KARAMAN'A AÇIK MEKTUP 

Bay Hemşerimiz,

Büyük Gazete'ye gönderdiğiniz ZARURİ AÇIKLAMA isimli yazınızda kendinizin mezhebsiz, vehhâbi, müctehid, müctehidlere karşı saygısız, reformcu, İbn-i Teymiyyeci, Ef-ganici ve Abduhcu olmadığınızı, tavizli fetvalar vermediğinizi, Diyanetçe neşredilen Mezhebsiz Reşit Rıza'nın kitabında ehl-i sünnetin icma ve ittifakına aykırı bir şey bulunmadığını belirtiyorsunuz.

İddialarınızı  kendi  maddelerinize  göre sıralıyoruz :

1 - MEZHEPSİZLİK İDDİASI:

«Biz itikaden Mâtûridî, amelen Hanefiyiz, Müslümanların bir mezhebe bağlı kalmalarını CAİZ görürüz.» diyorsunuz..

Halbuki CAİZ demek, olması da olmaması da Şeriata uygundur demektir. Müslümanların dört mezhebden birine bağlı kalmaları şarttır demeyip de caiz demekle bir mezhebe bağlanmamaya cevaz vermiş oluyorsunuz ki bu da mezhepsizlik olur. Tefsir-i Mazherî'de «Dört mezhebden ayrılmak Şeriattan ayrılmak olur.» buyurulmaktadır.

Bir mukallid, bir ihtiyaca mebni mezheb değiştirirse, dört hak mezhebden başkasına giremez.

Mukallid veya müctehidin bir mezhebe bağlı kalmasına şart dememek mezhebsizlik olur  ki   mezhebsiz mukallid veya mezhebsiz müctehid olmaz.

İmâm-ı Rabbanî hazretleri, Eshâb-ı kirâmın tamamının müctehid olduğunu, her birinin mezheblerinin de kendi mezhebleri olduğunu bildirmektedir.

«Mezhepsiz değilim.» diyorsunuz. Oku Dergisinin 152. sayısında BİR AÇIKLAMA başlığı altında Mezhepsiz Mevdûdi'nin «Benim mezhebim yoktur.» sözünü açıklarken «BENİM MEZHEBİM YOKTUR dediği doğru ise, bunu kitablarında yazıp uyguladığı esaslar dahilînde anlamak gerekir ki mânâsı: Muayyen bir mezhebe bağlı kalmadan islâmî problemi açıklamak, çözmek ve karara varmaktır. Bu yol ise gerçek âlimlerin takip edecekleri TEK YOL'dur» diyorsunuz.

Görüldüğü gibi «Mezhebim yok» demenin «gerçek âlimlerin takip edeceği tek yol» olduğunu bizzat siz söylüyorsunuz" Şu halde size mezhebi yok diyen Oku Dergisi’ndeki Karaman değil midir?

Mezhebli bir mükellefin, mezhebindeki bir hükmü beğenmediği veya delilini kâfi görmediği için o hükme tâbi olmazsa mülhid olacağını senet bir âlimden dinliyelim :

Evet müceddid-i Elfi sâni Imâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fa-rûkî Serhendî hazretleri, MEBDE VE MEAD Risalesinin otuzuncu fıkrasında buyuruyorlar ki: «Namazda kıraat farzdır. Hadîs-i Şerîfte de FATİHASIZ NAMAZ OLMAZ buyurulduğu halde hakiki kıraati bırakıp kıraat-ı hükmiye karar verilişinin sebebini anlayamadım. Mezhebimiz Hanefide İmâm arkasında kıraata dair açık bir delil bulunmamasına rağmen mezhebe uyarak imâm arkasında Fatiha okumazdım. Zira biliyordum ki MEZHEBDEN ÇIKMAK İLHADDIR.»

Risalenin devamında mezhebe uymanın bereketiyle Hak teâlânın lütfü ile kendilerine bunun hikmetinin gösterildiğini bildiriyor ve bariz misâllerle bunu açıklıyor.

Demek oluyor ki, İmâm-ı Rabbânî gibi müceddid ve müctehid bir veliyy-i kâmil, delilini bilsin veya bilmesin istisnasız mezhebinin bütün hükümlerine tâbi oluyor, bir hükme bile tâbi olmamayı mezhebden çıkmak ve ilhad kabul ediyor.

Oku dergisinin aynı sayısında    genç ilim yolcularına verdiğiniz tavsiyenin birinde «Kitâb ve sünneti kişilerin değerlendirmeleri ve ölçülerine değil, kişilerin sözlerini kitâb ve sünnet ölçülerine vurun, tam ayarını kalpından bu ölçü ile ayırın.» diyorsunuz.

Siz gerçekten Hanefî iseniz ve kişilerden maksadınız, Ehl-i sünnet âlimleri değilse, niçin bu kişilerin sözlerini, ehl-i sünnet âlimlerinin mezhebinizin ölçülerine vurun, demiyorsunuz?

Kişilerden maksadınız, İmâm-ı A'zam ve İmâm-ı Ebû Yusuf gibi Ehl-i sünnet âlimleri ise bunların sözlerini -İçtihadlarını- kitâb ve sünnet ölçülerine hangi genç vuracak? Müctehid gençler var diyelim, peki bu müctehid gençler, İmâm-ı A'zam'ın içtihâdının kalp olduğunu hangi ölçüyle anlayacak? Müctehid ayrı ictihadda bulunur ve diğer müctehidinkine kalp diyemez. Bu tavsiyeniz gençleri içtihâda dolayısıyla mezhebsizliğe teşvik değil midir?

