ESHÂB-I KİRAM

(Aleyhimürrıdvan) 

SUAL : Asırlardır ittifak halinde bütün İslâm âlemi, “Elhamdülillahi Rabbilâlemine, vessalatü vesselâmü alâ Resulina Muhammedin ve alâ alihi VESAHBİHİ ECMAÎNE” ifadesiyle sahâbe-i kirâmın cümlesine salât ve selâm edildiği halde son zamanlarda birçok Eshâb-ı güzîne, hattâ aşere-i mübeşşereye dil uzatılıyor. Bu nasıl olur, istisnasız ECMAÎN lafzıyla salât ve selâm edilen sahâbe-i kirâmın hepsi temiz değil midir?

CEVAB : Ehl-i sünnet ve cenmaat itikadına göre, istisnasız bütün sahâbe-i kirâm tertemizdir. Allahü teâlânın ve Resul-ü Ekrem sallahü aleyhi ve selemin onları övdüğü gibi övmek her müslümanın başta gelen vazifesidir. (İmâm-ı Gazâli İhyâ C. 1)

Kur’ân-ı kerîmde Sahâbe-i güzînin kadrini yücelten bir çok âyet-i kerîme vardır : Bakara 2/143, Âli iİmran 3/110, Enfal 8/64, Tevbe 9/100, Feth 48/18-29, Haşr 59/8 gibi.

Feth sûresi 29. âyet-i kerîmesinin mealinden birkaç satırı şöyle : “Allahın Resûlü Muhammedin maiyetinde bulunanlar (bütün sahâbe-i kirâm) kâfirlere karşı çetin ve kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları rükû ve secde ediciler olarak görürsün…)

Eshâb-ı kirâmın fazileti hakkında sayısız Hadîs-i şerîfler vardır. Sahîh-i Buhâri’nin 62 ve Sahîh-i Müslim’in 44. kitapları sahâbe-i güzînin faziletine aittir. İslâm âlimlerinin kütüb-i siteden aldıkları hadîs-i şerîfleri kendimiz kütüb-i Sitte’den almadık. Zira buna yetkimiz yok. İslâm âlimlerinin kitaplarından aldık. Onların hangi hadis kitabından aldıklarını yazdık.)

«Esbabıma küfretmeyin. Biriniz Allah yolunda Uhud dağı kadar altun harcasa, onların bir müd veya onun yarısı infaklarının derecesine erişemez.» (Sahih-i Buhâri)

«Eshâbım arasında fitne olacaktır. O fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine afv ve mağfiret edecektir. Sonra gelenler ise bu fitnelere karışan Eshâbıma dil uzatarak Cehenneme girecektir.» (Sahih-i Müslim)

«Eshâbım hakkında Allah'tan korkunuz, Eshâbım hakkında Allah'tan korkunuz. Benden sonra onları (kirli emellerinize) hedef etmeyiniz. Onları seven beni sevdiği için sever, onları sevmeyen de beni sevmediği için sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allah'ı incitmiş sayılır. Allah da kendisini incitenin yakasını bırakmaz.» (Sünen-i Tirmizî)

SUAL: Dil uzatılan Eshâb-ı kirâm arasında bilhassa Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) bulunmaktadır. Halbuki Eshâb-ı kirâma dil uzatanların Cehenneme gideceği Hadîs-i şerîfle belirtildi. Yoksa Hazret-i Muaviye (Radjyallahü anh) tabiînden midir?

CEVAB: Acaib görünüyorsa da haklı bir sual... İstisnasız sahâbe-i kirâmın hepsi cennetlik olduğuna göre başka nasıl düşünülebilir? İbni Hacerî Mekkî Hazretlerinin buyurduğu gibi «Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh), Eshâb-ı kiramın büyüklerindendir.» (Tathirülcenan)

SUAL: Hadîs-i şerîf ravilerinde aranılan şartları, herhangi bir sahabî hakkında da aranır mı?

CEVAB : Hadîs-i şerîf rivâyeti bakımından bütün sahâbe-i güzîn, itimada lâyık (udul) olduğu bütün ehl-i sünnet âlimlerince kabul edilmiştir. Bu hususta icma vardır, icmaı inkâr ise küfürdür. Ehl-i sünnetin bu icmaı kitap ve sünnete istinat eder. Hadîs-i şerîf ravilerinde bazı vasıf ve şartlar aranır. Fakat sahâbe-i kirâmın hepsi âdil ve itimada lâyık oldukları icma ile sabit oldukları için Hadîs-i şerîf ravilerinde aranılan şartları, herhangi bir sahabî hakkında aramak icmaı inkâra varır ki, maazallah küfürdür.

SUAL: Hadîs-i şerîf ravilerinde aranılan vasıflar nelerdir?

CEVAB: Buluğ, akıl, zabt, adalet ve İslâmdır. (Telvih S. 365)

SUAL: Bu vasıflardan adalet ne demektir?

CEVAB : Adalet, râvinin müslüman, buluğ çağına ermiş, aklı başında günah ve edep dışı hareketlerden uzak olmasıdır. (Hadis Usûlü S. 54)

SUAL: Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) Hadis-i şerîf râvileri arasında mıdır?

CEVAB: Bu sual, Hadîs-i şerîf rivâyeti olmayan kitap var mıdır şeklinde sorulmalıydı. Zira kütüb-i sitte diye bilinen Kur'ân-ı kerîmden sonra en muteber Hadîs-i şerîf kitapları ile diğer Hadîs-i şerîf kitaplarında Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh)dan Hadîs-i şerîf rivâyeti bulunmaktadır. Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh), tabiînden olsaydı bile, yani Aleyhisselâtü vesselam Efendimizi görmemiş bile olsaydı, sırf Hadîs-i şerîf rivâyet etmiş olması bile O'nun akıllı, âdil, günah ve edep dışı hareketlerden uzak olduğunu gösterirdi.

Kütüb-i sitte diye bilinen meşhur Hadis-î şerîf kitaplarından Hazret-i Muaviye (Radiyallahü Anh) ile ilgili birer misal...

SAHİH-İ BUHÂRİ: Büyük muhaddislerden olan İmâm-ı Buhâri Rahmetullahi aleyh, mübarek kitabına Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın rivâyet ettiği birçok Hadîs-i şerîfi alıp kitabını süslemekle O'nun ve babası Ebû Sِfyan (Radiyallahü Anhümâ)nın Eshâb-ı kirâmdan   olduğuna  şahadet etmiştir. (Sahih-i Buhari C. 1)

SAHİH-İ MÜSLİM: Muhaddislerin en büyüklerinden biri olan imâm-ı Müslim (Rahmetullahi aleyh) de Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh)ın rivâyet ettiği birçok Hadîs-i şerîfi kitabına almış. O'nun ve babası Hazret-i Ebu Süfyan (Radiyallahü anhümâ)nın sahâbe-i kiramdan olduklarına şahadet etmiştir. (Sahih-i Müslim C. 3)

SÜNEN-İ TİRMİZÎ İmâm-ı Tirmizi (Rahmetullahi aleyh) mübarek kitabına EBÛ SÜFYAN OĞLU MUAVİYE (RADİYALLAHÜ ANHÜMA)nın MENKIBELERİ diye bir bölüm ayırmış, «Allahım Muaviye'yi (Radiyallahü anh'ı) hâdî ve mehdi kıl» Hadîs-i şerîfini, yani Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh) ın nail olduğu bu kudsî duayı nakletmekle O'nun sahâbe-i güzînden olduğuna şahadet etmiştir. (Sünen-i Tirmizi)

