerrüddin de iştirak etmiş. Yeni bir parti kururmasını teklif etmişler. Lider mevzuunda karara varamamışlar. Şerrüddini teklif etmişlerse de, Şerrüddin, çok yara aldığını, basının bilhassa Milli FİKİR'in kendi fikirlerini çürütücü  mahiyetteki  neşriyatının çok tesirli olduğunu ileri sürerek lider olmayı reddetmiş, Ahmet Bey diye birisi üzerinde duruyorlarmış. Bazan Sahabe tatbikatı diyerek edille-i Şer'iyyeyi ikiye indiriyorlar, bazan da, çeşitli tevillere girişerek Kitab ve Sünneti inkâr, tahrif ve tezyif ediyorlar.

Lât, Menat gibi putların kulları hakkındaki âyet-i kerimeleri Allahü teâlânın kullarına uyguluyorlar.

Buhârî başta olmak üzere Kütüb-i Sittedeki hadîs-i şerîfleri MEVZU olarak damgalamaları yetmiyormus gibi Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemi iki parçaya ayırıyorlar. «Kul Muhammed, Resûl Muhammed» diyorlar. Tabii delilleri de hazır. «Abdühü ve Rasülühü» diyorlar. «Peygamberin kul olarak söyledikleri ve yaptıkları bizim için delil olmaz.» diyorlar. «Bizi sadece Resûl olarak söyledikleri bağlar.» diyorlar. İşlerine gelmeyen hadîs-i şerîfleri «Bunu Kul Muhammed söyledi» diyorlar. Bay Hayrettin Karaman'ın tercüme ettiği MODERN PROBLEMLER KARŞISINDA İSLAM HUKUKU isimli kitapta Mahmasani bu fikre yakın olarak «Peygamberin dünyaya ait söyledikleri bizim için delil olmaz.» diyor. Yerli mezhepsizler Mışırlı mezhepsizleri gölgede bırakacaklar, bu gidişle.

Seyyit KUTUB hakkındaki yazınız mahzı hakikattır, çok güzeldir. Ancak, yerli mezhepsizler harıl harıl çalışırken hedefi dağıtıp yurt dışına taşırmak sizi zayıflatır. Sonra yazınızı okumadan karar veriyorlar «Seyyit Kutub, nasıl mezhepsiz olur?» diyorlar. Bir defa okusalar anlarlar ama.

Şerrüddinin yeminlilerini teker teker teşhir etseniz iyi olur. Şerrüddin, yaygaracı Ahmet Bey ve şürekaları toplanıyorlar. Masonluk prensipleri üzerinde yemin ediyorlar. Şerrüddin, «Masonluk ne ediyor da dünyaya hakim oluyor? Onun metodunu ne diye kullanmıyoruz?» diyerek birçok masum kardeşlerimizi kandırarak hepsine yemin ettiriyor. Böylece beyni yıkanan mezhepsiz sayısı çok, haddinden çoktur. Bunların birbirlerine olan bağlılıkları kardeşin kardeşe, babanın oğula olan bağlılığından daha kuvvetlidir.

Bunların Mısırlı mezhepsizlerden ayrı tarafları da var. Fiili gerilla faaliyeti içerisindedirler. Mezhepsizlik fikri gerillasının fiili gerilla durumuna geçmeden kirli çamasırlarını çıkaralım. İmâm-Hatiplerin tümünün bunların olmadığını gösterelim. Bu bakımdan şimdilik yurt dışındaki mezhepsizleri bırakıp içerdekilerle mücadele edelim.

Ankara'da birisi varmış, Tay mi ne diyorlarmış, her neyse at veya katır, bu adam da Y. İslâm Enstitülerinin fakülte yapılmasına çalışıyormuş. Rejimin fetvaciları fakültesi mi olacak ne olacak? Malum ellere teslim etme manevrası... Allahü a'lem masonluk bu işe eğilmiş, fakülte yapacaklar enstitüleri.

Diyaneti de tamamen ele geçirmek için çalışıyorlar. Tayyare-i Nârın oyununa gelerek mezhepsizlere ekmek yağlıyorlar. Yakında % 20'yi geçmeyen faizlere cevaz verilirse hiç şaşmayın. Fuhşu önlemek maksadıyle genelevlerin meşruiyetine dair fetvalar, daha doğrusu Fekayh hükümlerini bekleyin.

Mezhepsiz grubun mühim mevkileri işgal edip devlete tesir etmesinden endişeleniyorum. Allahü teâlâ yardımcımız olsun.»

CEVAP:

Muhterem Efendim, mezhepsizliğin felâketini bildiğimiz için dergiyi çıkarıyoruz. Mısırlı mezhepsizlerle uğraşmamızın sebepleri yerli mezhepsizler onların kitaplarını materyal olarak kullanıyorlar. Beyinlerini onların kitapları ile yıkıyorlar. Mevdûdî'nin, Seyyit Kutub'un, Ebû Zehra’nın kitapları tercüme edilmese ne diye onlarla uğraşalım? Bu kitapları Büyük İslâm âlimi falancanın kitabı diye gençliğin önüne sürüyorlar. Hizip ayrılıklarını bir tarafa bırakarak birlikte çalışılırsa mezhepsizlik tehlikesi önlenebilir.

 OKUYUCULARIMIZA

S. Kutup hakkındaki yazımızı sitemle karşılayan üç abonemizden mektup geldi. Bu kardeşlerimiz daha dergiyi okumadan vay Seyyit Kutup aleyhinde yazmışlar diye bize mektup yazmışlar. Mecmuayı okumadan karar vermek müslümana yakışmaz. S. Kutup'u niçin tenkid ediyorsunuz deneceği yerde, S. Kutup'un ,böyle sapık bir fikrî olup olmadığını inceledikten sonra görüşlerini bildirmeleri gerekirdi. Peşin hüküm vermemeleri icap ederdi. .Peşin hüküm ancak mezheplerin imâmları içindir, Ehl-i sünnet âlimleri içindir. S. Kutup islâm büyüklerine dil uzatmış mıdır? Mezhepsizleri övmüş müdür? Eğer gerçek durum böyle ise, artık bu kimseyi babamız da olsa sevmemiz din anlayışımıza uygun olur mu? Ölçümüz dindir, hak mezheplerdir. Rıza-i ilahiye uygun olarak bu olçü ile bizi tenkid eden çıkarsa Allahü teâlâ razı olsun. Yok falanca S. Kutup tenkid edilmez dedi diye bize kızanlara da acıyoruz, Cenab-ı Hak onlara hidâyet nasip etsin.