İbni Abidin Abdest bahsinde «Müctehidlerin bildirdiklerinin delillerini mukallidin araması lâzım değildir.» diyor. İlim öğrenmek için delillerine baksın, ama kalpını, ayarını bulmak için değil tabii... Çünkü İmâm-ı Rabbânî müctehid olduğu halde sünnette de delilini gördüğü halde. Yani Fatihasız namazın olmayacağı hükmünü bildiği halde Hanefî mezhebinde olan bir kimsenin imâm arkasında Fâtiha okumaması gerektiğini, Hanefi olduğu halde okuyanın mülhid olacağını bildirirken siz nasıl oluyor da gençleri Kitâb ve Sünnete davet ediyorsunuz? Niçin mezheb hükümlerini iyi öğrenmeye davet etmiyorsunuz?

Siz hem Hanefisiniz, hem de İmâm-ı A'zam'a tâbi olmayı kitâb ve sünnete tâbi olmaktan ayrı bir şey mi zannediyorsunuz? Evet derseniz mezhebsiz olursunuz. Hayır derseniz, o halde niçin gençleri İmâm-ı A'zam'a veya tâbi oldukları mezhebe ittibâ etmelerini tavsiye etmiyorsunuz?

Yine aynı Dergideki tavsiyelerinizin birinde «Bîr fikrî söyleyenin, şöhret, diploma ve mevkiine göre değil, dayanak ve deliline bakarak değerlendirin, kabul veya red edin» diyorsunuz.

«Bir fikrî söyleyen»den maksadınız, mezheb imâmları ve mezhebdeki müctehidler değil midir? Evet derseniz, mezhebindeki hükümlere şüphe ile bakıp kitâb ve sünnetten «delil aramaya müctehid olmayan gençleri nasıl teşvik edersiniz?

Hayır derseniz, neden «Bir fikrî söyleyenin sözünü mezheb hükümlerine vurmak suretiyle kabul veya reddedin.» demiyorsunuz?

Beşer yapısı bir Anayasa, birçokları tarafından farklı tefsir ve tevillere tâbi tutulurken, Kelâm-ı Kadîm herkesin anlayacağı şekilde mi indirilmiştir? Öyle olsaydı Kitâb ve Sünnetten 73 tane mezheb çıkmazdı. Kitâb ve Sünnete ehli davet edilir, herkesi davet etmek, herkesin kafasına göre bir din meydana gelmesine sebep olmak ve dinîmizi parçalamak değil midir? Toplu olan dinîmiz «Islâmın bir noktaya cem'i» perdesi arkasında bin parçaya bölmek mi istiyor? Herkes Kitâb ve Sünnete elini uzatırsa uzatılan el kadar din meydana çıkar.

Aynı Dergideki tavsiyelerinizden biri de «İctihad ihtilâflarının tefrikaya meydan vermeyecek şekilde tevhidi niçin sapıklık olsun?» «Bu ihtilâfların parçalanma ve çar-pışmaya vesile olmaması için çalışmak ehl-i sünnet içtihadını bütünleştirmek zemme değil, takdire vesile olmalı, degil midir?» diyorsunuz.

Fesübhanallah, siz ne biçim Hanefisiniz? Hanefi mezhebini noksan ve bütünleşmeye nasıl gerekli görürsünüz? Dört mezhebin her biri tamdır, noksan değildir, tevhîde ihtiyacı yoktur? Mezhebini noksan ve bütünleşmeye muhtaç bilmek mezhebsizlik olmaz mı?

İhtilaflı zannettiğiniz ictihadların doğrusunu kim bulacak? Müctehid olsa bile müctehid de doğrusunu bilemez. Çünkü ictihad ictihadla nakzolunamaz.

«Ümmetimin müctehidleri arasındaki ayrılığı rahmettir.» meâlindeki hadîs-i şerîf, mezhebler arasında ihtilâfın bulunmasından şikâyet değil, rahmet olduğundan haber veriyor. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem'in haberini tekzib veya beğenmemeye dinîmizde ne ile hükmolunacağı malûm-i hâs-ü âmdır. Biliyorsunuz ki, kişi söylediği sözün esîri, söyleyeceği sözün ise hâkimidir.

Hak teâlânın hak üzere yandırdığı mezheb kandillerini söndürmek isteyenlerin, bu işlerinden hâsılatları bıyık ve sakallarının tutuşmasıdır. İnsanlara şirin görünmek, etrafının kalabalık olmasını istemek, dinden taviz vermek, dinîn sahibi kendisi imiş gibi, uygulamayı zaman ve mekâna göre düşünmek, ayarlamak ve tasarruf etmekle değil, mezhebinde bilgili ve muttakî olmak, Allah adamlarım sevmek, onlara uymakla olur. Din adamlarının üstünü ve büyüğü, üstün ve büyük din adamlarının, âlimlerin velilerin ilimlerini, sözlerini nakledendir. Şeref ve mecd bunlaradır. Bütün hüner, bir ileri köye, bir yan nahiyeye ulaşacak şebekede nakledici tel olmak... Yani yeni fizik ağzı ile üretken değil iletken olmalıdır. Eğer temiz bir kalb, lekesiz bir muhabbet ile, gönlünü, o büyüklerin kalblerine de bağlarsa «Kalbden kalbe yol vardır.» hadîs-i şerîfi gereğince, o yüksek kalblerden istifade eder. Bileşik kaplar usûlü güzel bir örnektir. Ancak burada yüksekte olanda azalma olmaz.