SÜNEN-İ NESAÎ İmâm-ı Nesaî de, İmâm-ı Buhari, İmâm-ı Müslim ve İmâm-ı Tirmizi (Rahmetullahi aleyhim ecmain) gibi Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh)ın rivâyet ettiği birçok Hadîs-i şerîfi kitabına almış O'nun sahâbe-i kirâmdan olduğuna şahadet etmiştir. Ayrıca Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden Ebû Saidül Hudrî (Radiyallahü anh)ın Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh)tan işittiği bir Hadîs-i şerîfi de kaydetmek suretiyle büyük bir sahâbinin de Haz-ret-i Muaviye (Radryallahü anh) hakkında hüsnü şahadette bulunduğunu isbât etmiştir. (Sünen-i Nesaî)

SÜNEN-İ EBU DAVUD: İmâm-ı Ebû Dâvud Süleyman bin Eşas Sicistâni (Rahmetullahi aleyh) içinde 4800 Hadîs-i şerîf bulunan çok kıymetli kitabında diğer Muhaddis imâmlar gibi, Hazret-i Muaviye (Radtyallahü anh)den Hadîs-i şerîfler naklederek O'nun sahâbe-i kirâmdan olduğuna şahadet etmiştir. Ayrıca sahâbe-i güzînden olan Ebud-derda (Radiyallahü anh)in Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh) ın rivâyet ettiği Sünen-i Ebû Davud'daki bir Hadis-i şerîfe istinaden «Allahü teâlâ, Hazreti Muaviye (Radıyallahü anh)ı Resulûllah'tan işittiği bu kelime ile faidelendirmiştir.> dediğini kaydetmek suretiyle Hazret-i Muaviye( Radiyallahü anh)ın yüce kadrini bir kere daha tescil etmiştir. (Sünen-i Ebû Dâvud)

SÜNEN-İ İBNİ MÂCE: Kur'ân-ı kerîmden sonra en sahih ve en muteber Hadîs-i şerîf kitaplarından biri olan bu mübarek kitabta da kütüb-i sittedeki diğer kitaplar gibi Hazret-i Muaviye (Radiyallahü anh)den Hadîs-i şerîf nakledilmek suretiyle O'nun sahâbe-i kirâmdan, ilim ve irfan sahibi olduğu tasdik edilmiştir. (Sünen-i ibni Mâce)

Diğer Hadîs-i şerîf kitaplarından Müsned-i İmâm-ı Şafiî, Müsned-i İmâm-ı Ahmed ve Elmuvatta' gibi Hadîs-i şerif kitablarında Hazret-i Muaviye (Radıyallahû anh)den bir çok Hadîs-i şerîfler rivâyet edilmiş, O'nun Eshâb-ı kirâm aleyhimürridvandan, dindar, fâkih, tevazu sahibi, evlâd-ı Resul hakkında kadirşinas büyük bir sahabî olduğu izhar ve tescil edilmiştir,

SUAL: Bu kadar delil azıcık, aklı olanlara bile kâfi gelir. Artık başka süal sormak zait olur. Fakat sahâbe-i kirâmı sevmekte ittifak ve icma' olduğunu delilleriyle açıklamakta fayda olur. Ne denir?

CEVAB: Akla gelebilen her suali sormakta isabet olacağı ümidindeyiz.

SUÂL: Dört hak mezhebin dört büyük imâmının bu husustaki içtihatları nelerdir?

CEVAB: Ehl-i sünnet vel cemaatın itikadı gibidir. Zaten başka türlü düşünmek sünnî müslümana yakışmaz. Ancak rafizî ve selef düşmanı selefiyecilere yakışır, ehl-i sünnetin göz  bebekleri mübarek dört büyük imâmın içtihâtlan şöyledir:          

İmâm-ı Âzam (Rahmetullahi aleyh) : «Biz Eshâb-ı kiramı ancak hayırla yadederiz.» (Fıkh-ı Ekber)

Biz Resulûllah sallallahü aleyhi ve sellemin bütün Eshâb-ı kirâmına muhabbet besleriz. Onlardan herhangi birisine karşı bu sevginin ölçüsünü kaçırmayız. Hiç birisine de uzaklık hissi duymayız. Sahâbe-i güzîne kin besleyenlerle isimlerini kötü şekilde ağızlarına alanlardan hoşlanmayız. Kendileri hakkında iyilikten gayri bir şey de söyleyemeyiz. (İbni Ebil izze S. 398 — Hilâfet ve Saltanat tercümesi S. 326)

İmâm-ı Mâlik (Rahmetullahi Aleyh): Bir kimse Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)a bu dalâlette idi diye şetmetse katledilir. (Ashâb-ı kiram Ö. N. Bilmen S. 84)

İmâm-ı Şafiî (Rahmetullahi Aleyh): Hazret-i Ali ile Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anhüma) arasındaki savaştan sorulduğunda «Ellerimiz o kanlara bulaşmadığı gibi, dillerimizi de bulaştırmayalım.» demek suretiyle her iki taraftan birisinin aleyhine konuşmanın dilleri kana bulaştırmak olduğunu hiç bir te'vil ve tefsire mahal bırakmadan içtihâdını açıklamıştır. (251. Mektub - Imâm-ı Rabbânî)

İmâm-ı Ahmed (Rahmetullahi Aleyh): Müsnedinde Hazret-i Muaviye (Radıyallahü Anh)dan 104 Hadîs-i şerîf rivâyet ediyor. Ayrrca «Allahım, Muaviye'ye (Radıyallahü anh) kitabet ve hisab tâlim buyur, onu azâbtan koru.» Hadîs-i şerîfini nakletmekte Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın büyük mazhariyete nail olduğunu apaçık beyan etmiştir. (Müsned-i İmâm-ı Ahmed)

SUAL: Bu dört hak mezhepten birisine tâbi olan sünnî müslümanlar, mezhep imâmlarının bu açık beyanları karşısında nasıl olur da Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)a dil uzatabilirler?

CEVAB : Bu dört hak mezhebe tâbi olan hiç bir sünnî müslüman Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)a dil uzatmamıstır, uzatamaz da. O büyük sahabîye ancak rafîziler, selef düşmanı selefiyecilerle mezhepsizler dil uzatmaktadır. İtikad mezheplerini üçe çıkaranlar, İmâm-ı Mâturidi ile İmâm-ı Eş'ari gibi ehl-i sünnetin iki göz bebeğine ehl-i bid'at diyebilen selefiyeciler, bir tek Hadîs-i şerîfi râvileriyle birlikte bilmediği halde muhaddislik ve müçtehitlik taslayan mezhepsizler ve lâik Fransız cumhuriyetine koskoca bir ELHAMDÜLİLLAH çeken sun'î rafîziler ancak Eshâb-ı kirâma dil uzatabilirler.

SUAL: Gazeteci Raif Ogan, Ahmed Selâmi kardeşimize cevap olarak yazdığı bir broşürde «Muaviye'yi sevip sevmeğe gelince, bir kere böyle dinî bir mecburiyet yoktur. Seversem bana ve ona bundan ne faide, sevmezsem muhabbetsizliğimden ona ne zarar gelebilir ki?» diyor. Eshâb-ı kirâmı sevmeyenler günaha girmezler mi?

CEVAB: İmâm-ı Malik ile İmâm-ı Şafiînin içtihâdına göre «Eshâb-ı kiramı sevmeyen kimse kâfirdir» (Eshâb-ı Ki-râm-A. Farukî Serhendî S. 37)

İmâm-ı Müslimin üstadlarından Ebu Zürratirrâzı kitabında «Eshâb-ı kirâmı aşağılayan, onlara dil uzatan zındıktır. Resûlullahın büyük düşmanı Ebû Cehl'e lanet etmeyip de, Aleyhisselâtü vesselâm efendimizin methettiği ve sevdiği Muaviye (Radıyallahü anh)a lâyık olmayan söz sözlüyorlar. Bu nasıl müslümanlıktır. Eshâb-ı kirâmı büyük ve doğru bilmeyen onların bize ulaştırdıkları haberlere de inanmaz ve tabiî dinleri de yıkılır gider.» diye buyurmuştur. Gazetecinin «muhabbetsizliğim ona zarar vermez» sözü doğrudur. Evet Eshâb-ı kirâmın herhangi birisini sevmemek cennetlik olan o mübareklerin kadrini eksiltmez, Fakat sevmeyenlerin zararı kendilerine olacağı yukarıda vesikalarla isbât edildi.