 Kütahya'dan İbrahim Özkür:

Kardeşimizin mektubu şöyledir:

«Derginize çıkışından beri aboneyim. İnşallah bundan sonra da devam edeceğim. Çünkü, gerçekten partiler üstü bir zihniyetle neşriyatın devam ettirmesi bilhassa Ehl-i siinnet itikadını zedelemeye kalkışan, kendilerini müctehid sanan gafillere, reformculara cevap vermesi, bu yolda müslümanları uyarıcı mahiyette çalışması hiç şüphesiz bizleri sevindirmektedir.

Davamıza hizmet eden Sebil dergisini de okuyorum. Sebil son sayılarında nedense Seyyit Kutub'a fazla yer vermeye başladı. Kadir Mısıroğlu bu husus için kendisini tenkid edenlere iki devrede incelenmesi gerektiğini yazdı. Birinci Devre solcu, ikinci devre müslüman olmasıymış. Fakat bu açıklama beni tatmin etmedi.

Siz ise Seyyit Kutub'un müslüiman devresindeki kitaplarından misaller vererek mezhepsiz olduğunu ispat ettiniz. Fakat nasıl oluyor da Sebil sizin neşriyatınıza ters tarzda bir yol takip ediyor? İki dergi aynı görüşü niçin savunamıyor? Üstelik mezhepsizlerle amansız bir mücadele yapan Ahmed Selami Bey niçin uyuyor? Cevaplarınızı bekliyorum.»

CEVAP

Kardeşim, yakın ilginizden dolayı Cenab-ı Hak razı olsun. Her kardeşimizin sizin gibi şuurlu düşünmesini isterdik.

Sebil'in S. Kutub gibi önce sosyalist, sonu mezhepsiz bir kimseyi reklam etmesine biz de şaştık. Tanıdığımız kadarıyla Kadir Bey Ehl-i sünnet birisidir. Vehhâbiliğe düşmandır. Tasavvuf hakkındaki yazıları için Vehhâbi meşrepliler onu tenkid etti. Kadir Bey S. Kutup'u sevmez, ancak bilmediğimiz bir sebeple onun reklamını yapıyor, her doğru her yerde söylenmeyeceği için bu suale cevap veremiyoruz. S. Kutup iki devrede incelenmesi gerekir gibi bir ifadesi hiç uygun değildir. Çünkü sosyalist olduğu devresi bizi ilgilendirmez, hiç kimse de o devresini kötülememektedir. Kendi anlayışına göre savunduğu müslümanlığı an-latan devresini vesika göstererek tenkid ediyoruz.

Arzettiğiniz gibi Ahmet Selami Bey, gerçekten mezhepsizlerin baş düşmanıdır. Ona konferans verdirdik, şahsen tanırız. Bu konuda uyumuyor, susuyor. S. Kutup hususunda yazı yazmaya kalksa hizmet aksar. Hizmet edebilmek için bazı tavizler vermek mecburiyetinde kalıyor. Gerek Kadir Bey, gerekse Ahmet Selami Bey için hüsnü zan ediyoruz. Daha büyük hizmetler verebilmek için bazı tavizler veriyorlar sanıyoruz.

 Tokat'tan Rıza Demirer:

Mezhepsizleri  tenkid  ederken  sert  lisan  kullandığımızı Mustafa Sabri Efendi gibi yumuşak lisan kullanmamızı tavsiye etmektedir. Bir de S. Kutub'un Abduhu tasvip ettiğine dair bir vesika göstermediğimizi belirtmektedir.

CEVAP:

Kardeşim, ilim ehline ilimle hitap edilir. Ehl-i ilim mezhepsizleri zaten bilir. Bizim tanıtmamıza lüzum kalır mı?İlim ehli olmayanlar ise fiske ile uyanmaz, başlarına taş yağdırılırsa belki uyanabilirler.

S. Kutub, Fizilâlde, Fil sûresinin tefsirinde Hoca Mason Abduhu tenkid ederken, ona ŞEYH, ÜSTAD, İMAM gibi tabirler kullanmıştır. İmâm, dinde sözu senet olan demektir. Mezhepsizlerden başka hiç kimse Abduhu İMAM olarak kabul etmemiştir. Abduha imam demesi, onu tasvip ettiğine dair bir vesikadır. Mezhepsizler kendi üstadlarını da tenkid etmekten çekinmezler. Fakat hiç bir Ehl-i sünnet alimi kendi üstadını tenkid etmemiştir, fakat ayrı ictihadda bulunmuştur., Bu da dinimizin emridir.

 Kızıltepe'den Abdurrahim Akdağ

S. Kutub'la ilgili dört sayfa tenkid değil, eleştiri yazmış, ifadeleri tamamen yanlış ise de tenkid usulüne uygundur. İlk defa böyle bir eleştiri aldık, heyecanlı genç özet olarak şunları söylüyor :

1 - S. Kutub'un fakirliği çirkin görmesi suç mudur? Fakirlik iyi midir?

2 - İbni Hazm'dan nakil yapması caiz ,değil midir? Yusuf Nebhani, İbni Teymiye'den nakil yapmamış mıdır?

3 - Babadan oğula geçme hükümdarlık İslâma uygun mudur?

4 - Hazret-i Osman'ın ihtiyar olup iyi idare edemediğini yalnız S. Kutub mu söylemiştir? Hazret-i Osman daha genç olsaydı şöyle olurdu demek suç mudur?

5 – “S. Kutub, bunlar benim, bunlar da Ehl-i sünnetin görüşü demiyor” diye yazmakla S. Kutub'un mezhepsiz olmadığını sehven kabul etmiş olmuyor musunuz?

6 - S. Kutub'un sosyalist olduğunu söylemekle paçayı ele verdiniz. Çünkü o sosyalizm ile komünizme karşıdır.

7 - Zenginlerin artan malını dağıtmak solculuk mudur?

8 - Komünist olmayana komünist veya kâfir demek, söyleyenin küfre düşmesine sebep olmaz mı?

9 - Bir yayınevinin Fizilâli herhangi bir şekilde reklam etmesi S. Kutub'un suçu mudur?

10 - Bir mezhebin bir görüşünü tercih etmek, mezhepsizlik olmadığının delili değil midir?

11 - Vahdet-i vücudun İslâmın dışında olduğunu söylemek evliyalığı inkar mıdır?

12 - Şehit S. Kutub'a dil uzatmak için onun gibi dine hizmet etmeniz lâzımdır?      t

CEVAPLAR :

Bu soruların dergimizin o sayısında cevapları vardır. Yine de bir kaç kelime ile cevaplarını verelim :

1 - Rızık Allahü teâlâdan olduğu için, zenginliği ve fakirliği S. Kutub'un çirkin görmesi dinîmize aykırıdır. Çalışmak ibadettir, bir emirdir, fakat çalışmakla insan muhakkak zengin olmaz. Azdıran zenginlik ve azdıran fakirlikten Cenâb-ı Hakka sığınılır.

