ESHÂB-I KİRÂMI SEVMEK

Muhammed Ma'sum «Kuddise Sirrûh»

Rahmet deryası Hazret-i Ali Radıyallahü Anh, hâşâ hiç bir müslümana lanet etmemiştir. Hele Hazret-i Muaviye Radıyallahü Anh gibi hadîs-i şerîflerle öğülen ve hayır dua eden bir sahabîye lanet ettiğini söylemek büyük iftiradır.

Hazret-i Ali Radıyallahü Anh, Hazret-i Muaviye Radiyallahü anh ve yanında bulunan diğer Eshâb-ı kiram için «Kardeşlerimiz bizlere uymadı, kâfir ve fâsık değildirler, içtihatlarına uygun hareket ettiler.» buyurmuştur. Hazret-i Ali Kerremallahü Veche'nin bu sözü, Hazret-i Muaviye ile yanlarında bulunanların değil kâfir, fâsık bile olmadıklarını gösteren bir delildir. O halde hiç lanet veya beddua eder mi? İslâmiyette hiç kimseye hattâ kâfirlere bile lanet etmek ibâdet değildir.

Tasavvuftaki fena derecelerinin en yükseğine ve itminanın sonuna ulaşıp bütün şahsî arzularını bırakmış olan Hazret-i Ali Radıyallahü Anh'ın nefsini, kendi nefs-i emmâreleri gibi kin ile, inad ile, düşmanlık ile dolu mu sanıyorlar? O çok yüksek zat için böyle konuşmak alçakların yapacağı bir iftiradır.

Hazret-i Ali (Radiyallahü Anh), Fenâ-fillâh ve muhabbet-i Resûlüllah makamlarının en son derecesine ulaşmış, canını, malını Aleyhisselâtü vesselâm Efendimizin yoluna feda etmiştir.

Hazret-i Ali {Radiyallahü Anh)ın kendi nefsinden çok Resûlüllahı sevdiğini kim inkâr .edebilir? O halde Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin düşmanlarına değil de kendi düşmanlarına lanet etti demek, O mübarek zata bir iftira değil midir? Sonra O yüce zat Hazret-i Muaviye taraftarları için «içtihatları ile hareket ettiler» sözüyle de muhaliflerinin düşman olmadıklarını, kardeşleri olduğunu göstermektedir.

Bu muharebeler düşmanlık, kin gütmek gibi Eshâb-ı Kirama yakışmayan sebeplerle vücuda gelmedi. Din bilgisi ile, ictihad ile meydana geldi. Bunun için taraflardan birini ayıplamak, kusurlu bulmak edepsizliktir. Nerde kaldı ki beddua veya lanet edilsin..

Bir kimseye lanet etmek ibâdet olsaydı, İblis'e, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi Peygamber Aleyhisselâmı inciten, O'na eza ve cefa veren Kureyş'in azılı kâfirlerine lanet etmek İslâmın icaplarından olurdu. Düşmanlara lanet emredilmeyince, dostlara, kardeşlere farklı içtihatlar yüzünden lanet edilebilir mi?

Bir hadîs-i şerîfde «Bir kimse Şeytan'a lanet ederse, ben zaten mel'unum, lanet bana zarar vermez, der. Yâ Rabbî beni Şeytanın şerrinden koru derse, eyvah bel kemiğim kırıldı, der.» buyurulmuştur. Başka bir hadîs-i şerîfde ise «Şeytan'a söğmeyiniz, Şerrinden Allahü teâlâya sığınınız» buyurulmuştur.

Bu Hadis-i şerîflerden anlaşılıyor ki, «Hazret-i Ali lanet etti» demek O büyük sahabîye alçakça bir iftiradır. Bunun aksi de öyledir. Yani Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh için «Hazret-i Ali, Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin'e -Radiyallahü anhüm ecmaîn- lanet ettiği gibi sözler de Resûl-ü Ekrem Efendimizin Kayınbiraderi Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh'a iftiradır.

Ehl-i Sünnet velcemaat mezhebine göre Muaviye Radiyallahü Anh'a dil uzatmak asla caiz değildir.

Bu iftiraları tarih kitapları yazıyorsa nasıl sened olur? Dinîn temel bilgileri tarihçilerin sözleri üzerine kurulamaz.

Böyle Eshâb-ı Kiram hakkında itikadî mevzularda ançak İmâm-ı Âzam, ve diğer mezheb imâmları ile içtihâd derecesine yükselmiş talebelerinin içtihatlarına bakılır.

Bazı Emevî Halifeleri, minberlerde Ehl-i Beyt'e lanet ettirmişse de yine bir Emevî Halifesi olan Ömer bin Abdülaziz (Rahmetullahi aleyh) buna son verdirmiştir. Allahü teâlâ ondan razı olsun.

Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh ile diğer Eshâb-ı kirama dil uzatmak, onlardan bize intikâl eden din bilgilerini bozar ve hiç bir kitaba itimat kalmaz. (Zaten rafîzilerin istediği de budur.)

Ehl-i Sünnet velcemaat mezhebine göre, istisnasız bütün Eshâb-ı kirama iyilikten başka bir şey söylenemez.

İmâm-ı Nevevî, Sahih-i Müslimdeki hadîs-i şerîfleri açıklarken buyuruyor ki, «O muharebelerde Sahâbe-i Kiram üçe ayrılmıştı. Bir kısmının içtihâdı Hazret-i Ali Radiyallahü Anh'ın içtihâdına uygun oldu. Bunların kendi içtihadlarına uymaları vacib oldu. Eshâb-ı kiramın ikinci kısmı ise, hiç bir tarafa karışmamayı içtihat ettiler. Bunların da muharebeye iştirak etmemeleri vacib oldu. Üçüncü kısımdaki Eshâb-ı kiramın içtihâdı ise, Hazret-i Ali Raddiyallahü Anh'a karşı gelenlerin içtihâdı gibi oldu. Bunların da Hazret-i Muaviye tarafına yardım etmeleri vacib oldu.»

Demek ki, her biri kendi içtihâdına uygun iş yapmakla üzerlerine vacib olanı yapmış oldular. Bu farklı içtihatlar dan dolayı hiç bir sahabiyi kötülemek asla caiz değildir.

İlim sahiplerinden hiç kimse, Hazret-i Ali Radiyallahü Anh ve O'nun içtihâdına uyanların yanıldığını söylememiştir. Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh'ın ise içtihâdında hatâ ettiğini söylemişlerdir. İsabet edenler on, yanılanlar ise bir sevab almışlardır.

Demek ki, Hazret-i Muaviye Radiyallahü Anh'ı sevmeyen, O'na lanet eden bir kimse, bütün Eshâb-ı kiramı iyi bilip sevse de Ehl-i sünnet vel-cemaattan olamaz.