SUAL: Gazeteci Raif Ogan, aynı broşürün aynı sah-fesinde «Muaviyenin sahâbeden olması hatâ ve kusur iştemekten masum ve münezzeh olmasını iktiza ettirmez, öyle olunca onun iyi işleri yanında hatâ ve kusurlarının naklî, mukaddesatımıza saplanan hançer olmaz.» diyor.

CEVAB : Muâviye (Radıyallahü Anh)ın sahabeden olması kusur işlememesini gerektirmez ama sahâbeden olması cennetlik olduğuna kafi hüccettir. Zira bir hadîs-i şerîfte «Benden sonra Eshâbım arasında fitne çıkacak, muharebe olacaktır. Cenâb-ı Hak bunları benimle olan sohbetleri hürmetine affedecektir.» buyurulmuştur. (Tezkire-i Kurtubî Muhtasarı)

Eshâb-ı kirâmın hatâ ve kusurlarının naklî ise mukaddesatımıza saplanan zehirli bir hançer olur. Çünkü Envâr-ıl-amelil-ebrâr isimli fıkıh kitabında İmâm-ı Gazâli'nin «Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyn'in nasıl şehit edildiklerini ve eshâb-ı kiram arasındaki harbleri anlatmak, yazmak harâmdır. Çünkü sahâbe-i kirâmdan herhangi birisini kötülemeye veya sevmemeye sebep olur. Din-i islâmı bize ulaştıran onların hepsidir. Onlardan birini kötülemek, dinî yıkmak olur.» buyurduğunu zikretmektedir.

Bu husustaki Hadîs-i şerîflerden bazıları :

«Esbâbımın hoş görülmeyen hallerini söylemeyiniz, sonra onlara karşı kalbleriniz ihtilâfa düşer» (Deylemî, İb-nünneccar, kenzül'ummal müntehabi)

«Esbâbımın ismini işitince dilinizi tutunuz» (Mevâhib-i Ledüniyye)

«Esbâbıma seb edenleri, şanlarına yakışmayan söz söyleyenleri dövünüz» (Mir'at-i Kâinat)

«Esbâbıma dil uzatanlardan başka herkese şefaat edeceğim. Esbabımı kötüleyenlere hiç şefaat etmem» (Cami-us-sagîr)

«Esbâbımın her biri gökteki yıldızlar gibidir. Herhangisine uyarsanız Allahü tealânın sevgisine kavuşursunuz.» (Mir'at-i Kâinat)

Bu ve bunun gibi Hadîs-i şerîflere istinaden Eshâb-ı kirâmı sevmek hakkında icma hasıl olmuştur. Bu husustaki İslâm büyüklerinin sözlerini nakledelim:

Büyük âlim Ebû Bekr-i Şibli «Eshâbı kirâma hürmet etmeyen kimse Muhammed Aleyhisselâma iman etmiş olmaz.» diye buyurmuştur. (Mektûbât 67. Mektûb)

Âdâbül-Menazil kitabında «Bir sahabiye üçten fazla söğen katledilir.» denilmektedir. (Mir'ati kâinat)

Meşhur ümmi velîlerden Abdülaziz Eddebbağ hazretleri «hangi sahabe olursa olsun, ona buğzetmek Cenâb-ı Haktan kesilmeye sebep olur.» buyurur. (El Ibriz S. 200)

Büyük âlim İbrahîm Nehâi'ye sahâbe-i kirâm arasında vuku bulan harblerden sorulduğunda, taraflardan birini tenkit etmenin felâketini anlatmak için «o akan bir kandı, elimiz ona bulaşmadı, dilimizi de bulaştırmayalım.» diye buyurmuştur. (Bostan-ül arifin)

Abdullah bin Ömer (Radıyallahü anhüma) «Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemden sonra Muâviye (Radıyallahü Anh)den daha cömert kimse görmedim.» diye buyurmuştur. Fudayl bin İyad ise «Muâviye (Radıyallahü anh) âlimlerin en büyüklerinden idi.» diye buyurmuştur. (Tenbihul-muğterin)

Kadı Hüseyn bin Muhammed «Resulûllahm 43 kâtibi arasında Hazret-i Ebu Süfyan, Hazret-i Muâviye ve Hazret-i Amr ibni As, Radvânullahi aleyhim'lerin de bulunduklarını en çok kâtiplik yapanların Hazret-i Zeyd bin Ebissâbit ile Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anhüma) olduklarını bildirmektedir. (Hamis)

Büyük âlim ve muhaddis Sihabüddin Ahmed bin Muhammed Hiytemi buyuruyor ki, «Eshâb-ı kiramın hepsini âdil, sâlih, veli, âlim ve müctehid bilmek her müslümana lâzımdır. Kendilerinin günahlarının affolacağını Cenâb-ı Hak müjdelemiştir.    Kur'ân-ı kerîmde «Allah onlardan razıdır, onlar da Allah'tan razıdır.» buyurulmuştur. Sahâbe-i kirâmdan birini kusurlu bilip kötülemek bu âyet-i kerîmeye inanmamak olur. Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) neseb itibariyle sahâbe-i kirâmın büyüklerindendir.    Aleyhisselâtü vesselâm Efendimize neseb ile nikâh ile çok yakındır. Server-i âlem onun hilm ve cümertliğini meth ve sena buyurmuştur. O'nda İslâmiyet, sohbet, neseb, nikâhla akrabalık şerefleri toplanmıştır ki, bunların her biri Cennette Resûlüllahın yanında bulunmaya sebep olan mübarek şereflerdir. İlmen ve hilmen Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden olduğu bilicmâ sabit olduğundan Muaviye (Radıyallahü anh)a muhabbet edilmesi icap etmektedir.» (Tathirülcenan)

SUAL: Nikâhla akrabalık yüksek bir şeref midir?

CEVAB :Bu husustaki hadîs-i şerîf şöyledir: «Allahü teâlâ, bana söz verdi ki, kızlarını aldığım ve kızlarımı verdiğim aileler Cennette benimle beraber olacaklardır.» (Tathirülcenan)

Başka bir hadîs-i şerîf de şöyledir: «Allahü teâlâ, bana insanların en iyisini arkadaş olarak seçti. Bunların bazılarını bana ESHAR (zevce tarafından akraba) olarak ayırdı. Allahü teâlânın, bütün meleklerin ve bütün insanların laneti, bunlara seb edenlere olsun.» (Savaikul Muhrika)

ESHAR'dan yani zevce tarafından akraba olan sahâbe-i kirâmdan bazıları şunlardır: Hazret-i Aişe validemizin babası Ebubekir Sıddık, Hazret-i Hafsa validemizin babası Hazret-i Ömer, Hazret-i Ümmi Habibe validemizin babası Hazret-i Ebusüfyan, kardeşi Hazret-i Muaviye ve Annesi Hazret-i Hind (radıyallahü anhüm ecmaîn)

SUAL: Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ı vahy kâtipliğine alınmasını babası Ebû Süfyan (Radıyallahü Anh) istemiş, fakat tavsiye eden kim?