2 - İbni Hazm'a İMAM demesi, onu senet gibi göstermesi suçtur. Yusuf Nebhani hazretleri İbni Teymiye'den senet olarak nakil yapmamış, onu tenkid için nakil yapmıştır. Sonra onu İMAM olarak kabul etmemıştir. Biz de İbni Teymiye’den nakiller yaptık, mezhepsizlere senet olsun diye. S. Kutub İbni Teymiyeyi de İMAM olarak bilmektedir. İmam demek dinde sözü senet âlim demektir. İbni Teymiye ile İbni Hazma İMÂM demek mezhepsizliktir.

3 - Hazret-i Ömer'in halife oluşu, bir önceki halifenin tâyini ile olmuştur. Bir halife oğlunu da halife tâyin edebilir. Bu tenkid edilemez.

4 - Bu soruda haklısınız. Hazret-i Osman radiyallahü anhı yalnız S. Kutub değil, başka mezhepsizler de tenkid etmiştir. «Daha genç olsaydı şöyle olurdu» demek gelecekten haber vermek değil midir?

5 - S. Kutub, Ehl-i sünnetin ictihadlarından bahsetmiyor, hep kendi indî ğörüşlerini belirtiyor. Mütercim de kendine göre beğenmediği yerler için «Bunlar S. Kutub'un kendi şahsî ğörüşleridir.» diyor. Aslında S. Kutub'un bütün kitapları kendi görüşleridir, müctehid olmayanının görüş serdetmesi, Allah adına konuşması mezhepsizliktir.

6 - Bir insan namaz kılıp oruç tutsa, Allaha inansa, kâfir değilim dese, Vehhâbiler ğibi «Allah ğökte oturuyor» dese kâfir olur. S. Kutup komünizm aleyhine binlerce cilt kitap yazsa fakat «Mal cemiyetindir» dese modern bir sosyalist olur.

7 - Zenginlerin artan malı olmaz. O zaman zengin olmak suçtur. Fıtra ve kurban nisabına malik olana zengin denir. Şimdi S. Kutub'un görüşüne uyarak fıtra ve kurban nisabından fazla malı olanların, mallarını ellerinden alıp dağıtalım mı? Zengin zekât ve uşrunu veriyorsa kimse ondan bir kuruş alamaz. Yalnız solcu mezhepsizler ve komünistler alırlar.

8 - Evet, müslümana kâfir diyen kendisi kâfir olur. Meselâ İbni Teymiyye, Muhiddinî Arabi hazretlerine kâfir demiştir. Diğer vahdet-i vücud evliyalarına da kâfir demiştir. S. Kutub da İslâm'ın manevî yönü olan vahdet-i vücudu inkâr etmiş, İslâm dışı kabul etmiş, tıpkı hocası İbni Teymiyenin İslâm dışı kabul ettiği gibi.

9 - O yayınevinin Fizilâli Ehl-i sünnete aykırı şekilde reklâm etmesi doğrudan doğruya S. Kutub'un suçu değildir. Fizilâli okuyup benimseyenler mezhepsiz olacağı için o şekilde reklâm etmek dolaylı şekilde S. Kutub'a dayanmaktadır.

10 - Bir mezhebin bir görüşünü tercih etmek mezhepsizliktir. S. Kutup bazan İ. Malikin içtihâdını tercih ediyor, bazan başka bir müctehidinkini, çok zaman da kendi görüşlerini tercih ediyor. Dört hak mezhebden birisinin bütün ictihadlarını kabul etmek lâzımdır. Her mezhepten bazı ictihadları kabul etmek telfıktır, mezhepsizliktir.

11 - Vahdet-i vücud, şeyhi Ekber M. Arabi hazretleri gibi büyük velilerin yoludur, bu yolu inkâr o büyükleri inkâr olur. Bu yolda keşif hataları varsa da ictihadda yanılmak gibi olup günah değildir. Yani vahdet-i vücud velilerinin yanlış keşifleri bizim için senet olamaz. Fakat müctehidin yanlış içtihâdı da alsa bizim için senettir.

12 - Şehit olmak için birçok şart vardır. Başta Ehl-i sünnet itikadında olmak şarttır. S. Kutub'da bu şartların çoğu yoktur. Her kâfirin öldürdüğü şehit olmaz.

«Dil uzatmak için» demişsiniz. Hiç kimseye dil uzatılmaz. Biz S. Kutub'a da dil uzatmadık, kendi söylediklerini naklettik, Ehl-i sünnete aykırı olduğunu yani mezhepsizliğini ispat ettik o kadar.

Bir kişiyi tenkid etmek için onun gibi vasıflara haiz olmak icap etmez. «Allah ğöktedir» diyen bir vehhâbi âlimini Allahü teâlânm mekândan münezzeh olduğunu bilen bir câhil bile tenkid edebilir. Bir vehhâbiyi tenkid etmek için ille de vehhâbi olmak mı lâzımdır? S. Kutubu da tenkid etmek için ille de mezhepsiz bir fitneci olmak lâzım değildir.

S. Kutup sayısını dikkatlice okursanız hakkı teslim edeceğinizi umarız. Çünkü iyi niyetle bize yazdığınızı zannediyoruz.

 BURSA'DAN NURİ ERTATLI:

Mektubu aynen şöyledir:

«Sebil Gazetesinin 118. sayısında Terme'den Ahmet Şişman, Sebil Gazetesi'nin beyanına atfen Vakıflar Bankasındaki faizsiz hesabını, faizli olarak işleme konmasını tallep ettiği yer almaktadır. Sanki bu hareket cihadmış gibi Sebil bunu reklâm ediyor.

Sebil yetkilileri bilmiyorlar mı ki, bir milyon lira bir lira faizle verilse sadece bu bir lira değil, bütün para faiz olur? Paranın tamamının faiz olmadığına acaba kim fetva vermiş ki?

Süleyman Ateş düşük faizlere cevaz vermişti, keza Seyyit Kutub'un hocası mason Muhammed Abduh da düşük faizlere cevaz vermişti. Acaba bunların hangisinden fetvayı aldı ki?»