Ehl-i sünnet itikadını bütünleştirmekten kastınız 72 sapık fırka değil dört hak mezheb olsa gerektir. Dört mezhep size göre bütünleşince, yani bozulup yok olunca hak olan dört mezheb nereye gidecektir? Hadîs-i şerîfle bildirilen rahmetten şikâyet eden ve onu kaldırmayı dinîn tamamlanması, zamana uydurulması sananlar ancak reformcular, sapıklar, kasıtlılar, gizli maksatlılardır. .İslâm'ın temiz bünyesi, bu zararlı dış mikropları içinde yaşatmamıştır. Şeyhülislâm Abdullah-i Ensârî buyurur ki : «Yâ rabbî dostlarını yani müctehid din imâmlarını ve evliyânı öyle yapmışsın ki, kimi helâk etmek istersen, onlara saldırtırsın.»

Hem Ehl-i sünnet içtihâdının bütünleşmesinden, yani mezheblerin birleşmesinden bahsediyorsunuz hem de «Mezheblerin kaldırılma düşüncesini cinnet telâkki ederiz.» diyorsunuz. Böyle tenakuzlu konuşmaktan maksadınız nedir? Bir taraftan da, mezhebler arasında kavgalar olmuştur, Ehl-i sünnet içtihâdını birleştirelim, bizi zem değil, takdir edin, gibi ifadeler neyin nesidir? Bir zamanlar mezheblere kancayı, İbn-i Teymiyye ve talebeleri takmıştı, şimdi ise siz... İbn-i Teymiyye ve sapık talebeleri zamanlarında ŞERİAT Mahkemelerince hapsedilmişlerdi. Bildiğiniz gibi şimdi böyle bir mahkeme mevcut değil!.. Mevcut olsaydı Kardâvî ve Mevdûdî gibi mezhebsizler, mezheblere saldırdıkları halde ellerini kollarını sallaya sallaya gezmeleri mümkün olur muydu? Mezhebsizlerin sık sık cumhuriyete hamdetmelerinin sebebi bu olsa gerektir.

Hanefi Müslüman mezhebinin hükümleriyle amel eder, zaruret anlarında diğer üç hak mezhebden birini taklîd eder. Mezhebleri bütünleştirmeye ve birleştirmeye kalkmaz. Bu her mezhebde bِöyledir.

Yine tavsiyelerinizin birinde «Selef ictihadlarına hiç bir zaman kesin nazarıyla bakmamışlardı, içtihâda dayanan hükümleri için, harâm, helâl ve farz gibi kesin tabirler kullanmaktan çekinmişlerdir. Bunları unutmayın.» diyorsunuz.

Siz dinîmizi mi bilmîyorsunuz, yoksa maksatlı mı yazıyorsunuz?

Kırlangıç, Hanefilerce helâl, Şafiîlerce harâm değil midir?

Hanefilere, gusülde ağzın içini yıkamak farzdır diye kesin hüküm koymamışlar mıdır?

Besmelesiz kesilen hayvan, Hanefilere göre harâm, Şafiîlere göre ise helâl değil midir?

Meni Hanefilere göre galiz necaset, Şafiîlere göre ise temiz değil midir? Bunlar gibi sayısız mesele zikredilebilir. Müctehidler bu harâm ve helâli, farz ve vacibi kendi kafalarına göre mi söylemişlerdir, yoksa Kitâb ve Sünnetten mi çıkarmışlardır?

Ne demek istiyorsunuz? Helâl, harâm ve farz gibi kesin hüküm veren mezheb imâmlarına rastlarsanız inanmayın veya delillerine bakmadıkça kabul etmeyin mi demek istiyorsunuz? Biraz açık yazın. Tâlimatınıza göre delil aramaya kalkar imâm arkasında Fatiha okumanın farz olduğunu sünnetten çıkarırsak ne yapalım? Hanefiyi terk mi edelim? Yoksa imâm arkasında Fatiha okuyup yine Hanefi mi kalalım? Böyle şey olmaz.

Mahut Diyanet tarafından neşredilen «İslâm Hukukunda İÇTİ H A D» isimli yapıtınızda (s. 161) İbn-i Teymiyye'nin talebelerinden İbnul Kayyim'in «Dinîni hiç bir müctehide ısmarlama, Hazret-i Peygamberden ve eshâbından geleni al, sonra tâbiîn gelir ki kişi bunlardan muhayyerdir.» ifadesini naklettiğiniz halde «Bu mezhebsizin saçmasına bakmayın» gibi bir ifadede bulunmadığınıza göre siz nasıl oluyor da dinînizi İmâm-ı A'zama ısmarlıyorsunuz?