CEVAB: Abdullah İbni Abbas (Radıyallahü Anh) buyurdu ki «Cebrail Aleyhisselâm Peygamber Efendimize geldi, Muaviye'yi (Radıyallahü anh) sana tavsiye ederim, Kur'ân-ı kerîmi yazmakta ona emniyet et ve güven» dedi. (Tathirülcenan)

SUAL: Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden olduğuna dair icma meydana geldiğini Kur'ân-ı kerîmde Allahü teâlânın bütün sahabîlerden dolayısiyle Hazret-i Muaviye (Radıyallahü Anh)den de razı olduğunu ve sevdiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Allahü teâlânın Hazret-i Muaviye'yi (Radıyallahü anh) sevdiğine dair hususi bir nas var mıdır?

CEVAB: Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) kızkardeşi ümmi Habibe validemizin odasında uyurken Resûl-ü Ekrem (Sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimiz içeri girdiğinde uyumakta olan Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ı görünce «Ya ümmi Habibe, kardeşini çok seviyor musun?» diye buyurdu. O da «Kardeşimi çok seviyorum» dedi. O zaman Aleyhisselâtü vesselâm Efendimiz «O'nu Allahü teâlâ ve Resulü de seviyor» buyurdu. (Tathirülcenan - İbni Hace-ri Mekkî)

SUAL: Nurcular Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ı nasıl bilirler?

CEVAB: Said Nursî hazretleri «Elbette hem ölen hem öldüren ikisi de ehl-i Cennettir. Bizde gâyet meşhur ve sözü hüccet bir zat-ı muhakkik kürtçe «sahabelerin muharebesinde kıylü-kal etme, çünkü hem ölen hem öldüren ikisi de ehl-i Cennettir.» demiştir.» (Mektûbât S. 55)

SUAL: Ebussuud Efendinin Hazret-i Muaviye (Radıyal-lahün anh) ile ilgili bir fetvası var mıdır?

CEVAB: Müftiyü's-Sekaleyn, yani insanların ve cinlerin Müftüsü Şeyhülislâm Ebussuud Efendinin M. Ertuğrul Düzdağ tarafından toplanan fetva kitabında:

 

488. MES'ELE : Sahâbe-i kiramdan Muaviye'ye lanet eden Zeyd'e şer'an ne lâzım olur?

ELCEVAB : Ta'zîr-i beliğ ve hapis lâzımdır. (S. 112)

Akaid imâmlarımızdan Müftiyü's-Sekaleyn Ömer Nesefi Rahmetullahi Aleyh AKAİD risalesinde «Sahabe-i kiram ancak hayırla yadedilir.» demiştir.

SUAL: Gazeteci Raif Ogan İmâm-ı Suyûtinin Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) için mızraklarının ucuna mushaf yapraklarını taktırmasını mekide olarak tavsif ettiğini söylemektedir. Mekide ise hile, fesat ve şer demektir diyor. Doğru mudur?

CEVAB: İmâm-ı Celâleddin es-Süyûtî, sözü hüccet mübarek bir zattır. Camiussagir kitabında «Esbabımın kusurları, yanlış hareketleri olacaktır. Allahü teâlâ onları bana bağışlayacak, kusurlarını affedecektir» hadîs-i şerîfini nakletmekte ve Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)m fazîleti hakkında birçok menkıbe kaydetmektedir. Ayrıca «Eshâbıma düşmanlık etmekten sakınınız. Allah'tan korkun, onları seven beni sevdiği için sever, onlara düşmanlık eden bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de elbette Allahü teâlâyı incitmiş olur.» Hadîs-i şerîfleriyle kitabını tezyin etmiştir.

Bahsi geçen Tarih'ül-Hulefa isimli kitabında ise «Ümmetimin en hâlimi ve cömerdi Muaviye bin Ebûsüfyandır.» hadîs-i şerîfini de naklederek büyük sahâbiye gösterilmesi gereken hürmetini açıkça izhar etmiştir.

Bu mübarek zat nasıl olur da o büyük sahâbiye fesat ve şer iş yaptı diyebilir. İslâm âlimleri daima birbirlerini tasdik ede ede gelmiş ve bunda icma hasıl olmuştur. Orada geçen mekide hile demektir. Bu hile ise arzu edilen istenilen hiledir. Sıffin harbinin meydana gelişi İCTİHAD ayrılığından olduğu icma ile sabit olduğu için meşru olan bu harbde tarafların yapacağı hile caizdir. «Harb hiledir.» hadis-i şerîfi bunu isbât etmektedir. Bu bakımdan meşru bir harbde yalan söylense, yalan söyleyen kimseye hakaret kasdiyle YALANCI denemez. Yine meşru bir harbde sünnete uyarak hile yapan bir kimseye de hileci desisekâr denemez. Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın mızrakların ucuna mushafları takdırması o mübarek sahâbinin büyük dehâsını göstermektedir. Hazret-i Ali (Radıyallahü anh) ile harb etmeyi meşru görüp de harbde yapılması lüzumlu, hattâ hadîs-i şerîfe istinat eden bir emri yapmayı hîle olarak göstermeye çalışmak çok abestir.

SUAL: Gazeteci Raif Oğan aynı broşürde «Eshâb-ı kirama hürmet ederiz, fakat hiç birini kutsal farz edip kutsal saymayız.» diyor. Doğru mudur?

CEVAB: Biz Eshâb-ı kiramın hepsini kutsal saydığımız için hürmet ederiz. Hepsi mübarektir. Hepsi her evliyadan üstündür.

SUAL: Aynı broşürde Hazret-i Muâviye'nin (Radıyallahü anh) Hazret-i Ali (Kerremallahü veche)ye sebb ve şetmettiği yazılıdır. Doğru mudur?

CEVAB : Sebb ve şetmettiği rafizî tarihlerinde vardır. Hiç bir muteber kitapta yoktur. Muhal farz Hazret-i Müaviye (Radıyallahü anh) Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)a sebb ve şetmettiği vaki olsa, Hazret-i Ali (Radıyallahü anh) da sahabî olduğu için O'na sebb ve şetmeden kimse kâfir olur. Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) böyle bir duruma sokulunca O'nu metheden bütün müçtehid ve muhaddisler küfre rıza küfür düsturunca hepsi küfre düşmüş olacakları için onların bize bildirdikleri hiç bir şeye inanmamak lâzım gelirdi. Başta kütüb-i sitte olmak üzere Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)dan Hadîs-i şerîf rivâyet ettiği için bütün Hadîs-i şerîf kitablarını yakmak gerekirdi. Hazret-i Ali (Radıyallahü anh) da Hazret-i Muaviye (Radıyallahu anh)a KARDEŞiM dediği için O mübarek sahâbiyi de küfre rıza küfür düsturuna sokmak gerekirdi. Böyle şeyleri düşünmekten bile Allahü teâlâya sığınırız.

SUAL: Aynı broşürde Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anh) için şunu yaktı, ötekini öldürdü gibi birçok ifadeler bulunmaktadır. Doğru mudur?

CEVAB: Bırakın asıp kesmeyi, adaletine gölge düşürücü en ufak bir fâsıklık yapmış olsaydı, bütün muhaddisler O'ndan hadîs-i şerîf rivâyet ederler miydi? Fâsığın şahadetinin kabul olmayacağı malûmdur, Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anh)ın adaletine gölge düşürecek her ifade yalan ve iftiradır. Aksine adaletsiz bir iş yaptığı iddia edilirse, yalnız Hazret-i Muâviye {Radıyallahü anh) suçlanmakla kalmaz. Başta İmâm-ı Buhârî olmak üzere bütün müctehid ve muhaddis imâmlar suçlanmış olur. Hiç bir İslâm âlimine itimat kalmaz.

SUAL: Sözü hüccet olan diğer âlimlerimizden de birkaç misal verilmesi münasib olmaz mı?