C E V A B :

Kardeşim, suali kendilerine sorsanız daha iyi olmaz mı? Biz ne bilelim nereden fetva aldıklarını? Ahmet Şişman bizim de abonemizdir. Temiz müslümandır, demek Sebil Gazetesi'nin beyanına inandı. Faize verilen ana para belli olsa, ana para faiz olmaz. Fakat faizini ana paradan ayırmak mümkün olmadığı için hepsi faiz oluyor. Diyelim ki 150 lirayı faize verdik birkaç sene sonra bu para faiziyle birlikte 200 lira oldu. Banka bize verdiği 200 liranın artık rastgele 50 lirası faiz değil, faiz ana paraya karıştığı için tamamı faiz olur. Bunun için bir milyon lira bir lira faizle verilince, bir milyon bir liranın içindeki hangi bir liranın faiz olduğunu tesbit etmek ve ayırmak mümkün değildir. Bir bardak şerbete bir gram necaset düşse şerbetin tamamı  necis olur, ayırmak mümkün olsa şerbet temizdir. Keza bir bardak süte bir gram zehir katılsa bu sütü içen zehirlenip ölebilir. Faizin en hafifi ise kişinin anasıyla Kâbe duvarı önünde zina etmesi gibidir. Faiz kuvvetli zehirdir. Faiz paramızı bir alacaklımıza versek vebal bize aittir, Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: «Bir dirhem faiz (almak ve vermek) otuz zinadan daha günahtır.»

Halkımızı faiz gibi büyük bir günaha teşvik etmekten Cenâb-ı Hak bizi korusun. 

TOKATTAN A. TURAN YILMAZ :

Güzel bir girişle, selâm ve dua ile başladığı mektubunda diyor ki:

«Gerçek bir ülkücü gencim, yani İslâma inanıp gücümün yettiği kadar yaşayan bir ülkücüyüm. Mecmuanızı daha önce duymuştum. Fakat körü körüne bir partiye hizmet ediyor diye değer vermemiştim. Bir arkadaşın tavsiyesi ile geçmiş sayılarını okumak nasip oldu. Ölçü olarak parti değil. İslâmı almanız, hangi partiden olursa olsun, bâtılın uşakları ile tavizsiz mücadele yapmanız bizleri memnun etti. Tenkid ettiğiniz kimseler arasında her partiye mensup kimselerin bulunuşu partilerüstü, yani sırf riza-i ilâhî için çalıştığınızı belgelemektedir. Sizi tenkid edenler sırf  parti hırsıyla tenkid etmekte, dinîmize aykırı hiçbir cümle bulunmadığı halde derginize saldırmaları samimiyetsizliklerini göstermektedir. Biz dinî herşeyin üzerinde tutarız, Bu bakımdan dinî partilerin üstüne, her türlü menfaatin üstüne alan derginizi ülkücü gençler olarak desteklemekteyiz. Türk'ün bu asil şuuruna sahip gençleri her zaman yanınızda bulacaksınız.

Derginizin büyük bir boşluğu doldurduğuna inanıyoruz. Ülkücü abimiz Ahmet Arvasî Beyin fikirlerine tam uygun neşriyat yapıyorsunuz. Derginiz sayesinde soylu ecdadımızın mübarek yolunu öğrendik, gerçek büyükleri ve büyük diye yutturulan sahte kahramanları öğrendik, âlimi zâlimi öğrendik. Mezhebin önemini, müctehidi içtihâdı öğrendik. Üstad Necip Fazıl'm tabiriyle Demir Oğuz'un altın nesli Osmanlı çocuklarıyız. Fatihlerin, Yavuzların, Ab-dülhamidlerin torunlarıyız. Mukaddes davası uğruna hanımlarını dul, çocuklarını yetim bırakan şehitlerin evlâtlarıyız. «Bîd'at nedir bilmeyiz, onun için, Cenâb-ı Hak biz Türkleri halis kıldı.» diyen Alpaslanın çocuklarıyız.

Ecdadım İslâm büyüklerini severdi, âlimlere hürmet eder onlardan dua alırdı. Fatih İstanbul'u zamanın kutbu Ubeydullahı Ahrar hazretlerinin yardımı ile aldı. Timurlenk şöyle derdi :

«Nereye gitsem hep seyyidlerin, âlimlerin, velilerin duasını alırım, onların yardımı ile savaşları kazandım.»

Mübarek ecdadımızın izinden gittiği bunca islâm âlimleri dururken ne idüğü belirsiz mezhepsizlerin peşinden gitmek, o şehid ecdada ihanettir. Ecdadımın binlerce eserleri dururken biz İslâmiyeti Vehhabî Suudi Arabistandan mı, Şiî İran'dan mı, solcu Libya ve Mısır'dan mı öğreneceğiz?

Bizim Türklük şuuru dediğimiz ülkü, işte budur yani İslâm ahlâk ve faziletidir. Yani ecdadımızın mübarek yolu, Ehl-i sünnet yoludur.»

C E V A B :

Kardeşim, dergimizi teşhisteki şuurunuzu tebrik ederiz. Bizim Ehl-i sünnet yolunu yaymaktan başka gayemiz yoktur. Bizim bağrımız Ehl-i sünnet olan Akıncıya, Ülkücüye, sucuya, bucuya açıktır. Bizim partilidir diye bir mezhepsizi övmeyiz. Biz Hak'kın dostu, bâtılın düşmanıyız. Bizi böyle bilenler bize destek olsun. Partisini dinden üstün tutan insan lâzım değil bize. Her partiyi destekleyenler arasında mezhepsizler vardır. Bu, inkâr edilemez bir gerçektir. Bizim gayemiz, mezhepsizleri teşhir edip, partilere olan tasallutlarını bir dereceye kadar önlemektir. Mezhepsizler, masonlardan destek görerek, bütün partileri ele geçirmek için, onlara tesir etmeye çalışıyorlar. Bolşeviklerin cirit attığı şu ortamda parti kavgası verip ecdat yadigârı memleketimizi onların işgaline vasat hazırlamak, vatana, millete ihanettir.

Timur Han hakkındaki görüşünüzü de tebrik ederiz. Timur Han, bozuk olan Bektaşiliği kuran Fadlullah ismindeki dinsizi öldürterek taraftarlarını da dağıtarak dinîmize büyük hizmeti dokunmuş bir hükümdardır. Yıldırım Beyazıt Han ile savaştığı için Osmanlı tarihleri Timur Han'ı haksız olarak kötülemektedir. Timur Han moğol soyundandır, fakat gerçek Türklük - şuuru, Hakkı teslim etmektir, islâm ahlâkı ve fazileti de budur. Bilmukâbil selâm ve dualar.