Kendinîze mi ait yoksa bir mezhebsize mi ait şöyle bir ifadede bulunuyorsunuz : «Mukallid, birçok müctehidlerden birini taklîd ettiğinde, hükümlerindeki hatâ veya isabeti bilemez. Hatâsından af ve ecir, isabetinden de ecir alamaz. FAKAT İCTİHAD EDERSE HER İKİ DURUMDA DA ECİR ALIR.» (İ. H. İCTİHAD s. 215)

Bu ifade size ait olamaz, çünkü siz mezhebsiz olmadığınızı söylediğinize göre, hangi mezhebsizden nakil yaptığınızı bildirmenizi istiyoruz. Bu ifade ile herkes içtihâda davet edilmektedir. Bu ve bunun gibi selefî meşrepli mezhebsizlerden nakil yapmasaydınız dînimiz noksan mı olurdu? Hüccet âlimler kâfi gelmiyor muydu da kendi ifadenize göre hatâları bulunan mezhebsizlerden nakiller yapıyorsunuz? Bununla dine hizmet ettiğinizi Kıyamet gününde nasıl söyleyebileceksiniz? Adı geçen yapıtınızda mezhebsizlerin ifadelerini ve Ehl-i sünnete aykırı olan görüşleri bariz şekilde siyah harflerle yazmaktan kastınız nedir? Ehl-i sünnet âlimlerinin mübarek ifadelerini meselâ Yusûf-i Nebhani hazretlerinin «İctihad iddia edenin ya aklı noksandır veya dinî...», diğer ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği «Telfık, Müslümanların icmaı ile bâtıldır.» hükümlerini niçin mezhebsizlerinki gibi, bariz yazmadınız? Mezhebsizlerinkini tasvib anlamı çıkmaz mı?

Umumiyetle yapıtlarınızda «Karşı gruptakiler» «muhalif görüşlüler» gibi tabirler kullanıyorsunuz. Dinîmizde muhalif görüşte olan hiç kimse yoktur. Bütün İslâm âlimleri birbirlerini tasdik ede ede gelmişlerdir. Hiç biri diğerine muhalif olmamıştır. İslâm âlimlerinin farklı ictihadiârı vardır. Bu da dinîmizin emri olduğu için muhalif görüş denemez.

Müctehid İmâmların diğer müctehidler için söylediği «Beni taklîd etmeyin» ifadesini, hiç bir tefrik yapmadan ve siyah harflerle yazmanız, mukallidlerin delillerini Kitâb ve Sünnetten almalarını tavsiye değil midir?

Siyah harflerle Dört Mezhebin İmâmlarının şöyle bir şey söylediklerini iddia ediyorsunuz : «Müctehid derecesine varmış olsun olmasın, her mükellefin, dinîn iki kaynağı (dikkat edin dört değil iki) Kitâb ve sünnet ile devamlı temaslarını sağlamak, bunların yerine fukahanın sözlerini ikame etme tehlikesini önlemek için insanları ictihad ve ittiba'a teşvik taklîdi men etmişlerdir.»  (İ. H. İCTİHAD s. 164.)

Müctehid olmayan mükellefin fukahanın Kitâb ve Sünnetten çıkardığı hükümlerle amel etmesi bir tehlike midir, yoksa mezhebli olmak mıdır? Fukahanın Kitâb ve Sünnetten çıkardığı hükümleri tehlike saymak mezhebsizlik değil midir?

Hangi konularda içtihâda ihtiyaç olduğunu zikretmeden, hem de mezhebde ictihad değil de dört mezhebin dışında mutlak bir ictihaddan bahsederek şöyle diyorsunuz : «Bu ihtisas devri olan zamanımızda, her biri gerekli olan İslâmi ilimlerle, hukuk, iktisâd, sosyoloji, psikoloji... gibi yardımcı ilimlerin bir veya birkaçında mütehassıs zevatın teşkil edebileceği İCTİHAD ŞURASI'nda, mutlak ictihad şartlarının rahatça tahakkuk edebileceği kanaatindeyiz.» (İ. H. İCTİHAD s, 234)

Batı hayranları dâima dinî, ilimden, ahlâktan, insanlıktan, edebiyattan, kültürden ayrı telâkki etmişler, «Bu, iş, İslâma da, insanlığa da aykırıdır» demişlerdir. Dergilerine de «Dinî, ilmî, ahlâkî, edebî, harsî» gibi tabirler kullanmışlardır.

Dinîmiz noksan değildir. Dinde hukuk, iktisat., sosyoloji ve psikoloji de vardır. Olmasa hâşâ dinîmiz noksan olur. Siz de İslâm'ı bu ilimlerden ayrı göstermişsiniz. Muteber kitablarda ictihad için lüzumlu ilimler, âlet ilimleri ile birlikte zikredilmiştir. Yeni bir şey ilâve etmeye ve çıkarmaya ihtiyaç yoktur.

İctihad için Müslüman olma ve ilâhi mevhibe gibi şartlardan niçin bahsetmiyorsunuz? O bilgileri bir kâfir veya bir mezhebsiz de öğrenemez mi? «İfademizin içerisinde bunlar da mevcuttur» diyemezsiniz. Çünkü M. İ. Hukuk'u isimli yapıtınızda «Dinî nas» tabirini kullanıyorsunuz. Bir din kitabında dinî nas tabiri kullanılmaz. Dinî olmayan nas var mıdır? Hamidullahın dine dıştan baktığı gibi, namaza dinî namaz,  Peygamberimize,   İslâm  Peygamberi, NAS'a f dinî nas denmez. Diyelim ki kullandınız,   peki   nas'ın başına dinî koymayı ihmal etmiyorsunuz da içtihâdın şartlarını sayarken Müslüman ve ilâhi mevhibe sahibi muttaki bir şahıs olmayı niçin zikretmiyorsunuz?