CEVAB: Büyük fâkih İmâm-ı Muhyiddin Nevevî, Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anhhn âdil, fâzıl ve necib bir sahâbî olduğunu, cereyan eden harblerde her iki tarafın adalet üzere hareket ettiğini, çünkü müçtehid olduklarını, bu bakımdan onlardan hiç birinin kadrinin tenkis edilemiyeceğini söylemekle kendinden önce gelen bütün müçtehid ve muhaddis imâmları tasdik etmiş oluyor, (Sahih-i Müslim Şerhi)

Meşhur Kadi İyad (Rahmetullahi aleyh) de aynen İmâm-ı Âzam gibi istisnasız bütün Eshâb-ı kirama karşı hürmetin lüzum ve ehemmiyetinden bahseder. (Şifa-i Şerîf)

Buhar-î şerîfi şerheden İmâm-ı Kastalanî ile mezhepsiz Aynî kitaplarında Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anh)ın vahy kâtibi, menâkıbı kesire sahibi sahâbe-i güzînden bir zât olduğunu beyan etmişlerdir. İmâm-ı Kastalanî Eshâb-ı Kiramın hepsinin âdil olduğunu, İmâm-ül-Haremeynin de böyle dediğini kaydetmiştir. Camilere sıra ve müzik aleti konmasını teklif eden M. Ali Aynî bile Aşere-i mübesşereden Abdurrahmân bin Afv'ın oğlu ve tabiînin en büyüklerinden Hümeyd'in Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anh)dan hadîs-i şerîf nakletmekle onun hakkında hüsnü şahadette bulunan bütün imâmları tasdik etmiştir. (Umdetülkari ve Kastalanî)

SUAL: Evliya-i kiramın yani tasavvuf büyüklerinin senet olan sözleri nedir?

CEVAB: Büyük veli, Gavsı  âzam  Abdülkadiri Geylâni hazretleri Cemel ve Siffîn harblerinin içtihâda taalluk ettiğini, Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anh)ın hilâfetinin sahih olduğunu beyan etmiştir. (Gunye'tüt-tâlibin)

Büyük velilerden Şeyh Ahmed Rufai hazretleri de Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri gibi beyanda bulunmakta, bilhassa mezkur harblere iştirak eden Eshâb-ı kirama hürmetin lüzumundan bahsetmektedir. (Elburhanülmüeyyed)

Muhalifleri tarafından da takdirle karşılanan, zahir ve bâtın ilimlerinde derin âlim ve müçtehid bir veli, beş tarikatın mürşid-i kâmili olan İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i elfi Sâni Ahmed Fârûkî Serhendî hazretlerinin içtihâdı ise şöyledir:

1 — İmâm-ı Buhârî gibi Hadîs-i şerîf rivâyetinde titiz büyük bir muhaddis en ufak bir şüphesi olsaydı Kur'ân-ı kerîmden sonra en kıymetli kitabına Hazret-i Muâviye (Radıyallahü anh)ın rivâyet ettiği Hadîs-i şerîfleri alır mıydı?

2 — Bütün Eshâb-ı kiram uduldur. (Yani; adalet sahibidir.)

3 — Ehl-i sünnetin tamamına göre Cemel ve Siffîn muharebeleri içtihâda dayanmaktadır. Her müçtehidin kendi içtihâdına tâbi olması dinde bir esas, bir vecibedir.

4 — Hazret-i Ali (Kerremallahü Veçhe), Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) ve arkadaşları için KARDEŞLERİMİZ dediğini kâfir ve fâsık olmadıklarını beyan etmiştir.

5 — Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın yanılması bile tabiînin en büyüklerinden olan Veysel Karani ile yüksek bir kemale erişen Ömer bin Abdülaziz (Rahmetullahi aleyhima) doğru ve şuurlu işlerinden daha üstündür.

6 — İmâm-ı Âzam (Rahmetullahi aleyh)in müçtehid talebesi büyük İslâm âlimi Abdullah ibni Mübarek'e Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) ile Ömer bin Abdülaziz (Rahmetullahi aleyh)den hangisinin daha üstün olduğu sorulduğunda «Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemin yanında giderken Muaviye (Radıyallahü anh)in bindiği atın burnuna giren toz Ömer Bin Abdülazizden yüzlerce daha kıymetlidir» diye buyurmuştur.

7 — Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ı ancak zındıklar kötüleyebilir. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî)

SUAL: Selef düşmanı Selefiyeciler, Allâme Taftazaninin Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ı sevmekle beraber Yezid'e lanet ettiğini söylüyorlar doğru mudur?

CEVAB : Evet Şerh-i Mekasıt sahibi Sadeddin Teftazâni (Rahmetullahi aleyh) meşhur eserinde bizzat Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın «ONLAR BİZİM KARDEŞİMİZ» sözünü naklederek Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) ile onun ordusunda bulunan hiç kimseye lanet edilemiyeceğini beyan etmiştir. Fakat Yezid'e laneti caiz görürse de bu laneti ehl-i sünnet mezhebine muhalif bulunduğu Abdülmuğısin gibi âlimlerce açıklanmıştır. (Eshâb-ı Kiram Ö. N. Bilmen S. 104)

Bütün Hanefilerin ve Ehl-i sünnetin Akaid imâmı Ebû Mansur Mâtûridi, Tevhid ve akaid risalesinde Yezid'e lanet edilemiyeceğine dair içtihâdı vardır.

İmâm-ı Gazâlî (Rahmetullahi aleyh) de Yezîd'e laneti caiz görmez, (İhya C. 1)

Ancak Eshâb-ı kirama sövenlere lanet caiz olabilir. Zira Tirmizi'nin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfin meali şöyledir: «Esbabıma söven kimseler görürseniz, sizin şerrinize Allah lanet etsin deyin.»

SUAL: Eshâb-ı kiramdan bazılarının Cehenneme gideceğine dair bir hadîs-i şerîf var mıdır?

CEVAB: Bütün Eshâb-ı kiramın Cennete gideceğine dair hadîs-i şerîf ve icma vardır. Tibyan tefsirinde, Eshâb-ı kiramın hepsi, günah işleyenleri de Cennette olduğu yazılıdır.

Malum İbni Hazm bile diyor ki, «Eshâb-ı kiramın cümlesi ehl-i cennettir. Çünkü Allahü teâlâ bunlar için EN BÜYÜK DERECELERİ VERECEĞİM buyurdu. Sûre-i Hadid'de «ONLARIN HEPSİNE HÜSNAYI —Cenneti— VA'DETTİK.» Sûre-i Enbiyâ'da ise «ONLARI EZELDE CENNETLİK EYLEDİM, CEHENNEM ONLARDAN UZAKTIR.» buyurmuştur. Bu âyet-i kerîmelerden anlaşılıyor ki Eshâb-ı kiramın hepsi ehl-i Cennettir» (Mir'ât-î Kâinat)

Akaid kitablarının hepsinde şöyle yazılıdır: Eshâb-ı kiramın hepsini büyük bilmek, hepsinin sâlih ve âdil olduğuna inanmak, hiç birine dil uzatmamak, düşmanlık etmemek kat'i delillerle bütün sünnî müslümanlara vâcibdir. (Mir'-at-i Kâinat S. 327)

Ehl-i sünnet itikadına göre sahâbe-i kiramın en alt tabakasında bulunan bir sahabî, sahabeden olmayan en büyük veliden daha faziletlidir. (İcma)

Müslümanlarla münafıklar ayrılmadan önce, Aleyhisselâtü vesselâm Efendimiz birlikte sohbet ederken münafıkları kasdederek «Esbabımdan bazıları havzımın yanına gelecekler, ben onları tanıyacağım, onları yanımdan uzaklaştıracaklar, o zaman ben Ya Rabbî bunlar benim eshâbımdır dediğimde bunlar senden sonra neler yaptılar buyurulacak.» Münafıklara ait bunun gibi birçok âyet-i kerîme de vardır. Peygamber Efendimiz vefât etmeden önce müslümanlarla münafıklar birbirinden ayrılmıştır. Müslüman olarak Server-i âlemi bir defacık gören asla Cehenneme gitmeyecektir. Bunun için dualarda VESAHBİHİ ECMAÎN deriz. Yine bir hadîs-i şerîfte «Eshabımdan bundan sonra çıkacak hatâları Allahü teâlâ affedecektir.» buyurulmuştur. «Camius-sagir)

SUAL: Sun'î rafiziler, Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın Eshâb-ı kiramın hepsinden üstün olduğunu söylüyorlar, bu husustaki icma nedir?