 ÇANAKKALE'DEN AHMET ZAFER :

Çorum'lu hemşerimiz Muharrem Şenol'unkine benzer mektubu şöyle:

«Seyyit Kutub'un mezhebi yokmuş, yoksa yok. Nasır gibi bir şeriat düşmanından özür dilemeyip davası uğruna şehit olması onun büyüklüğünü göstermez mi?_

Fatma Girik'li gözlerinin güzelliğinden bahseden bir din adamı dururken, böyle hiç bir hareketi görülmeyen S. Ateş'i tenkit etmemiz sapıklık ve bölücülük değil midir? S. Ateş meleğe rüzgâr demiş, düşük faizlere cevaz vermiş, Kur'an'da evrim teorisi var demiş. Dediyse dedi, gâvur mu oldu yâni? Nasır ve Lenin dururken Karaman'ı tenkit etmeniz fitnenin ta kendisidir. Evet Karaman telfıkı savunuyor. Fakat cepheyi bölmek mi lâzım? Ufak tefek metod farklarını bırakarak birleşmeli.

Solcular «Dünya işçileri birleşin» derken siz Filistin'deki ve İran'daki müslümanlar lehine bir yazı yazdınız mı? Şeriatçı Kaddafi'yi hiç methettiniz mi?

Siz Mao'yu değil de, Mısır Müftüsü M. Abduhu tenkit ederek mi müslümanları birleştirmek istiyorsunuz? Abduh da insandır, hatası olmuştur. Hatası var diye durmadan aleyhine yazılır mı? Birleştirici olmaya davet ediyorum.»

CEVABLAR:

Mektubunuzu kısaltmadan aynen neşrettik. İslâm nedir, Ehl-i sünnet nedir bilmediğinizi mektubunuz göstermektedir. Sizin gibi müslüman geçinen bir kimsenin dine yapacağı bir zararı bir komünist bile yapamaz.

Hem S. Kutub’un mezhebi olmadığını kabul ediyorsunuz, hem de Nâsır'dan özür dilemeyişini bir marifetmiş gibi gösteriyorsunuz. Bize mezhepsiz müslüman lâzım değildir. Nasıl namazın ve haccın belli şartları varsa cihadın da şartları vardır. Sola uygun bir şeriat istiyorum deyip de kelleyi vermek cihad değildir, böyle bir yolda tövbe etmeden ölen kimse ne şehittir ne de gazi. Deniz Gezmiş de özür dilemedi, hatta imâm falan da istemedi. Her Allah yolundan gidiyorum diyen kimsenin gittiği yol Allah yolu mudur? Şehit olmanın da bazı şartları vardır. Ehl-i sünnet olmayan, mezhepsiz olan kimse nasıl şehit olur? Siz şehit demekle şehit mi olur? Deniz Gezmiş'e de devrim şehidi demişlerdi. Kime şehit denildiği Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılıdır. Gücü yetmediği halde fitne çıkarmak, düşmanın üzerine yürümek cihad değil, intihardır. Peygamber aleyhisselâm Hendek kazıp siperlendi. S. Kutup hem itikaden bozuk idi, hem de yaptığı hareket şeriata uygun değildi.

Fatma Girik'in ğözleri üzerine bir nakil yapalım :

İmâm-ı Ğazâlî (Aleyhirrahme), arkasını kıbleye dönüp camiye pisleyen bir kimseyi arkasını döndüğü için tenkid eden kimselerden misal verir. Fatma Girik gibilerle şakalaşmak, def-i hacet ederken arkayı kıbleye dönmek gibidir. Fakat faize cevaz vermek de diğer küfrü gerektiren halleri yapmak camiye pislemek gibidir, önce adam camiye niçin pisliyorsun diye tenkid edilir, önünü arkasını ne tarafa döndüğü mü tenkid edilir? İşte sizin müslümanlık anlayışınız bu kadar basittir, dinden imandan habersizliktir. Camiye pisliyenleri görmez, arkasını kıbleye dönenleri görürsünüz.

Mezhepsizlik metod farkı mıdır? Dinde reform yapmak, dinî kendi anlayışlarına göre yorumlamak isteyenleri, teşhir etmek bölücülük müdür?

Biz dünya müslümanlarını birleştirecekmişiz. Nerde hani o müslüman? Filistin'deki müslümanlara radyolar «Solcu müslüman, komünist müslüman» diyor. İran'dakilere de «Marksist müslüman» diyor. Kardeşi Fidel Kastro'yu öpen Kaddafi de sosyalist şeriatçıdır. Ne demek bunlar? Müslümanın solcusu, marksisti, sosyalisti de mi var? Siz Kaddafi gibi mi bir düzen istiyorsunuz?

Abduh da insanmış, hatası olurmuş. Mason olmak, teselsülün butlanına muhalif olmak, faize cevaz vermek hata değil, küfürdür. Ya siz ne istediğinizi bilmiyorsunuz, ya da hizip taassubuyla mezhepsizlerin maşalığını yapıyorsunuz. S. Kutup'la ilğili yazımızı dinî ölçüler dahilinde okuyun, samimi iseniz bize hak vermemeniz mümkün değildir.

Farkında olmadan masonlara, solculara ve mezhepsizlere  maşalık yapıyorsunuz. Artık dostunuzu  düşmanınızı öğrenin de ipsiz sapsız yazı yazmayın.

 ALMANYA'DAN FİKRET CEYLAN :

Sebil Gazetesine gönderdiği yazıdan bir suret de bize göndermiş, cevap alamadığını bildiriyor. Sebil'e gönderdiği yazısında özetle diyor ki:

«Bulunduğumuz yerde bir hayli selefçi mezhepsiz var, Ahmed Selâmi beyin yazılarını zevkle okuyoruz. A. Selâmi Bey Almanya'ya gelince mezhepsizleri bizzat müşahade etti. Kendileri bu mezhepsiz imâmların arkasında namaz kılmadığı gibi, bizlerin de kılmamamızı söyledi. Z. Kevserî hazretlerinden naklen mezhepsizliğin tehlikesini anlattı. S. Kutup, Mevdûdî ve Hamidullah gibilerin kitaplarını okumamamızı tavsiye etti. Mezhepsizlere ait kitapları da buradan kaldırın dedi. Seyyit Kutup gibi mezhepsizleri gazetenizde reklâm etmenizin sebebi nedir?»

C E V A B :

Kardeşim mektubunuzu neşretmek suretiyle, aynı suali biz de, sormuş oluyoruz. Başka kardeşlerimiz, de aynı mealde Sebil'e mektup yazıp bir suretini de bize göndermişler, hepsine birden cevap olur diye bu kadar neşrettik.

 ALMANYA'DAN AHMET KARSLIOĞLU :

Uzun mektubunda özetle diyor ki?

«Mezhepsiz olmayan bir gazeteci Türkiye'den Almanya'ya geldi. Daha çok Kuveyt tarafından beslendiklerini tahmin ettiğim Arap mezhepsizlerle görüştü. Bu mezhepsizler bu gazeteciye matbaa makinası almak için yardım etmiş olmalılar ki, gazetesinde mezhepsizler aleyhine yazı yazmamakta ısrar etmektedir. Bilgilerinize arz ederim.»

C E V A B :

Kardeşim bu yazınız isim bildirmediğiniz için su-i zanna sebep olabilir. Gazetecinin ismini yazıp, bizi su-i zandan kurtarın.

 ELBİSTAN'DAN ALİ GÖZÜBÜYÜK'E :

1 - Kur’ân-ı kerîmi tefsir etmek, terceme etmek değildir. Müfessir, kelâm-ı ilâhiden, murad-ı ilâhiyi anlayan râsih âlim demektir. Tefsir yazmaya kalkan bir çok kimsenin, yazılmış, olan tefsir kitaplarını bile anlayabilmek için lüzumlu yirmi kadar ana ilmî ve bunların kolları olan birçok ilmî bildikleri iddia bile edilemez. Bugün .kullanılan Arapça kelimeler, fıkıh ilmînde başka, tefsir ilmînde başka manâlara gelmektedir. Kur’ân-ı kerîmdeki bir kelime bile çeşitli yerlerde başka manâlara gelmektedir.. Aldığı edatlara göre de manâlar değişmektedir. Tefsir ilmî sadece, okumakla da elde edilmez, râsih âlimlerin kalblerine doğan bir nurdur. Tefsirleri anlamaktan âciz kimselerin tefsir yazmağa kalkmaları dinî oyuncak haline getirmek demektir. Bu bakımdan bazı Türkçe tefsirlere güvenmemek lâzımdır. Mevakib, Tibyan Ebülleys gibi Türkçe kıymetli tefsirler de vardır.

2 - Süleyman Efendinin talebeleri hakkında söylenilenler iftiradır. Onların bid'at ehli olduğunu iddia edenlerden vesika istiyoruz. Bildirsinler neşredelim.

3 - İslâm âlimlerinin ekserisi İbni Teymiyye'nin küfrüne kail olmuşlardır. Hattâ ona Şeyhülislâm diyenlerin bile kâfir olduklarına fetva vermişlerdir.   Meselâ   İbni Haceri Mekkî hazretleri «İbn-i Teymiyye'ye Şeyhülislâm diyen kafir olur» buyurmuştur. Bunu Celâl Yıldırım bile «İslâm Hidâyeti» isimli kitabında bildirmiştir. Buna rağmen kendisi de bu mürtede Şeyhül islâm demeye devam etmektedir.

 KASIMPAŞA'DAN   HÜSEYİN   DÖNMEZ:

Mevcut bütün sayıları isteyip abone olmak istediği mektubunda diyor ki :

«Dinîmizi içten yıkmak isteyen müctehid taslakları ile gerekli mücadeleyi yapan mecmuanız tesadüfen elime geçti. İddia edildiği ğibi maksadımız uyuyan yılanı uyandırmak değil, fakat uyanmış ayaklanmış ejderhanın önüne geçmek ve zararına mani olmaktır. Tek millet olan küfür, komünizm ve siyonizm olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Siyonizm de İngiliz ve iskoç masonlarını kullanarak İslâmiyeti yıkmak için vehhâbilik cereyanını körüklemektedir.

Hizmetinize iştirak ediyor, en azından dualarımızla yanınızdayız. Bu arada hatâlarınıza şahit olursak onların telâfisi için Ehl-i sünnet âlimlerinden nakiller yaparak ikazlar da bulunmamız şer'i bir vazifedir.»

CEVAP: Yanıldığımız zaman bize doğruyu gösterecek kardeşlerimizin bulunması bizler için büyük nimettir. Allahü teâlâ sizlerden razı olsun.

 İZMİR'DEN Ömer KARAKAYA :

Tenkidi şöyledir:

«Din adamı büyük şahsiyet Celal Yıldırım'ı tenkid edişinize kırıldım. Celal Hoca'nın vaazlarından duygulanıyoruz. Dinsizlerin karşısında din adamlarını tenkid etmeniz uygun olur mu? Celal Hoca'dan özür dileyin.»

CEVAP: Kardeşim, o yazımızı okudunuz mu? Okumamışa benziyorsunuz. Tenkid ettiğimiz Celal Hoca'ya ait kitabı alın, o ifadeleri kullanmış mı, kullanmamış mı? Celal Hoca büyük Müctehid, İmâm-ı Muhammed Aleyhirrahme'yi ağır bir lisanla tenkid etmiş mi etmemiş mi? Eğer biz onun söylemediği bir şeyi tenkid etmişsek o zaman siz haklısınız. Değilse biz haklı olmaz mıyız? O İmâm-ı Muhammedi tenkid ederken hoş güzel de, biz onu tenkid edince niçin uygun olmuyor?

Size tavsiyemiz, dergimizi, Celâl Hoca'nın o kitabı ile birlikte okuyun, bize hak verdiğiniz zaman, Celâl Hoca'ya gidin, yaptığı hatalardan dolayı müslümanlardan özür dilemesini teklif edin. Hatamız olsaydı özür dilerdik.,

 NEVŞEHİR'DEN İDRİS ÖĞÜTLÜ :

Şiir gönderdiği mektubunda diyor ki: «Mason Ömer Rıza Doğrul'un Asr-ı Saadet tarihi muteber midir?”

CEVAP : Sualinizin cevabı içindedir. Hiç masonun kitabı muteber olur mu? Zaruri bilgiler dururken tarih kitabını tavsiye etmiyoruz. Tarih kitabı okuyacaksanız içinde muteber dinî bilgiler bulunan Berekât Yayınevi'nde neşredilen PEYGAMBERLER TARİHİ’ni tavsiye ederiz.

 TİREBOLU'DAN YAHYA İPEK'E:

- Anne ve babanın şeriata muhalif emirleri dinlenmez, fakat yine de güzellikle reddetmelidir. Yalvararak iknaya çalışmalıdır. Evlenirken anne ve babanın tavsiyelerine uymak uygundur. Onların tecrübeleri vardır. Dünyayı toz pembe görmezler. Evlenilecek kızın bilhassa saliha olmasına dikkat etmelidir. Bilmukabil selâmlar.

 AVUSTURYA'DAN İBRAHİM ŞAHİN'E :

1 - Bir sığırı kesmek için önce gazlı bir tabanca ile bayıltıp sonra şeriata uygun olarak kesilirse yenir.

2 - Süleyman Efendi'nin talebelerini tanıyoruz. «Süleymancılığın İçyüzü» isimli kitabı da okuduk. Ehl-i sünnet mensubu olan Süleyman Efendinin talebelerine yapılan çirkin iftiralarla doludur. Yazarı da müstear isim kullanmıştır. Bahsettiğiniz teşkilât bu kitabı satmakla mezhepsizlere maşalık yapmış oluyor. Kur'ân kursu camiasının Ehl-i sünnete zıt taraflarını biz görmedik. Onlara yapılan iftiralar bize de yapılmaktadır. Mezhepsizlerden takdir bekleyecek değiliz ya. İt ürür kervan yürür demişlerdir.

3 - Berekât Yayınevinin kendi yayınlarının hepsi muteberdir. Zaten muteber olmasa reklâmlarını yapar mıyız? Bilmukabil selâm ederiz kardeşim.

 ÇAYCUMA’DAN HALİT HELVACIOĞLU'NA:

1 - Rafizîlere kardeş diyen o kimseyi tanıyoruz, rafizîdir, takıyye yapmaktadır.          

2 - Mutlak ictihad kesilmişse de, fukahanın yedi tabakası içinde çeşitli derecelerde bazı âlimler gelmiştir. İstisna olarak mezhepte müctehidler de gelmiştir.

3 - Bugün dünyanın hiç bir yerinde Ehl-i sünnete uygun bir şeriat devleti yoktur.

4 - Her tercemeye fazla güvenmemek icap eder. Berekât yayınlarını tercih etmeniz uygun olur.

 VAN'DAN M. SAİD ARVAS :

Kıymetli mektuplarında şöyle buyuruyorlar : «Hüsniyetinizi bildiren mektubunuza çok sevindim. Allahü teâlâ razı olsun. Merhum Seyyid Fehim-i Arvasînin (Kuddise sirrûh) evlatlarından birisini dahi görseydiniz hakiki insanın ve gerçek âlimin kimler olduğunu müşahede ederdiniz. Allahü teâlâ şefâatlarına cümlemizi nail buyursun. Amin.

Şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün islâm büyüklerinin bütün ömürleri Ehl-i sünnetin hizmetinde geçmiştir. Bu sebeple de Ehl-i sünnet düşmanları başkaldıramaz ve daima lâyık oldukları hezimete uğrarlardı. Fakat maalesef bugün o berrak itikad zâlimlerin pençesine terkedilmiş ve birkaç muhterem zevatın dışında tamamen hamisiz kalmıştır. Bunun için islâm âlimlerinden nakiller yaparak yürütülen hizmetin ehemmiyeti inkâr edilemez. Bu büyük hizmetiniz için Cenâb-ı Hak'tan muvaffakiyetler dilerim.»

 ANKARA'DAN CELAL İBİL:

Şöyle bir suali vardır :

«Millî FİKİR'in sahibinin mühendis olduğu bu bakımdan dinden anlamıyacağı söylenmektedir, ne dersiniz?»

CEVAP: Kardeşim, MİLLÎ FİKİR'de çalışanları sağa sola sürgün ediyorlar. Bu bakımdan serbest çalışan bir kimsenin dergiyi çıkarması icap etti, bir mühendisin adına çıkarıyoruz. Ancak bu mühendis de bir çok din adamından daha fazla bilgili ve kültürlüdür. Dergimizde yazı yazan bir çok din adamı vardır. Zulüm görmemeleri için isimlerini açıklamıyoruz. Din kimsenin tekelinde değildir. Dergimizde senelerce din tahsili görmüş kültürlü insanlar vardır. Birçok mezhepsizler dine hizmet için devletten para alıyorlar. Biz ise maddî ücretsiz, sırf rıza-i ilâhi için hizmet etmekteyiz. S. Kutbu âlim zanneden mezhepsizlere sorun! S. Kutup din adamı mıdır, yoksa sosyoloji öğretmeni midir? Biz S. Kutbun sosyoloji öğretmeni olmasını kınamıyoruz, ancak Ehi-i sünneti bilmediği mezhepsiz olduğu için kitaplarının okunmamasını tavsiye ediyoruz.

 NİĞDE'DEN MEVLÜT BAĞCI’YA:

1 - Kelâm, fıkıh ve tasavvuf bilgilerini lüzumu kadar öğrenmek farzı ayındır. Aklî ilimler denilen.tecrübi ilimleri öğrenmek ise farz-ı kinayedir. Bunun için bütün ilimler İslamın içindedir. Dînî ve ilmî demek bu bakımdan yanlıştır.

2 - Din bilgileri zamanla değişmez. Bu bakımdan kelâm bilgilerinde fikir yürüterek yanılmak özür olmaz. Bunun için birkaç itikad olmaz. Yetmiş üç fırka içinde tek doğru olan fırka, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır.

3 - Eshâb-ı kiramın veya bunlardan sonra gelen müctehidlerin sözbirliğine İCMA-İ ÜMMET denir.

4 - Şiîler hariç, buğün 72 sapık fırkadan hiç birisi kalmamıştır. Kendisine Ehl-i sünnet deyip de bid'at fırkalarının itikadı gibi olan mezhepsiz kimseler mevcuttur.

5 - Hanif, lügatte doğru inanan, İslâmiyet’e dosdoğru sarılan kimse demektir. EBU HANİFE ise, İslâmiyet’e dosdoğru sarılan hakiki müslümanların babası demektir. İmâm-ı A'zam hazretlerinin Hanife isimli kızı yoktur.

6 - Mezhebi hakkında herkes şöyle düşünmelidir: «Benim mezhebim doğrudur, yanlış olma ihtimali de vardır. Diğer üç mezhep yanlıştır, doğru olma ihtimali de vardır.»

İşte bunun için, âlimler, zaruret halinde değil, güçlük halinde kendi mezhebine göre yapmasına imkân olmayan bir işi başka mezhebe uyarak, taklîd ederek yapması caiz olur. Ancak ikinci mezhebin o işe bağlı olan şartlarını da gözetmesi lâzımdır buyurmuşlardır.

7 - Bir özür, bîr güçlük yok iken bir ibâdetin bir kısmını bir mezhebe göre yaparken, diğer kısmını bu mezhebe göre yapmayıp başka mezhebe göre yapmağa kalkışmak, birinci mezhep imâmının ictihadlarını beğenmemek olur. Selefi salihini beğenmemek, onları bilgisizlikle suçlamak ise küfürdür. Bunun için İmâm-ı Rabbânî hazretleri bir ibâdeti sebepsiz olarak başka bir mezhebe göre yapmayı ilhad olarak bildirmiştir. Bu bakımdan mezhepsizlerin çoğu mülhiddir.