2 - VEHHABÎLİK İDDİASI:

«Elimizdeki deliller, onlara kâfir veya ehl-i bidat demeye kâfi değildir.» diyor ve benim vehhabî olduğuma dair tek delili olan ortaya çıksın gibi bir iddiada bulunuyorsunuz.

Hak mezheb dört tane değil midir? Vehhablliğîn sünnî bir mezheb olduğunu hangi Ehl-i sünnet âlimi söylemiştir. Vehhâbiliğin ciltleri dolduran sapıklıklarını burada saymaya imkân yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri sayısız reddiyeler yazmışlardır. Kitâb-üt-Tevhid ve Fethül-Mecid isimli  Vehhâbi kitablarını okursanız mezhebsiz olduklarını gözünüzle görürsünüz. Vehhâbilerin küfre düştüklerini Millî Fikir'in 15. sayısında vesikaları ile birlikte neşrettik. Ehl-i sünneti mişrik bilmeleri bile onların kâfir olduklarını gösteren bir delildir.

«Vehhâbi değilim» deyişiniz, bazı siyasîlerin komünizmi kötülemeyip de sıkışınca «Ben komünist değilim.» demelerine benziyor. Siyasiler kendi açılarından mazur sayı-labilirler. Çünkü komünistlerden oy alabilmek için komünizmi tehlike olarak göstermeyebilirler. Fakat siz Vehhâbi olmadığınıza ve Vehhâbilerden herhangi bir menfaat görmediğinize göre, vehhâbiliğin ehl-i bid'attan olduğunun delilini bizden sormayıp kendiniz öğrenmeniz .gerekmez mi?

Kitabüssünne isimli vehhabî kitabının 35. sayfasında, Peygamberimizin Allah'ı dört meleğin taşıdığı altın bir kürsü üzerinde gördüğü bildirilmektedir. 15. sayımızda bildirdiğimiz açık hüccetlere rağmen vehhâbilik sünnî bir mezhebdir diye iddia ederseniz kimliğiniz kolayca meydana çıkar.

3 - MÜCTEHİDLİK  İDDİASI :

«Hiç bir yerde yazılı veya sözlü olarak ben müctehidim demedim.» diyorsunuz.

Çorum'da kursiyerlere yaptığınız konuşmada, Türkiye'de öşürün verilmesi gerektiğini, Ömer Nasuhi Bilmen'in ise verilemez dediğini söylemiştiniz. Bunun üzerine sakallı bir İmâm :

«Sizin ve Ömer Nasuhi Bilmen'in söylediği bir müçtehide mi aittir, yoksa kendi görüşleriniz midir?» sorusuna:

«Verilmez sözü Ömer Nasuhi Bilmen'in içtihâdıdır, verilmesi gerekli sözü de benim ictihadımdır. O harâm işletiyor, ben ise bir farzı işletiyorum, ne haber?» diye cevap vermiştiniz. Bu ifadeniz için istemediğiniz kadar şahit göstermek mümkündür. Bu sözünüzle müctehid olduğunuzu iddia etmiş olmuyor musunuz? Size müctehid diyen varsa, kursiyerlere konuşan Karaman'dır.

Bütün yapıtlarınızın Mevdûdî'nin uyguladığı esaslara benzediği ve müstakil bir müctehid edası ile yazıldığı görülmektedir. Bir mukallid asla Mevdûdî veya sizin gibi kitab yazamaz. Allâme İbni Abidin'in kitapları mukallid sıfatıyle yazılmıştır. Müctehid ile mukallid arasında başka bir sıfat yoktur. İbnulkayyim ile diğer mezhepsizlere göre bir İttibâ terimi mevcut ise de, ehl-i sünnet âlimleri itti-ba'ı taklîd mânâsında kullanmışlardır.

4 – MÜCTEHİDLERE SAYGISIZLIK İDDİASI:

Müctehid bulunmadığı için ictihad kapısının kendiliğinden kapandığını söyleyen EI-Kerhî, EI-Kaffâl, Kâdihan, Abdulkerîm-i Rafii, İbni Ebiddem, Eş-Şihaburremli, İbni Haceril Heytemi, Eş-Şemsür-remli, Menavî, Davud bin Süleyman, Yusûf-i Nebhani gibi âlimleri zikrettikten sonra bunların ictihad hareketine karşı çıkmalarına sebep olarak İ. H. İCTİHAD isimli yapıtınızın 186. sayfasında «Mezheb taassubu, cehâlet, menfaat ve adem-i basiretin en büyük rolü oynadığını söylemek mümkündür.» diyorsunuz. Bu mübarek âlimlere müteassıp, câhil, menfaatperest ve basiretsiz demek bir saygı ifadesi mi oluyor?

Yapıtlarınızda İmâm-ı A'zam'a ekseriya Ebu Hanife diyorsunuz da her nedense İmâm-ı A'zam demeye diliniz varmıyor. Bu hareketiniz İmâm-ı A'zam radiyallahü anh'a fazla saygınızdan mı acaba?