CEVAB : Bütün Peygamberlerden sonra insanların efdali Ebû Bekir-is-Sıddık, sonra Ömer ibnül Hattab, sonra Osman bin Affan (sonra Aliyyül Murtaza bin Ebû Tâlib) «Radı-yallahü anhüm ecmain»dir. (Fıkh-ı Ekber İmâm-ı Azam Ebû Hanife)

SUAL: İslâm harfleriyle yazılı Tarih-i Taberi tercümesinde Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) için bazan çok edepli bazan edebe mugayir kelimeler kullanılmaktadır. Sebebi nedir?

CEVAB: İki tane Tarih-i Taberi vardır. Tercümesi yapılan Taberiler rafizîdir, zihinleri bulandırmak için ılımlı yazmıştır. Sünnî olan İbni Ceriri Taberi ise, büyük bir müçtehid ve büyük bir muhaddistir. Tarihi Hazret-i Muaviye'nin fezaili ile doludur. Muhammed bin Rüstem Taberi'nin rafîzi olduğu Tuhfe-i isna-aşeriyye muhtasarı isimli kitapta bildirilmektedir.

Sun'i rafîzilerin kaynak kitap olarak gösterdikleri E-GANİ kitabını yazan Ebulferec Ali bin Hüseyin İsfehani'nin şiî olduğu Esmaülmüellifinde yazılıdır.

İbnülhadid azgın bir şiîdir.

Mürevvicüzzehep kitabının yazarı Mes'udî de ehl-i sünnet düşmanı bir rafizîdir. (Tuhfe-i isna-aşeriyye)

El beyan vettebyin kitabı da mutezile mezhebine mensup birisine aittir.

Ehl-i sünnet düşmanı rafizilerin veya mezhepsizlerin tarihleri itikat kitabı değildir. Bizim için ölçü olmaz. En insaflı olanlarında bile Abbasî tarihçilerinin tesiri altında kalarak edebe mugayir lisan kullanmışlardır. Bizim için ölçü olanlar, mezheb imâmları, müctehid ve muhaddislerle müçtehid evliya-i kirâmdır.

SUAL: Kendilerine Selefiyye denilen beşinci mezhepten bazı kimseler durmadan İbni Teymiye'nin kitaplarını tavsiye ediyorlar. İslâm âlimleri tükenmiş gibi hep onun kitaplarını tercüme ediyorlar. İbni Teymiye Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)a dil uzatanlar arasında mıdır?

CEVAB: «İbni Teymiye bazı itikadî ve amelî mes’elelerde eazimi müçtehidine muhalefet ettiği müteaddit ilimlerin tenkitleriyle sabit olmuştur. İbni Teymiye, mücessimedendir,  cihete  kaildir, arşın  nev'an  kıdemine kanidir, kabirleri ziyarete muhaliftir, üç talak ile boşanmayı tek boşanma saymakla icmaya karşı çıkmıştır, ibni Haceri Mekki hazretleri İbni Teymiye'nin saçmalarına gerekli cevabı vermiştir.» (Fıkhı İstıiahiyye Kamusu Ö. N. Bilmen)       

İbni Teymiye Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabi hazretleri ile daha birçok evliyaya kâfir diyecek kadar ileri gitmiş, müslümanı tekfir edenin topunun geri tepeceğinden   hiç korkmamış bir kimsedir. Vehhâbilerle   Selefiyecilerin  ve mezhepsizlerin göz bebeği olan ve sünnî müslümanların yanında hiç bir değeri bulunmayan İbni Teymiye bile Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın müslümanların hayırlılarından olduğunu söyler. (İrşadülaklıselim)

SUAL: İbni Teymiye de Eshâb-ı kirama dil uzatmadığına göre onu nasıl tutuyorlar?

CEVAB: İbni Teymiye'nin sadece sapık görüşlerini alırlar, ehl-i sünnete uygun görüşlerini almazlar. Meselâ Türkiye'de tanınmış İbni Teymiyeciler İbni Teymiye'nin ra-fîzileri tenkit için yazdığı (Minhac-üssünnet-innebeviyye fi nakdı kelâm-ışşia velkaderiyye) isimli kitabını tercüme etmezler de ehl-i sünnete zıt olan görüşlerini naklederler.

SUAL : Malum selefiyeciler Ömer Rıza Doğrul'u da çok seviyorlar. Bu da Eshâb-ı kirama dil uzatır mıydı?

CEVAB: Vehhâbi Müftüsü mason Abduh'un fikirlerine saplanarak ehl-i sünnetin gözünden düşen ve kendisinin de üstadı Abduh gibi mason olduğu söylenen Ömer Rıza «diğer Eshâb-ı kiramla birlikte Hazret-i Ali'nin de kıtale girdiğinden dolayı nadim olduğunu, oğlu Hazret-i Hasan'a baban bu işin bu raddeye varacağını bilmiyordu, keşke baban 20 sene evvel vefât etseydi» dediğini fitne ve fesadın büyüdükçe büyüdüğünü görerek içtihâdında hata ettiğini anlatır. (Sadr-ı İslâm C. 10 S. 202)

Ehl-i sünnet ise Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)a bu ifadeleri yakıştıramaz. Bir müctehid içtihâdından dolayı nadim olmaz. Ne Hazret-i Ali, ne Âişe validemiz ne de Hazret-i Muaviye «Radıyallahü anhüm». Zira ictihad etmek suç ve günah değil, aksine yapılması gerekli bir emirdir.

SUAL: Mezhepsizler, Mevdûdî'yi dillerinden düşürmüyorlar, çok sevdiklerini her fırsatta söylüyorlar. O da mı Eshâb-ı kirama dil uzatıyor?

CEVAB: Mevdûdî, Hazret-i Ali (Radıyallahü anh) dahil Hazret-i Osman (Radıyallahü anh)a kadar dil uzatmıştır. Hattâ Şeyhayna bile dilini göstermeye cüret etmiştir. Hazret-i Osman ile Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anhüma)ya isnatlarla dolu HİLÂFET VE SALTANAT isimli kitabının Türkçe tercümesinin 125. sayfasında «Şimdi vaziyet böyle olunca bu zevat-i kirama HULEFAYI RAŞİDE -doğru yolda giden halifeler- demekten ziyade HULEFAYI MÜRŞİDE -doğru yolu gösteren halîfeler- demenin daha doğru olduğunu söyleyebiliriz.» demektedir.

Bu zevat-ı kiramın hadîs-i şerîfle ve icmai ümmet ile HULEFAYI RAŞİDİN olduğu sabitken Mevdûdî'nin böyle söylemesi mezhepsizlerin itikadına uygundur. Mevdûdî zimnen, onlar doğru yolu gösterdiler fakat gitmediler demek istiyor. Bilhassa Hazret-i Osman (Radıyallahü anh)ı tenkidi bunun açık ifadesidir. Hazret-i Osman (Radıyallahü anh)a şunu niçin vali tayin ettin, şunu niye azlettin? gibi sigaya çekici sorular sormaktadır. Mezhepsizleri anlatırken bunun da kimliğini kat'i delillerle ortaya koyacağız inşaallah...