8 - Yapılması kolay işlere RÛHSAT, güç olanlarda da AZİMET denir. Azimet olan bir işi yapmağa gücü yetenin rûhsatı yapmağa kalkması şeriat ile oynamak olur. Ancak azimeti yapmaktan âciz olan kimsenin rûhsat ile amel etmesi caiz olur. Özürsüz kendi mezhebindeki rûhsat ile amel caiz olmadığına göre başka mezheplerdeki kolaylıkları araştırmak, telfık etmek caiz değil, bâtıldır. (Mizân-ül kübra'da kâfi bilgi vardır.) Bu telfık işini yapan kişinin zındık olacağı Mişkat şerhinde bildirilmiştir.

 ANKARA'DAN ABDULLAH TUNCER'E:

Kardeşim, her zaman iyi insanlar kötülerin hücumlarına uğramışlardır. Dinîmize, müslümanlık şerefimize zarar gelmemesi için uğraşıyoruz. Çünkü başka şeylerin kıymeti yoktur. Her yerde uygunsuz insanlar bulunabilir. Huzur içinde yaşayabilmek için en fiadeli ilâç sabırlı olmaktır. Bozuk zihniyetli kimselerle arkadaşlık etmemek lâzımdır. Böyle kötü kimselerin kötü sözlerine cevap vermemek daha uygundur. Büyüklerimiz ahmağa verilecek en güzel cevabın sükut olduğunu söylemişlerdir. İnatçı kimselere nasihat vermek zararlı olabilir. Onlarla muhtaç olduğumuz kadar görüşmemiz lâzımdır. Kötü insanların yanına giderken helaya gider gibi gitmeliyiz, ihtiyacımız biter bitmez ayrılmalıyız, büyükler böyle buyurmuşlardır. Herkese karşı güleryüzlü ve tatlı sözlü olmaya çalışmalıyız. Cahilleri kendimize düşman etmemeliyiz. Din ve dünya saadetiniz için dua ederiz kardeşim.

 VAN'DAN AHMET UTKU :

Diyor ki :

«Burada Hanefîler Şafiî imâm arkasında namaz kılmak mecburiyetinde kaldığı gibi bazen Şafiîler de Hanefî imâm arkasında namaz kılmak zorunda kalıyor. İmâm olan zâtın ne gibi hususlara riâyet etmesi lâzımdır?.»

CEVAP: Hanefî mezhebindeki imâm, cemaatı arasında Şafiî mezhebinde olan kimseler de bulunursa veya bir özre metni Şafiî mezhebini taklîd eden Hanefi'ler de bulunursa şu hususlara dikkat etmesi lâzımdır.

1 - Gusülde ve abdest’te niyyet etmiş olmalı, abdesti tertip üzere almalıdır. Kolları yıkarken elleri de birlikte yıkamalıdır.

2 - Şafiî mezhebine göre abdesti bozacak bir harekette bulunmamalı, meselâ kendi kaba avret yerine ve yabancı kadınlara dokunmamalıdır.

3 - İmâm olmaya niyyet etmelidir.

4 - Fatihadan önce besmele okumalıdır.

5 - Fatihayı şerîfeyi terk etmemelidir.

6 - Ta'dili erkâna riâyet etmelidir.

7 - Beden, elbise ve namaz kıldığı yerde hiç necaset bulunmamalıdır. (Bunların hepsi Şafiî mezhebinde şart ve farzlardır.)

Şafiî mezhebindeki imâm, cemaatı arasında Hanefî mezhebinde olan kimseler bulunursa şu hususlara dikkat etmelidir :

1 - Subhaneke mâ arafuâke... dememelidir.

2 - Ben inşallah müminim dememelidir. (Elbette mü'minim, elhamdülillah mü'minim demelidir.)

3 - İman çoğalır ve azalır dememelidir. (Kuvveti çoğalır azalır demelidir.)

4 - Ameller imandandır dememelidir. (İman artıp eksilmez demelidir.)

5 - Kıbleler değişik olmamalıdır. Az da olsa farklı, eğik olmamalıdır.

6 - Mezhepte mutaassıp olmamalıdır. (Yalnız benim mezhebim hak dememelidir, dört mezhebin hepsini hak bilmelidir, zarurete mebni diğerleri ile de âmel edileceğine inanmalıdır.)

7 - Kulleteynde abdest almış olmamalıdır.

8 - Elbisesinde bir dirhemden çok meni bulunmamalıdır.

9 - Hanefîye göre guslü sahih olmalıdır. Yani mazmaza ve istinşakı terketmiş olmamalıdır. Ağzında dolgulu diş varsa mazmazayı terketmiş sayılacağından Hanefîlere imâm olamaz.

10 - Hanefîye göre abdesti sahih olmalıdır. Meselâ bir yerinden kan çıkmış olmamalı, kan yaranın etrafına taşmış olmamalı, başını meshde ve mest üzerine meshde de çok azla iktifa etmiş olmamalı, kay etmiş olmamalı, birinci. ka'dede salâvat okumamalıdır.

11 - Birinci tekbirden başka tekbirlerde ellerini kaldırmamalıdır.

12 - Bulûğa ermemiş olmamalıdır. Bu şartlara dikkat ettiği bilinen imâma uymak caiz olur. Ancak imâm gözettiğini söylediği halde gözetmezse o zaman vebali imâma ait olur. Gözetip gözetmediği bilinmeyen imâm arkasında namaz kılınmaz.

 ÇORUM'DAN LÜTFİ ÖZASLAN :

Rüyada Peygamber âleyhisselâmı görmenin neye alâmet olduğunu sormaktadır.

CEVAP: Abdullahı Dehlevî (Kuddise sirrûh), böyle bir sual için şöyle bir cevap buyurmuşlardır.

«1 - Bir kimse sünneti ihya eder, yahut bir bid'atten ictinab ederse bu amelleri tecessüm edip, rüyada öyle görür.

2 - Cenâb-ı Hak'kın, kulundan kabul ettiği bir ibâdeti bu güzel şekilde görünür.

3 - Eğer O, zemin ve zamanın serveri, O, insan ve cinnin seyyidinin, hadis kitaplarında yazılı olduğu veçhiyle, o güzel endamını, sürmeli gözlerini, yüksek ve açık alnını, yay gibi hilâl kaşlarını, uzun kirpiklerini görürse Resullullah sallallahü aleyhi ve sellemi görmüş olup, dünya ve ahiret saadetine kavuşmuş olur. Ve «Rüyada beni gören, muhakkak ki beni görmüştür, şeytan benim şeklime giremez» hadîsi şerîfindeki müjdeye kavuşmuş olur.»