MEZHEPSİZ KARDÂVΠ

Bu kitabımızda Türkiyeli mezhepsizlerin sinsi taktiklerine uymayan, yani mezhebsizliğini gizlemeye lüzum görmeyen Yusuf EI-Kardâvî'den birazcık bahsetmek istiyoruz. Sanki Ehl-i Sünnet âlimlerinin eserleri tükenmiş, veya eksikmiş gibi mezhebsiz Kardâvî'nin kitapları Türkçeye tercüme ediliyor. Kardeşlerimizi ikaz etmek üzere Türkçeye «İSLÂMDA HELAL VE HARÂM» ismiyle tercüme edilen kitaptan birkaç misal vermek istiyoruz.

Bu kitap tam bir Vehhâbi usulü ile te'lif edilmiştir. Her emir ve yasağı âyet-i kerîme veya Hadîs-i şerîfle isbatlamaya kalkıyor. Hangi mezhebe göre yazdığı belli değil. İlim ehlinin bildiği gibi mezhebin birisinde helâl olan diğerinde harâm olabiliyor, birinde harâm olan diğerinde helâl olabiliyor. Kitapta Hanefî mezhebinde hüküm şöyledir, Şafiî mezhebinde böyledir gibi ifadelere yer verilmemiştir. Halbuki Âyet-i kerîme ve Hadîs-i şerîflerden 73 tane mezhep çıkmıştır. Mezhepsiz Kardâvî de bu 73 mezhebten hak olan Ehl-i Sünnet mezhebine göre değil de, Âyet-i .kerîme ve Hadîs-i şerîflerden mezhepsiz kafasının anladığına göre hükümler çıkarmıştır. Halbuki Ehl-i Sünnete uymayan her söz, bid'at, sapıklık veya küfürdür, Yapılacak iş, dört hak mezhebden nakiller yapmaktır. Yani üretici değil, iletici olmaktır. Salâhiyeti olmadığı halde, Kur'ân-ı kerîm'den çıkardığı manâ Ehl-i Sünnete tam uygun gelse bile bu hareketin küfür olduğu Hadîs-i şerîfle bildirilmiştir.

Ehliyetsiz bir şoför, kaza yapmasa bile, nasıl ona vasıta kullandırmazlarsa, müctehid veya müfessir olmayan kimselerin üretici vasfındaki kitaplarında hatâ olmasa bile -Hadîs-i şerîfte bildirilen hükme göre- bu indi kitapları suratlarına çarpılmalıdır. Herkes haddini bilmelidir. Nasıl haddini bilmeyen İbn-i Teymiyye şeriat mahkemesince hapsedilmişse, El Kardâvî gibi mezhepsizler de mâşer-i vicdanda mahkûm edilmelidir.

Yusuf EI-Kardâvî, «İSLÂMDA HELAL VE HARÂM» ismiyle tercüme edilen kitabın birinci tab'ın mukaddimesinde helâl ve harâm mevzuunda bir yazar olarak ne yapılması gerektiğini şöyle anlatıyor:

«Bu gibi mevzularda yazar, eski ilim adamlarının hükme bağlamakta fikir ayrılığına düştükleri birçok konularda kesin bir hüküm vermek durumunda ve mecburiyetindedir.»

Hadîs-i şerîfte «Ümmetimin ihtilafı rahmettir» buyurulurken, Kardâvî kalkıyor, bu rahmeti kaldırmak istiyor. Besmelesiz kesilen hayvan Hanefilerce harâm iken, Şafiîlerce harâm değildir. Kardâvî besmelesiz kesilen hayvanı helâl kabul etmekle, Hanefilerce bu helâl olabilir mi? Kardâvî kendisini mezheb imâmı mı zannediyor? Tersine Kardâvî besmelesiz kesilen hayvanı harâm .kabul etmekle, Şafiîlerce bu harâm olabilir mi? İslâmın bir noktaya cem'i perdesi altında mezhepleri kaldırmanın sinsice bir oyunudur bu. Fakat Kardâvî yerli mezhebsizler kadar sinsi hareket edememiştir.

Tavus ve kırlangıç kuşları, Şafiî mezhebinde harâm iken Hanefi mezhebinde helâldir. Beygirlerin etleri İmâm-i Mâlik'e göre harâm, İmâm-ı Şafii ile İmâm-ı Ahmed'e göre helâldir. Bizim mezhebimize göre de mekrûhtur.

Kardâvî çıkıyor, «Bunları kesin bir hükme bağlamak mecburiyetindeyiz» diyor. Kardâvî beygir etine helâl diye veya harâm diye kesin hüküm koysa ne çıkar? Ancak kendisi ve diğer mezhebsizler için geçerlidir.

Kırlangıcın eti Şafiî mezhebinde kesin olarak harâmdır, Hanefi mezhebinde ise kesin olarak helâldir. Mezhebsiz Kardâvî ise bir mezhebde hüküm ne ise diğer mezheblerde de aynı olmalıdır, diyerek Peygamber aleyhisselâmın koyduğu rahmeti kaldırmak istiyor.

Mezhebsiz Kardâvî'nin mukaddimesine devam ediyoruz :

«Doğru ve yanlış hüküm vermiş olsa bile bütün mes'elelerde belirli bir mezhebi taklîd etmeyi de aklıma yakıştıramadım.»

Mezhebsiz bu cümlesi ile, Hak Mezheblerde doğrunun yanı sıra yanlışların da bulunduğunu söylüyor. Belirli bir mezhebe uymayı da aklına yakıştıramamış. Mezhebsiz, bir şey senin sakim aklına yakışmıyorsa yanlış mı demektir? Bir şey selim akla veya sahih nakle uygun olmalıdır. Selim akıl ise, yani yanılmayan akıl ise ancak Peygamberlerde bulunur. (Aleyhimüssalâtü vesselam)

Mezhebsiz Kardâvî, dört imâm dururken mezhebsiz İbn-i Teymiyye'nin talebesi İbnül Cevzi'nin şu sözünü naklediyor :

«Taklidci, taklid ettiği şey hususunda kesin bir fikre sahip değildir. Taklid aklın çalışmasını durdurur, iptal eder. Halbuki o, düşünmek ve incelemek için yaratılmıştır. Işığında yürümesi için kendisine bir mum verilen kimsenin onu söndürüp karanlıkta yürümesi ne kadar abestir.»

İbnül Cevzi'nin sözünü senet gibi naklettiği halde Ehl-i Sünnet âlimlerinden nakil yapmıyor. Taklidci yani mukallid, taklid ettiği şey hususunda kesin bir fikre sahip değilmiş, taklid aklın çalışmasını durdururmuş. Yani taklidi bırakıp herkes ictihad edecekmiş. Yani kimse dört hak mezhebe bağlanmayacak herkes mezhebsiz olacak, böyle istiyor Kardâvî. Taklîd etmek karanlıkta yürümekmiş, Allahü teâlâ akıl vermiş, o akılla ictihad etmek gerekiyormuş. Akılın, naklî anlamak için kullanıldığını bilmiyor ve   dört hak mezheb saliklerinin   karanlıkta   yürüdüğünü söylüyor, mezhebsiz Kardâvî.

Mukaddimeye devam ediyoruz :

«Evet... İslâm alemindeki belli başlı mezheblerden herhangi birisine kendimi bağlamayı uygun bulmadım. Çünkü bir mezheb her hakikati ve doğruyu şâmil değildir.»

Diğer mezhebsizler gibi, ısrarla dört hak mezheb tabirini kullanmaktan hasseten çekinerek belli başlı mezhebler tabirini kullanıyor, dört adedini kullanmadığına göre fırka-i dalle'yi de kasdetmiş olabilir. Vehhâbiliği de bunların içine dahil etmiş olabilir.

«Kendimi herhangi bir mezhebe bağlamayı uygun bulmadım» diyerek alenen MEZHEBSİZ olduğunu itiraf ediyor. Türkiye'dekiler ise nâmert oldukları için Kardâvî gibi alenen mezhepsiz olduklarını söyleyemiyorlar. Fakat Kardâvî gibi mezhepsizleri müdafaa ediyorlar.

Yusuf EI-Kardâvî'ye göre bir mezheb her hakikati ve doğruyu şamil değilmiş. Dört mezhebin tek yanlış tarafını gösterebilir mi? acaba mezhebsiz Kardâvî. Farklı ictihadlar rahmet olduğu halde yanlış gibi gösteriyor mezhebsiz.

Mukaddimeye devam ediyoruz :

«Yalnız bir mezhebin esiri olmak veya belirli bir fıkıhçının fikrîne boyun eğmek, düşünme, muvazene ve tercih hassalarına sahip Müslüman bir ilim adamına yakışmaz. Aksine hüccete ve sağlam delile esir olmak gerekir, delili doğru, hücceti de sağlam olana uymak evlâdır. Senedi zayıf, hücceti de çürük olan (söyleyene itibar edilmeden) reddedilmelidir. Hazret-i Ali (radıyallahü anh) der ki: Hakkı adamla bilemezsin, önce hakkı tanı, sonra dolayısiyle ehlini tanırsın.»

Bir mezhebe bağlanmayı bir mezhebin esiri olarak tarif ediyor. Bir mezhebin esiri olmak da ilim adamına yakışmazmış. Yani ilim adamı, mezhebe olan bağlılığını koparıp ipsiz ve mezhebsiz olacakmış.

Hüccete ve sağlam delile esir olmak gerekiyormuş. Mezheb imâmları hüccete ve sağlam delile esir olmadılar mı, bu ne biçim konuşma mezhebsiz? Dört mezhep imâmı sağlam delile, doğru hüccete esir olmamış da sen mi oldun? Senin kitabını okuyup amel ederek doğru hüccete, sağlam delile uymuş olunuyor da dört mezhebin hükümleriyle amel edersek bâtıl olanla mı amel etmiş oluyoruz?

«Hücceti sağlam olana uymak evlâ» imiş. Evlâ ne demektir? Şart desen ne olurdu sanki?

Kardâvî'nin emrine göre hücceti sağlam olana uyalım... Peki hücceti sağlam olanı nereden ve nasıl bilelim? İmâm-ı A'zam'dan şüphe edersek, diğer imâmlardan ve Kardâvî'den de şüphe etmemiz gerekir. Doğru delil, sağlam hüccet için elimizde ölçü nedir? Mezhepsiz hemen cevap verir: KİTAP VE SÜNNET... Peki dört hak mezhebin kitab ve sünnete uymadıklarını nasıl iddia edebilirsin? Senedi zayıf, hücceti de çürük olan reddedilmeliymiş. Mütercim tarafından konulduğunu zannettiğimiz bir ifade var. «Söyleyene itibar edilmeden reddedilmelidir.» deniyor. Yani söyleyen İmâm-ı A'zam da olsa itibar etmemelidir. Behey Kardâvî, biz doğruyu yanlışı nereden bilelim? İmâm-ı A'zam neye doğru demişse bizim için o doğrudur, neye yanlış demişse, o bizim için yanlıştır, kat'i hüccettir, en sağlam delildir. «Peki İmâm-ı A'zam hata etmiş olamaz mı?» diye bir sual sorabilirsin. Senin ve diğer mezhebsizlerin hüccetleri sağlam (!) oldukları için hata etmeniz muhaldir (!), fakat İmâm-ı A'zam'ın hata etmesi caizdir. Herhangi bir içtihâdında İmâm-ı A'zam hata etmişse ne olacak? Mukallid indinde İmâm-ı A'zam'ın tek hatâsı olamaz. Allahü teâlâ indinde ictihad hatası var ise bu hatalarına da -Bu hatalar Hadîs-i şerîfle rahmet olduğu bildirildiği için- sevab verilecektir. Mezhepsizler, bizim bu rahmetten istifade etmememiz için acaba niçin uğraşırlar?

Hazret-i Ali radıyallahü anh, «Hakkı adamla bilemezsin, önce hakkı tanı» buyurmuş. Hakkın dört mezhebte olduğu ittifakla bildirilmiştir. Şu halde hak ölçümüz dört hak mezhebdir. Buna zıt olan dalâlet veya küfürdür. Biz hakkı adamla, Kardâvî ile bilemeyiz, fakat hak ile Kardâvî'yi ölçeriz. Dört mezhebden birisine uymak şart olduğuna göre. Kardâvî alenen sapıktır. Fakat Kardâvî, «Hakkı adamla bilemezsin» sözünde «Hakkı İmâm-ı A'zam'dan öğrenemezsin» demek istiyor. Kendisi Âyet ve Hadisten hüküm çıkardığı için doğrudur, fakat İmâm-ı A'zam'ın Âyet ve Hadisden çıkardığı hükümler yanlıştır (!)

Biz bir hükmün doğru olup olmadığını İmâm-ı A'zam'in ictihadlarına bakarak öğrenemezmişiz, ya Kardâvî'nin açıklamasına bakılacakmış veya kendi kafamıza bakacakmışız. Maazallah ne büyük bir mezhepsizlik... Biz hakkı doğrudan doğruya Kur'ân-ı kerîm'den öğrenemeyiz. Onu ehlinden öğreniriz, yani İmâm-ı A'zam (Rahmetullahi aleyh) gibi büyüklerden...

Mezhepsiz Kardâvî için kitabın mütercimi Mustafa Varlı bakalım ne diyor:

«Müellif Şafiî mezhebine mensup değerli bir ilim adamıdır.»

Yusuf EI-Kardâvî «Belli bir mezhebe bağlanmayı uygun bulmadım» derken, yani mezhepsiz olduğunu   çekinmeden söylerken Mustafa Varlı'ya ne oluyor da Şafiî mezhebine mensup diyebiliyor?

Mustafa Varlı, önsözünde kendi kendini tekzib ederek şöyle diyor:

«Müellif, belirli bir mezhebe bağlanmadığı için mezhebler dışı bir görüş de ileri sürmüş değildir.»

Bu cümleden ne anlıyoruz?

1 - Müellifin belirli bir mezhebe bağlanmadığını, yani mezhepsiz olduğunu.

2 - Mezhebler dışı bir görüş ileri sürmediğini, yani hak veya bâtıl mezheplerden çeşitli hükümler almış olduğunu, Rus salatası gibi karıştırdığını öğrenmiş oluyoruz. Sadece hak mezheblerden bile almış olsa bu işe TELFIK denir ki TELFIK ise (Ümmetin İcmaı ile bâtıldır).

Mustafa Varlı'nın önsözüne devam ediyoruz:

«Bilindiği gibi Vehhâbilik daha ziyade itikadî bir çereyandır. Helâl ve harâm mevzuundaki bu eser ise, itikadı pek ilgilendirmez.»

Bu iki cümleden ne anlıyoruz?

1 - Vehhâbilik daha ziyade itikadî bir cereyan olup amel ile alâkası yokmuş. İnsan itikadına göre amel etmez mi? Ehl-i Sünneti MÜŞRİK bilen ve öylece itikat eden Vehhâbiler bizlerin kestiğine «MURDAR» diyerek yemiyorlar. Yani itikat ettiklerini uyguluyorlar. İnsan besmelesiz kesilen hayvanı harâm olarak bilirse, yani böylece itikat ederse, O eti yemez. Yani ameller itikada dayanır. İnsan nasıl inanıyorsa ona göre hareket etmek ister.

2 - Helâl ve harâm ise itikadı pek ilgilendirmez az ilgilendirirmiş. İnsan bir tek itikat yüzünden küfre düşer. Harâm ve helâlin çoğu itikat ile alâkalıdır. Şarap, domuz eti, akan kan, leş gibi şeyleri yemek harâmdır. Ve bu harâmlar itikada dayanır. Hurma nebizini helâl bilmek Ehl-i Sünnet itikadındandır. Harâm bilen Ehl-i Sünnet sayılmaz. Mest üzerine meshi caiz görmeyen de Ehl-i sünnetten çıkar.

3 - Bu kitap itikadı pek ilgilendirmediği için Vehhâbilik de itikatla alâkalı bulunduğu için müellifinin Vehhâbi olması bir şeyi değiştirmez, denmek istediği açık... Her Vehhâbi mezhepsizdir, fakat her mezhepsiz Vehhâbi olmayabilir. Yusuf El-Kardâvî'nin mezhepsiz olduğu açık, Harâm ve helâlı da kendi itikadına göre yazacaktır elbette. İbni Teymiyeci olup onu çok övmesi manidardır. Mezhepsiz olduğu gibi Vehhâbi de olabilir. Çünkü Vehhâbiliğe zıt hiç bir fikrî yoktur.

Mezhepsiz Mevdûdî ise Kardâvî'nin bu kitabını çok övüyor. Bir mezhepsizin diğer bir mezhepsizi övmesi yadırganmaz.

KARDAVİ hakkında yazı yazacağımızı söyleyince, bir arkadaş, Kardâvî'nin «Çorabın üzerine meshi caiz gördüğünü de yazıverin» dedi.

Biz o arkadaşa şöyle cevap verdik.

«Mezhepsizlik büyük bir fitne ve büyük bir hatâdır. Çorabın üzerine meshi caiz görmek çok ufak kalır mezhepsizliğin yanında... Bununla beraber mest üzerine meshi caiz görmeyen Ehl-i sünnetten çıkar.»

Allahü teâlâ bizi mezhebsizlerin fitnesinden ve mezhebsizlerin kitaplarını tercüme etmekten muhafaza buyursun Âmin...