Mevdûdî, Cemel ve Siffîn vakalarında İmâm-ı Azam'ın, Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)a öbürlerinden daha fazla hak verdiğini, fakat onları da suçlamaktan katiyetle kaçındığını, dip notunda ise, sadece İmâm-ı Azam'ın değil, bütün ehl-i sünnetin bu hususta ittifak halinde olduğunu, yani icma hasıl olduğunu, delilleriyle göstermek mecburiyetinde kalmıstır. (Hilâfet ve Saltanat tercümesi S. 326)

SUAL: Mevdûdî, icma hâsıl olduğunu bizzat kendisi söylediği konuda nasıl olur da aynı kitabında bunun zıddını ileri sürebilir?

CEVAB : Bu sualin tek cevabı var: Mezhepsiz oluşundan...

SUAL: Öyle ya bir mezhebi olsaydı onun görüşlerini savunurdu, değil mi?

CEVAB: Her mezhepsiz kendisini müctehid sandığı için icmaya da aykırı olsa görüş serdetmekten çekinmezler.

SUAL: Mezhepsizler bize şöyle soru soruyorlar: Müslümanlar birbirleriyle savaş ederler mi? Adam öldürmek için ictihad olur mu? İçtihâd olmayan yerde içtihad hatâsından bahsedilir mi? diyorlar.

CEVAB: Hücûrât sûresinin «Eğer mü'minlerden iki zümre mukatelede bulunurlarsa aralarını ıslah edin.» mealindeki dokuzuncu Âyet-i kerîmesi mü'minlerin mukatelede bulunabileceğini göstermektedir.

 İmâm-ı Şârani Tezkire-i Kurtubi Muhtasarında Sahih-i Müslim'de bildirilen «Müslümanlar birbirleriyle harb ederlerse, ölen de öldüren de Cehennemdedir.» hadîs-i şerîfini açıklar mahiyetteki «Dünyalık için döğüşürseniz ölen de öldüren de Cehennemdedir.» hadîs-i şerîfini naklederek Hazret-i Ali ile Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anhüma)mn aralarındaki harbin dünya için olmadığı, Allahü teâlânın emrinin yerine getirilmesi -kısasın icrası- için yapıldığını bildirmektedir. Ayrıca Sahih-i Müslim'de rivâyet edilen kapaktaki hadîs-i şerîfi naklederek birbirleriyle harb eden Eshâb-ı kiramın hepsinin affedileceğini bu hadîs-i şerîfin de gösterdiğini beyan etmektedir. (S. 123)

SUAL : Mezhepsizler, hadîs-i şerîf var, Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) bagidir diyorlar.

CEVAB: Ne biçim sual, hem mezhepsiz deniliyor, hem de doğru mu gibi sual ediliyor. Mezhepsiz, her şeyi kendine göre tefsir eden yobaz demektir.

Ammar bin Yasir (Radıyallahü anh)ı kâfirlerin değil de bagilerin öldüreceği hakkındaki hadîs-i şerîfle Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın «Kardeşlerimiz bize bagyetti, fakat onlar kâfir ve fâsık da değildir.» sözü Hazret-i Ali (Keremallahü veche)ye karşı bagyedenlerin fâsık bile olmadığını gösteren kat'i bir hüccettir. Bagyetmek isyan etmek demektir. Bu isyan içtihâd ayrılığından gelen bir isyan ki caiz, hattâ vacib bir isyandır. Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın kardeşlerimiz dediği, fâsık bile demekten, çekindiği, Eshâb-ı kirâm'a fâsık demek, bagî demek, günah işledi demek, hadîs-i şerîflerde bildirildiği gibi Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellemi ve Allahü teâlâyı incitmek demektir.

SUAL: Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın içtihâdına uymak gerekirdi, ona uymayan sahâbe-i kiram günaha girdi diyorlar.

CEVAB : İçtihâdı gerektiren işlerde Eshâb-ı kirâm'ın, değil Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın, Peygamber Aleyhisselâmdan bile ayrı fikirler serdetmek caizdir. Bunun misali çoktur. Hazret-i Ömer (Radıyallahü anh), esirlere yapılacak muamele hakkında server-i âlemden ayrı içtihâdda bulunmuştur. Yine Fahr-i kâinat, vefât edeceği sıra kâğıt istemesine Hazret-i Ömer (Radıyallahü anh) getirilmemesi için içtihâd etmiştir. Eğer, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sel-lem ayrı içtihâdda bulunmak caiz olmasaydı ayrı fikirler Peygamber Efendimize saygısızlık olacağı için küfür olurdu. Bu bakımdan Eshâb-ı kiramın birbirleri arasındaki farklı içtihâdları caizdir. (Mektûbât C. 2 M. 36)

SUAL: Selefiye itikadına mensup bazı mezhepsizler Âşere-i mübeşşereden Hazret-i Talha ile Hazret-i Zübeyr (Radıyallahü anhüma) için «Talep ettikleri valilikleri alamayınca Hazret-i Ali ile savaştılar.» diyorlar.

CEVAB: Onlar bu iftirayı adı geçen iki necip sahabiye yaptıklarını sanıyorlar. Aslında bu iftira onları Cennetle müjdeleyen Peygamber Efendimize ve dolayısiyle Cennete koyacak olan Allahü teâlâyadır. Cennetle bunları niçin müjdeledi diye köpürüyorlar.

Hazret-i Ömer (Radıyallahü anh), vefât edeceği sıra bunca kıymetli ve her biri müctehit olan sahabe-i kiram arasından halife olmaları için seçtiği altı büyük Eshab-ı kiramdan ikisi olan Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr (Radıyallahü Anhüma), hilafeti istemeyip reylerini diğer dördüne bırakmışlardır. Hazret-i Talha (Radıyallahü anh) Resûlüllaha edepsizlik etti diye kendi babasını katletmiş, Allahü teâlâ da Kur'ân-ı kerîmde Hazret-i Talha (Radıyallahü anh)ı methetmiştir.

Bütün servetini  Resûlüllah  (sallallahü aleyhi ve sellem) uğrunda feda eden Zübeyr (Radıyallahü anh) için Server-i âlem, «Onu şehit eden Cehennemdedir.» buyurmuştur. Ayrıca «Talha ve Zübeyr Cennette benim komşularımdır.» buyurmuştur.

Cennetlik olan 124 bin civarındaki Eshâb-ı kiram arasında Cennetlik oldukları isimleriyle müjdelenen on büyük sahâbe-i güzînden ikisi Talha ile Zübeyr (Radıyallahü anhüma)dır. Bunlara şahsî kinlerinden dolayı Hazret-i Ali (Radıyallahü anh) ile savaştı diyenler zındıktır.

Araf ve Hicr sûrelerinde «Biz azîmüşşan, onların kalberindeki gıl ve gışşı nez ettik (Eshâb-ı kiramın kalblerindeki kin, hiyânet ve düşmanlık gibi hisleri kökünden söküp çıkardık.)» Bu âyet-i .kerîme hiç bir sahâbinin diğeri için kin ve haset beslemediğini açıklamaktadır. Talha ve Zübeyr (Radıyallahü anhüma)nın Hazret-i Ali (Radıyallahü anh) ile savaş etmeleri İÇTİHÂD ayrılığından ileri geliyordu. (MEKTÛBAT-I İMÂM-I RABBANİ C. 2 M. 36}

SUAL: Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) tarif etmek gerekirse nasıl tarif edilir?

CEVAB : MİR'AT-İ KÂİNAT kitabında Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın heybetli, nurlu, yakışıklı, güzel huylu, sevimli, işlerinde isabetli, şanlı şerefli bir devlet başkanı olduğu ve Resûlullahın sohbeti bereketiyle ŞERİAT'tan ayrılmaktan mahfuz bulunduğu bildirilmiştir.