Evet, Peygamberlerden başkasının hatâ işlemesi caizdir. Caiz demek mutlaka hatâ işledi demek değildir. Gerek İmâm-ı A'zam radiyallahü anh ve gerekse diğer üç hak mezhebin imâmlarının bir hatâsını gösterebilir misiniz? Hem mukallid hem de müctehid indinde İmâm-ı A'zam'ın tek içtihâdı hatâsı yoktur. İctihad ictihadla nakzedilemez. Müctehidlerin Allahü teâlâ indinde hatâları olabilirse de mukallid indinde hepsi doğrudur. Mukallid taklîd etmekle ecir kazanır, mezhepsizlerin dediği gibi harâm işlemiş olmaz.

5 - REFORMCULUK İDDİASI:

Mezhepsizlik, reformculuğun başka adıdır. Mezhebsizlik varsa reformculuk da var demektir.

6 - TAVİZLİ FETVALAR İDDİASI :

«Hiç bir yerde nikâh dinî değildir demedik.» diyorsunuz. Mukayeseli İslâm Hukuku isimli yapıtınızın 236. sayfasında «Esas ve şartlarını dinî nasların ve bunlara müstenid ictihadların tesbit etmiş olması, evliliğin dînî bir akit olmasını îcab ettirmez.» denmektedir.

Evet nikâh dinî değildir, dememişsiniz de kitabınıza yazmışsınız. Demek size tavizli fetva verdi diyen kendi yapıtınız oluyor. Siz değil deseniz de nikâh dînî bir akittir.

7 - İBNİ TEYMİYYECİ, EFGANİ VE ABDUHCU İDDİASI:

«İbni Teymiyye'nin kâfir ve sapık olmadığını, ancak bazı ifratları ve ictihad hatâları olduğunu» söylüyorsunuz.

Eğer İbn-i Teymiyye müctehid ise kimse onun hatâsını bilemez. İctihadla ictihad nakzolunamaz,

İbni Teymiyye'nin cihete kail ve arşın kıdemine kani bulunduğu ve mücessimeden olduğu muteber kitaplarda yazılıdır. Bu ise Ehl-i sünnet dışılıktır.

İbni Teymiyye kâfirlerin de «ebedî cehennemde kalmıyacağını» söylemiştir. Bu ise âyet-i kerîmeyi alenen inkârdır.

Üç talakı bir talak sayarak ehl-i sünnetin icmaına karşı gelmiş ve ehl-i sünnetten çıkmıştır. Muhiddin-i Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine KÂFİR demekten çekinmemiştir. Selefiyeden olduğu için nasları te'vil etmediğinden sapıtmıştır.

Mezhepsiz İbni Teymiyye sizin gibi Hanefi mezhebine mensup bir kimseye nasıl hüccet olur? Hanefide neyi noksan buldunuz da İbni Teymiyye'den imdat istiyorsunuz?

İbni Teymiye'nin bütün bu sapıklıklarını Ehl-i sünnete aykırı bulmuyorsanız niçin İbn-i Teymiyyeci olmayı kabul etmiyorsunuz? Biz ehl-i sünnetin bütün imâmlarını, fukahasını hüccet kabul ederiz. Bize İmâm-ı A'zamcı, İmâm-ı Rabbânici, Ebussuud Efendici, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendici denecek olsa hiç alınmayız. Fakat siz hüccet gösterdiğiniz bir kimse için ondansınız deyince niçin gocunuyorsunuz?

İbni Teymiyye müctehid ise, ehl-i sünnetten ise İBNİ TEYMİYECİ denince gocunmaya hiç mahal yok, Ehl-i sünnetten değilde Selefiyeden ise delil getirmek lüzumsuz hattâ sapıklık olur. Bizim gibi mukallidlere göre hatasız olan İmâm-ı A'zam dururken size göre hatalı olan, bize göre mezhebsiz olan İbni Teymiyyeyi niçin hüccet gibi gösteriyorsunuz? Mezhepsiz İbni Teymiyye'den delil getirmediğiniz hiç bir yapıtınız var mı? Tabii İctihadla ilgili.

EFGANİCİ İDDİASI :

«Peygamberlik sanatlardan bir sanattır» diyen çeşitli sapıklıkları bulunan Efgani hakkında «Efgani masonluğu bıraktı» diye âdeta müdafaa edişiniz tuhafımıza gitti. Efganiyi övmek ehl-i sünnet olana yakışmaz. Yoksa, tamam olan dinîmiz, onunla bir başka kemâle mi kavuştu? Bir bardak dolu ise, ilâve edilen, ya dِökülür, ya içindekini dِöker. Dikkat edene bu cümle kâfidir.

ABDUHCU İDDİASI :

İ. H. İCTİHAD isimli yapıtınızda mezhebsiz vehhâbi Abduh'u da müctehidler arasında zikretmişsiniz.

Hocanız Davutoğlu, Din Tahripçileri isimli eserinde çeşitli mucizeleri te'vil ve inkâr eden ve Mısır'da ilk mason locasını kuran Abduh'un «Teselsülün butlanı meselesine muhalif» olduğu isbatlanrnıştır. Artık Abduh'un masonluğu bırakıp bırakmaması mühim değil, bu görüşü küfür olarak yeter ona.