SUAL: Yukarıdan beri izah edildiği gibi bütün mübarek muhaddislerle bütün büyük müçtehitler istisnasız söz birliği halinde Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh)ın rivâyet ettikleri hâdîs-i şerîfleri naklederek O'nun eshâb-ı kiramdan olduğuna, her bakımdan makbulşehade bulunduğuna, vahy kâtibi, menâkıb-ı kesire sahibi olduğuna, diyanetine, fekahatine, tevazuuna, ehl-i beyte karşı kadirşinaslığına şehâdette bulunmuşlardır. Acaba bu kadar kat'i hüccetleri okuduktan sonra ona dil uzatabilen bir alçak çıkar mı?

CEVAB : Bu kat'i hüccetler yeni değildir. Asırlardır devam edip gelmektedir. Ehl-i sünnete mensup kimseler daima hakkı kabul edip Eshâb-ı kirama dil uzatmaktan çekinmişlerdir. Rafizîler inatçı oldukları için hiç bir delili kabul etmezler. Keza sun'î Rafizîler de öyle... Dört hak mezhebten birisine tâbi olan herhangi sünnî bir müslüman Eshâb-ı kirama dil uzatmaz.

SUAL: Her sahâbinin ismi geçince Radıyallahü anh dendi. Halbuki mezhepsizlerin kitaplarında Hazret-i Ali için bile Ali deniyor. Neden?

CEVAB: Elhamdülillah bizim hak mezhebimiz var. Hanefi mezhebindeniz. İmâm-ı Âzam Ebû Hanife Rahmetullahi aleyh, Eshâb-ı kiramın ancak hayırla yâd edilmesini emretmiştir. Biz de mezhep imâmımızın   sözünü   tutmaya mecburuz. Ama mezhepsizlerin belli bir mezhebi bulunmadığı için, her biri kendi başlarına bir müçtehid (!) olduğu için onlar için herhangi bir mecburiyet söz konusu olamaz. Onlar Muhaddis ve müctehitlerin içtihatlarına bakmazlar, direk Kur'ân-ı kerîmden ilham almaya çalışırlar. Halbuki Abdürraüfi Manevî hazretleri Camiussagir şerhinde «Müçtehit olmayanın sahabe-i kiramı taklît etmesinin caiz olmadığını âlimler söz birliği ile bildirmişlerdir. İmâm-ı Râzî de böyle demiştir.»   buyurdu.   Bazı  mezhepsiz muctehit   taslakları, Hazret-i Ebû Bekir Sıddık (Radıyallahü anh)ı taklît ederek bir defada yapılan üç talakı bir talak kabul ediyorlar: Halbuki her talak bir talak olduğuna dair icma vardır. Kendi aralarında icmaı parçalamaya, fitne fesat tohumu saçmaya çalışıyorlar. Onlar uğraşadursun zira   «Ümmetim   dalâlet üzerinde ittifak etmez» hadîs-i şerîfi heveslerini kursaklarında bırakmaya kâfidir.

SUAL: Gazeteci Eshâb-ı Kiram hakkında ileri geri konuşmanın lüzumundan bahsederek «Susmalı imiş, kim demis?» diye Ahmed Selâmi kardeşimize meydan okuyor. Susmak gerekmez mi?

CEVAB: Yukarıda açıklandı. Eshâb-ı kiram arasındaki harbler edepli bir şekilde bile olsa anlatmak, yazmak harâmdır. Susmak gerektiğine dair yukarıda hadîs-i nebevî anlatıldı. Hadîs-i şerîfi veya müçtehitleri dinlemeyenlere ne diyelim?

SUAL: Resûlullah'ın vefâtından sonra Eshâb-ı Kiramdan mürted olan tek sahabî var mıdır?

CEVAB : Yoktur, çünkü Sahâbe-i kiramdan vefât-ı nebevîden sonra hiç bir sahabînin mürted olmayacağı hadîs-i şerîfle bildirilmiştir. Resûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) Efendimizin vefâtından sonra herhangi bir sahabînin fâsık olduğunu söyleyene EHL-İ BİD'AT, Mürted olduğunu söyleyene de KÂFİR denir. Münafıklar Sahâbe-i kiramdan değillerdi ki, küfürlerini açıkladıktan sonra mürted olsunlar. Münafıktan mürted olmaz, müslümandan mürted olur. Münafıklar Asr-ı Saadette de kâfir idiler. Küfrünü açıklayan münafıklara sahabeler irtidat etti demek, Rafîzi iftirasıdır. (İslâmın İç Düşmanları S. 52)

SUAL : Ehl-i Sünnet ne demektir?

CEVAB : Resûlullahm, Eshâb-ı Kirâmının, Tabiînin, Tebe-i tabiînin, yani Selef-i Salihinin yolunda giden dört hak mezhebin tâbilerine Ehl-i Sünnet vel cemaat denir.

SUAL: Alevî ne demektir?

CEVAB: Peygamber Aleyhisselâmın soyundan gelen Seyyidlere ve Şerîflere Alevî denir. Bu mânadaki mübarek alevîlerin isminden faydalanmak için İran'daki bazı Rafizîler kendilerine alevî demişlerdir.

SUAL: Rafîzi ne demektir?

CEVAB: Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın sevgisinde taşkınlık yaparak diğer Eshâb-ı Kirama dil uzatan zındık demektir.

SUAL : Haricî ne demektir?

CEVAB: Hazret-i Ali ve Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anhümâ) ile daha birçok Eshâb-ı kiramı sevmeyen Ehl-i Sünnet harici dinsiz demektir.

SUAL: EHL-İ BEYT ne demektir?

CEVAB : Hazret-i Ali (Keremallahü veçhe) Hazret-i Fâtıma (Radıyallahü anhâ) ve bunların çocuklarına Ehl-i Beyt denir. Ezvâc-ı Tâhirat ile bunların ESHAR denilen zevce tarafından olan akrabalar da Ehl-i Beyte dahildir.

Ehl-i Sünnet âlimleri (Cumhûr-u Ulemâ) «Ehl-i Beyti sevmek farzdır, hattâ imanın şartlarındandır.» buyurdu. (TUHFE)

Hastaya Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın ve çocuklarının sevgisi pek lâzımdır. Çünkü Ehl-i Beyti sevmek son nefeste iman ile gitmeye sebep olacağını Ehl-i Sünnet âlimleri ittifakla bildirmişlerdir. (Sefer-i Âhiret Risalesi)

Bir hadîs-i şerîf'de «Benden sonra size iki rehber bırakıyorum : Allahü teâlânın Kitabı ile Ehl-i Beytimi.» buyuruldu. Diğer bir Hadîs-i şerîfde ise «Sırat köprüsünden en kolay geçecek olan Ehl-i Beytimi ve Eshâbımı çok sevenlerdir.» buyuruldu.

Mevzuumuz daha çok Hazret-i Muaviye (Radıyallahü anh) ile ilgili olduğu için Hulefa-i Raşidînden ve Ehl-i Beyti sevmenin fazîletinden yeteri kadar bahsedemedik. Hazret-i Ali (Radıyallahü anh)ın Ehl-i Beytten oluşu yüksek kadrini daha da yüceltmektedir. Hazret-i Ali (Keremallahü veçhe) hakkında «Ali'ye bakmak ibâdettir.» «Fâtıma'yı Aliden daha çok seviyorum. Ali ise bana Fâtıma'dan daha kıymetlidir.» gibi birçok hadîs-i şerîf vardır.

Hazret-i Ali ve Hazret-i Muaviye ile diğer Eshâb-ı kiram Aleyhimürridvandan birini sevmeyen Ehl-i Sünnet vel cemaattan olamaz. Bizi şefâatlarına kavuştur Ya Rabbî!..