Mehmet Sofuoğlu tarafından yazılan Tefsir kitabında Abduh şöyle övülüyor:

«En mühim fetvaları, Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından kesilen hayvanların eti ile, faizin cevazına dair verdiği fetvalardır.» s. 41

«M. Abduh tarafından  ileri sürülen yeni fikirler mutaassıp ve eskilik taraftarı çevrelerde kuvvetli muhalefetle karşılaşmıştır.» s. 41

«M. Abduh, Kur'ânı yaratılmış kabul ediyor ve sünnîliğin bunun aksini iddia eden sert görüşünü yumuşatmak tecrübesinde bulunuyordu.» s. 42

«Hakkında edilen iftiralara gelince bu gibi büyükler hakkında cahiller tarafından iftiralar reva görülmekte olduğundan bunun hakkında da yürütülmesine taaccüp edilmez.» s. 43

Faize helâl ve Kur'ân-ı kerîm'e mahlûk diyen bir mezhebsize nasıl olur da müctehid diyebilirsiniz? Zırva te'vil götürmez, ölüm sizi uyandırmadan uyansanız nasıl olur?

«Kur'ân mahluk değildir» demek mahut tefsir kitabında yazıldığı gibi «İddia ve görüş» değil, ehl-i sünnet itikadıdır. Her nedense mezhebsiz Abduh'u büyük sananlar, ehl-i sünnet itikadına görüş, iddia, tez, nazariye gibi ifadeler kullanıyorlar, sebebi ne ki? Ehl-i sünnetten şüpheleri mi var acaba?

8 - DİYANETİN NEŞRETTİĞİ KİTAP :

Bu kitabda taklîdin bâtıl olduğunu söyleyen mezhebsiz Reşit Rıza, mukallidin ağzından s. 169'da «Adam Muhammedî olmayı bırakıyor da Hanefi veya Şafiî oluyor.» diyor. Hanefi veya Şafiî olmayı Muhammedî olmaktan başka bir şey zannediyor mezhebsiz. Muhammedi olmayan kâfirdir. Bütün Hanefiler, dolayısıyle siz de Reşit Rıza'ya göre Muhammedî olmadığınız için kâfir olmuş olmuyor musunuz? Bütün sapık fırkalar bile Muhammedî olduğuna göre, Hanefi olanları fırka-ı da'lleye bile dahil etmiyor mezhebsiz.

Cevabüssail kitabında şiî olduğu bildirilen, Usûl-ül-Erbaa kitabında «Bir mezhebi taklîd eden müşrik ve kâfir», İrşadül Fühul kitabında «ölüleri taklîd etmenin caiz olmadığında İCMA vardır» diyen mezhebsiz M. Şevkâniye 175. sayfada «Mutlak bir müctehiddir mezhebi bilinen mezhebsizlerin en kuvvetlisi, sözü de en sağlamıdır.»  denilmektedir.

Şakkulkamer mucizesini inkâr ettiği, Musa aleyhisselama kâhin dediği Davutoğlu Hoca'nm Din Tahripçileri isimli eserinde vesikaları ile bildirilmekte olan Reşit Rıza'nın kitabını, nasıl sadeleştirme cüretinde bulunabilirsiniz?

Bir de «Bu kitabın içinde ehl-i sünnetin icma ve ittifak ettiği esaslara aykırı bir şey yoktur.» Nasıl dersiniz? Baştan sona sapıklıkla doludur. Taklîdi bâtıl sayması İCMA'ya aykırı değil midir? İ. H. İCTİHAD isimli yapıtınızda da (s. 214'de) «Taklîdi men eden biz değiliz, O Allah tealidir.» diyen mezhebsizlerden nakil yapmışsınız. Siz Hanefi olduğunuza göre Allahü teâlânın men ettiği bir işi nasıl yaparsınız? Mezhepsizlerin böyle ipe sapa gelmez saçmalarını nakletmeseniz kıyamet mi kopar yani? Hem böyle saçmaları naklediyorsunuz, hem de tarafsız kalıyorsunuz, siz Hanefi olduğunuza göre «Taklîdi men eden biz değil Allah teâlâ» diyen mezhebsizlerin cılkını çıkarmalısınız. Sanki hüccet gibi bir de yapıtlarınıza alıyorsunuz.

«Bu kitabın tenkid edilecek ve tercih edilmîyecek tarafları bulunabilir» diyorsunuz. Tenkid edilebilecek tarafı bulunan bir kitabın neşrine nasıl âlet olursunuz? Bu kitapta ehl-i sünnete aykırı yüzlerce mesele vardır. Hatalı bir kitap neşredilmez. Çünkü bir kitabın doğru ve yanlışını tefrik eden, bilen bir kimse için o kitabı okumaya lüzum yoktur. Bilmeyen bir kimse için de çok zararlıdır, yanlışları o kimseyi sapıtabilir.

Devamlı ictihadla ilgili yapıtlar yazacağınıza, bir İbni Abidin'i tercüme etseniz de faydalı bir hizmet yapsanız mezhebsizler kızar mı size?

Sözleriniz   birbirini   tutmadığı,   kitaplarında   dinîmizin temel bilqilerine uymayan ifadeler, nakiller bulunduğundan, bunlarla refomcu'lar paralelinde bir mezheb, bir yol tuttuğunuz yukarıdaki misallerden anlaşılmaktadır.    Halisane söylüyoruz  bu ne size ne de Müslümanlara hiç bir fayda sağlamaz  Dünya ve ukbanız için zararlı olur. Zararın neresinden dönülürse kârdır.   Bu dünya amel, iş, ticaret yeridir  Zararlarınıza sizden   önce,   bir Müslüman   olarak   biz razı olmadığımız için bu mektubu size yazdık. Dost ağır söyler. Haddi  aşarak sizi övseydik, eşsiz âlim, asrımızın müctehidi deseydik belki hoşunuza giderdi ama yalan olur, faidesiz olurdu İslâm bahçesinde, o güzel güller, o rengârenk eşsiz koku sacan çiçekler arasında böyle köksüz, cılız  kokusuz sun’î çiçekler açmaz. Tohumu dışardan atılmış' felsefeciler, reformcular,  vehhâbiler hep böyledir. Asaletleri yoktur.  Kökü  aslı  olmayan  fer'in  tâlibi   hangi dûn-himmetliler olur?

İnsan lisanın altında gizlidir. Bu yazıları onun için yazdık   Dil kaleminiz ve kalem dilinizden sâdır olanlar, dinini seven ve kayıran kimselerin hazmedeceği   cinsten değildir  Hef Ehl-i sünnette, hattâ din sâhibinde, din gayreti olur   Cevaplarımız gayretimiz nisbetindedir. Bunu yapmamız dinîmizin bir emridir. Elbette yapacağız. Ma'rufu emir, münkeri nehy  ettiğimiz  için vazifemizi  yapmış  oluyoruz. Yoksa kişi olarak, ne alıp vereceğimiz vardır?  Allahü teâlâ kendisi için olmayan söz ve hareketlerden bizleri korusun.   Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak tanıtsın. Dinînin hizmetçisi eylesin.

Bazı sorularımız var:

1 - Selefiye Mezhebinden emekli postacı «Elhamdülillah Yarım Asra yakın bir zamandan beri cumhuriyet idaresini kurmuş oluyoruz.» diyor. Tanıdığımız bütün se-lefiyeciler, İbni Teymiyeciler ve mezhebsizler bu şekilde Cumhuriyete hamdediyorlar. Siz Cumhuriyete hangi şekilde hamdediyorsunuz?

2 - Türkiye'deki bütün mezhebsizler ŞAPKA Zünnar hakkındaki ehl-i sünnet âlimlerinin fetvalarına çok kızıyorlar. Siz de kızıyor musunuz?

3 - Hanefî mezhebindeki müftabih kavle göre Şeriatla idare edilmeyen ülkeler Darül-harbdir. Fakat siz Hanefî olduğunuzu iddia ettiğiniz halde Neşriyat Müdürümüze «Fransa Darülharb değil, darülküfürdür ve Darül-İslâm gibi hareket edilir.» demişsiniz. Bu fikirde hâlâ ısrar ediyor musunuz?

4 - Dört hak mezhebin dördüne göre de özürsüz kaçırılan namazların kazası da farzdır. Ancak İbni Teymiye gibi selefiye meşrepli mezhepsizlere göre ibadette kıyas caiz olmadığından özürsüz kaçırılan namazların kazası farz değildir. Neşriyat Müdürümüze gönderdiğiniz mektupta İbni Teymiyenin görüşünü savunuyorsunuz. Şimdi Hanefî olduğunuza göre bu sakat görüşten vazgeçtiniz mi?

5 - Müesses nizam mezhepsizlerin rahatça cirit atmalarına manî olmadığı için müesses nizama hamd ve saygıyı telkin ediyormuşsunuz, doğru mudur?

6 - Mezhebsizler büyük müctehidlerin tamamının Selefiyye mezhebinden olduğu iftirasını yayıyorlar. Selefiyye'de te'vil asla caiz olmadığına göre, te'vil edilmesi gerekli birçok âyet-i kerîme ve Hadîs-i şerîf vardır. Te'vil edilmeyip o şekilde itikad edilirse küfür olur. Meselâ A'raf sûresi 190, Bakara sûresi 10, Feth sûresi 2, Enbiya sûresi 87, Yusuf sûresi 24, Enam sûresi 76-77-78, Tevbe sûresi 43. gibi âyeti kerîmeler te'vil edilmezse insan küfre düşer, Allah yürür gibi hadîs-i şe.rifler de vardır.

Te'vili gerekli nasları te'vil etmeyerek, Allah yer semasına iner kabul etmek küfür değil midir? Nasları okuyup hikmetini Allah bilir demek başka, o şekilde inanmak başkadır.

7 - Mezheb-i seleften emekli postacıya yazdığınız mektubun cevabını arkadaşlarınız, Neşriyat Müdürümüze okudu. Feth süresindeki ZENB kelimesini sormuşsunuz. O da «Oğlum Hayrettin..» diye başlayan mektubunda Peygamber aleyhisselâmı övdükten sonra «Kâinatın Efendisinin günahıdır.» diyerek te'vili caiz görmemiştir. Siz de buna inanarak Peygamberlerden ismet sıfatını kaldırdınız mı? Yoksa Emekliye inanmayıp Hanefî âlimlerine mi inanıyorsunuz?

8 - Ehl-i sünnetin tamamı, Hazret-i Muaviye Radiyallahü anh'a asla atmadıkları, atanlara şiddetli hükümler serdettikleri, Eshâb-ı kirâmın tamamına âdil dedikleri, fâsık demedikleri sabitken buradaki sizi sevenler ile ra'fiziler Hazret-i Muaviye Radiyallahü anh'a atıp tutuyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz?