BEKİR TOPALOĞLU

 Bu sayımızda Hayrettin Karamanla aynı düşünceye sahip olan, selefi meşrepli ve mezhepslzlerin sözlerini hüccet gibi kabul eden Bekir Topaloğlu'nun İSLÂMDA KADIN isimli kitabını tarafsız olarak değil, Ehl-i sünnet taraflısı olarak inceliyoruz. Kıyâs-ı fukaha süzgecinden geçirmek istemişsek de iri iri selefi fikirler, bu süzgeçten geçmedi, Kitab tamamen selefi metodla yazılmıştır. Dört hak mezhepten birisine göre yazılmamıştır.

Elimizde kitabın ilk baskısı bulunmaktadır. Verilen sayfa numaraları ilk baskıya aittir.

Bekir Topaloğlu, Y. İslâm Enstitüsünde Kelâm ve İslâm Düşüncesi öğretmenidir.

Ne demek İslâm Düşüncesi?.Düşünce, aklın kendi kendini bilgi konusu yaparak zihin çalışmalarını ve olaylarını incelemesidir. (Türkçe Sözlük 8. 226) Düşünce insan mahsulüdür. İslâm ise ilâhidir.

İslâmda kadın başlığı da uygun değildir. S. Kutup ve Mevdûdî gibi mezhepsizler hep bu şekilde kitaplarına isim yermişlerdir. İslâmda Hilâfet, İslâmda Sosyal Adalet gibi Ehl-i sünnet âlimleri böyle isim koymamışlardır. İslâmda şu, İslâmda bu demek bir nevi islâmı parçalamak demektir. İslâm bütündür, islâmiyet ve Kadın denebilir. İslâm da nikâh, İslâmda faiz gibi ifadelerle İslâmı bölerek anlatmak uygun değildir. Uygun olmuş olsaydı. din âlimlerimiz öyle yaparlardı. İslâmda şu demek hak mezhebleri inkârdır. Neden mi? Bugün islâmiyet denince akla dört hak mezheb gelir. Bir mevzu incelenirken meselâ kadın mevzuu incelenirken ya dört hak mezhebe göre veya yalnız birisine göre incelenir, İslâma göre demek hak mezhepleri inkâr etmek demektir. Topaloğlu, bu kitabı Hanefî mezhebine göre yazmadığı gibi, dört mezhebe göre de yazmamıştır. Kendi ifadesiyle islâma göre yazmıştır. Onun islâm anlayışı ile bizlerin (yani Ehl-i sünnet alimlerinin sözünü senet kabul eden biz mukallidlerin) islâm anlayışı farklıdır: Bize göre İslâm dört hak mezhepten müteşekkildir. Onun haricinde islâm yoktur. Topaloğlu ve diğer selefî meşreplilere göre ise dört hak mezhep İslâmı temsil edemez. Kitabı incelemeye başlayınca bu husus iyice açığa kavuşabilir.

Hak mezheplere göre kadın değil de İslâmda kadın isimli kitab yazılırken hangi kaynaklardan istifade edilmiş önce ona bakalım.

Kur'ân-ı kerîmden, Hadîs-i şerîften kâfirlerden, mezhepsizlerden, fâsıklardan ve Ehl-i sünnet âlimlerinden nakil yapılmıştır.

Âyet-i  kerîme ve  Hadis-i  şerîflerden  nakil yapmak; mezhepsizlerden nakil yapmaktan daha tehlikelidir. Sapık fırkaların hepsi Âyet-i kerîmelere el attıkları için sapıtmışlardır. Kitab ve sünneti anlayabilmek veya hüküm çıkarabilmek için müctehid olmak lâzımdır. Müctehid olmayanların Kitab ve Sünnete el  uzatmaları  dil uzatmaları  demektir. Mezhepsizlerden nakil yapmak Ayet-i kerîmeden nakil yapmaktan daha ehvendlr. Çünkü mezhepsizlerden de nakil yapılsa, nakil esası unutturulmadığı için metod bakımından zararlı değildir. Halka doğrudan doğruya âyet-i kerîme değil, fukahanın çıkardığı hükümler bildirilmelidir.

Fâsıklardan da nakil yapılmıştır; Bilindiği gibi fâsığın şahitliği makbul değildir.

Yerli yabana kâfirterden nakil yapılmış. Burada en enterasanı tam bir tarafsızlık içinde nakil yapılmış, Ehl-i sünnet âliminin yazıları ile mezhepsiz alimlerin ve kâfirlerin yazılarını nakil arasında bir fark bulmak kolay değildir. Hangisi   hüccettir,  hangisi   degildir,  hangisi   muftabihtir  belli degil...

Epey mezhepsizlerden nakil yapilmıstir. Mesela S. Kutup, M. Kutup, M. Ebu Zehra, Kasım Emin, Mahmut Seltut, Mevdûdî gibi mezhebsizlerden nakil yapilmıs, birçok yerlerde bunlar senet gibi gosterilmistir. Bazan da tenkid bile edilmistir. Hazret-i Muaviye radiyallahü anh hakkında düşmanlıgını gizlemiyen M. Raif Ogan'dan bile nakiller yapılmış. Necip Fazıl'in Baidullah dediği Hamidullah'tan bile nakiller yapilmıs. Muhammet İhsan diye birisinden de nakil yapilmıs. Acaba bu M. İhsan, selefiyye mezhebinde oldugunu gizlemiyen, Eshab-ı kirama saldıran, beşeri sistemlere hamdeden M. İhsan Oğuz olmasın?

İbni Teymiyye'den nakillere rastlamamışsak da mezhepsiz talebesi İbni Kayyim'den on kadar nakil yapilmıstir. Yine Mezhepsiz İbni Hazm'dan yirmiye yakin nakil yapilmıştır. Şiî iken mezhepsiz olan veya öyle gorünen Şevkani'den bile yirmiden fazla nakil yapilmıstir. Mezhepsiz Nasiruddin Elbanî'nin neşri olan Miskatül Mesabih kitabından ise kırka yakın nakil yapılmıstir.

İbni Abidin gibi Ehl-i sünnet âlimlerinden yapılan nakiller ise çok az oldugu gibi üzerinde ihtilaf olmayan konular hakkındadır. Bunların maksatlı yazıldığı hissi dogmaktadır. Bak Ehl-i sunnet âlimlerinden de nakil yapıyormus densin gibi bir sey...

Şimdi kitabı inceliyelim :

Kitabın önsözü şöyle baslamaktadır;

«Son birkaç asırdan beri dünyamızın manzarası tamamen değişmistir. Eskiden bahis konusu edilmeyen veya zihinleri pek az mesgul eden nice mes'ele var ki, bugiin dünyanın en önemli ve karmaşık konuları haline gelmistir. Bu problemlerin çözümü için çesitli din ve sistemler fikirlerini ortaya koymakta ve zihniyetlerine uygun tahliller yapmaktadır. İste üzerinde durulan mühim mevzulardan biri de kadın problemidir.» (S. 5)

Topaloglu, sizin kafanızdaki Karaman da Modern Problemlerden bahsederdi, fakat bunun ne oldugunu açıklamazdı veya yuvarlak ifadelerle açıklardı. Siz de «nice mes'elenin» olduğunu bahsediyorsunuz. Demek dinîmizde çözumlenmemis problemler var ha... Acaba bunlar nedir ki? İddia edildigi gibi dinimizde çözulmemis önemli bir problem yoktur. Olması da düşünülemez. Çünkü dinîmiz noksan degildir, İnsanlar için problem olacak seyler çözülmüştür. Dinîmiz ikmal edilmistir. Fakat Topaloglu var diyor. Bir de misal vermis: Kadın problemi... Kadın konusunda müslüman için lazım olan hangi husus halledilmemis ki? Acaba dinîmiz hangi hususları noksan bırakmış haşa? Kitapta kadınların evlenmesi, boşanması ve kadın hakları gibi kısımlar yer almaktadir. Bunlann hangisi dinîmizde noksandır?

Peki butun mes'eleler halledildigi halde Topaloglu niçin çözülmemiş mes'eleden söz ediyor? Çözülmedik mes'ele olunca çözülmesi gerekir, bunun için de ictihada lüzum vardir. Günün şartlarına veya asra uymuyorsa biraz da reform gerekebilir mi?

Aynı sayfada Topaloglu şöyle diyor :

«Bugün de kadın problemi halledilmis değildir.» (S. 5)

Topaloglu'na gore halledilmemistir. Zira bir boşanma konusunda hak mezhepler dört tane ayrı hüküm serdetmislerdir. Böyle ihtilaf olduğuna göre halledilmemis demektir Boşanma dört türlü olmaz ya... Öyleyse bunu teke indirmek lazım, Karaman'ın dediği gibi İslâmda birliği saglamak lazım. Ne demek o falancaya göre boş olur, falancaya göre olmaz?

Peki kadın problemi halledilmiş değil de abdest problemi halledilmis midir? Hanefilere gore farzı dört iken, Şafiilere göre altı, Malikilere göre yedidir. Farz Allahü tealanın emridir. Mezhepsizlere Allahü teâlânın böyle 4, 6, 7 gibi bir konuda emri olmaz. Onun için abdest konusu da halledilmis değildir. Namazda da bunun gibi mezheplere göre değişen hususlar var. Ne yapmak lazım? Teke indirirsek mes'ele hallolur. Tekten maksat bire indirmek... İşte o zaman birlik saglanırmış.

Topaloglu kendisine göre haklı. Gerçekten üzerinde ittifak edilmis konu çok az... Hemen hepsi ihtilaflıdır. İhtilafı kaldırıp bire indirilmelidir. Bunun için de mezhepleri kaldırmak lazım. Dogrudan dogruya Kur'andan ilhamı alıp bu işi halletmelidir. Evet selefi zihniyetli kimselerin yapmak istedikleri bu değil midir? Bay Karaman da bu hususta birligi tevhidi saglamak için çalışıyoruz, bizi tenkid değil, takdir etmek gerekir demiyor muydu? Mertçe çıkıp mezhepleri kaldıralım demiyorlar da boyle dolambaçlı yollardan aynı şeyi söylüyorlar.

Topaloglu yine aynı sayfada kadın konusunda İslâmın görüşünü bildiren Türkçe bir eserin bulunmadığından söz ediyor. Bu ifadede iki büyük hata vardır. Birincisi İslâmın görüşü olmaz. Hatta Mezhep imâmlarının ve miictehidlerin de görüşü olmaz. İslâmın hükmü, müctehidlerin ise ictihadı olur. Bizim için ictihadlar da kesindir. Fakat müctehidler için ictihad zandır, kesin değildir. Ya'ni bir müctehid bu benim ictihadım veya bu benim görüşüm diyebilir. Fakat biz bu müctehidin görüşüdür, diyemeyiz. Çünkü her mezhebdeki muftabih kaviller gorüs falan değil, kesin hükümlerdir Onun için İslâmın görüşü denmediği gibi, miictehidin de görüşü denemez.

İslâmın görüşü tabirindeki ikinci hata daha büyüktür, Topaloglu'na gore acaba İslamın görüsüne göre abdestin farzı kaçtır? Böyle sual sorulmaz. Hatta İslâmın hükmü bile dense uygun olmaz. Ancak te'ville olur. İslâm demek dört hak mezheb demektir. O halde dört hak mezhebin hükmü ise şöyledir denir. Topaloğlu ve diğer selefiler, doğrudan doğruya İslâmın görüşünü aradıkları için konuları karışık görüyorlar. Halledilmemis zannediyorlar. islâmi bir tek hükme bağlamak mumkün olmadığına göre hiç bir zaman modern problemlerine çare bulamıyacaklardır.

Önsozü okumaya devam ediyoruz. Bay Topaloglu diyor ki:

«(Hakikatı insanların ölçüleriyle değil, insanları hakikatın ölçüsüyle tanı) prensibine uyarak mevzuu işlerken lslamın ana kaynakları olan Kur'ana ve sünnete istinad ettik.» (S. 6)

Burada o kadar çok hata var ki, hangi birini sayalım. Fakat bunları Gürtaş'ın görmeyişine hayret ediyoruz. Bu kitaplar hata ile dolu olduğu halde görmeyip Durmuş Ali Kayapınar Hoca'nın firaset kelimesini Türkçedeki kullanış şekline göre feraset yazdı diye kitap bile yazmıştır. Her selefinin kitabinı incelerken bir fiske de Gürtaş'a da atmayı prensip edindik. Tiirkiye'de mezhepsizlik olmadığı yalanını her seferinde ispat edecegiz inşaallah...

Topaloglu'nun yukarıda belirtilen ciimlesine göre, hakikati insanların olçülerine göre tespit edemeyiz. Acaba insanlardan maksadı ne? Mesela bunların içine müctehidler ve Peygamberler dahil midir? Peygamberler ve müctehidler hariç demediğine göre demek bunlar da dahildir. Bazı mezhepsizler onlar da insandır diyor. Hatta Peygamber aleyhisselamın günah islediğini bile söyleyenler var.

Topaloglu'na göre mezhep imâmlarının ictihadları insan oldukları için hakikat degildir. Hakikat nedir ve nasıl tespit edilir öyleyse? Kur'an-ı kerîme bakacaksınız oradan hakikati öğreneceksiniz. Böylece insanları Kur'ân-ı kerîme göre ölçeceksiniz. Bunlari kim yapacak? Topaloglu ve arkadaşları. Peki İmâm-i A'zam radiyallahü anhın Kur'an-i kerîmden bildirdigi hükümler hakikat olmuyor da, Topaloğlununki nasıl hakikat oluyor? Kur'ana ve Süinnete istinat ederek miictehidleri nasıl tanıyacağız? Kur'ana bakıyoruz, abdestin farzlarını kendimize göre tespit ediyoruz. Bu tesbite uymayan mezhepleri ekarte ediyoruz, öyle mi?

Evet Topaloglu işte din böyle yıkılır. Mezhepler yıkıldı mı, miictehidlere itimat kalmadı mı, herkes hakikat diye Kur'ana sarılıp kendi anlayışına göre hareket etti mi din yıkılmıstır. Liitfen söyler misiniz dınimizden ne istiyorsunuz?

Topaloğlu aynı sayfada kadınlarla ilgili âyet ve hadisler tesbit edilerek İslâmın bu konudaki görüşünü bir kül halinde aksettirmeye çalıstığını bildirmektedir. Kitap ve sünnete istinat etmek, ancak muctehidlerin işidir. Müctehid misiniz siz? Eğer müctehid olduğunuzu iddia ediyorsanız gizlemeyin açıktan söyleyin. Nasıl Süleyman Karagülle açıktan söylemişse siz de söyleyin. Öyle dolambaçlı yollardan gitmeye ne lüzum var? Ne demisti Karagulle?

«Ebu Hanife ile gorüslerim arasında fark olursa, kendi görüşümü tercih ederim.»

Sizin görüşünüz de Kitab ve Sünnete dayandıgına göre, elbette İslâmın ana kaynağından ilham alacaksınız. Fakat bunu daha bariz açıklasanız nasıl olur? Ehl-i Sünnet âlimleri âyet ve hadis bilmiyorlar mıydı? Neden onlarm tesbit ettiklerini değil de kendiniz yeni baştan tesbit ediyorsunuz? Mezhepsizlerin dedigi gibi yoksa onlar mikrobu falan bilmiyorlar mıydı? Televizyon falan görmedikleri için gerici mi idiler? Onların sözleri huccet degil mi de Kitab ve sünnete sarılıyoruz diyorsunuz? Ne yaptığınızın farkında mısınız?

Topaloğlu, önsözün sonlarına doğru baklayı ağzından çıkarıyor. Diyor ki :

«Kitab ve Sünnetteki konu ile ilgili deliller iizerinde İslâm hukukçularının görüşlerini ve bu delillerden çıkardıkları hükümleri naklederken hak mezheblerin hepsini nazarı itibare aldık. Ve delil bakımından kuvvetli görünenleri tercih ettik.» (S. 6)

Topaloğlu ne yapmıs? Müctehidlerin ictihadlarını da zikretmis, fakat delil bakimından kuvvetli gördüklerini de tercih etmis. Müctehid olmayan bir kimse kendi mezhebine gore kadın ne ise nasıl alınır, nasıl boşanır ona göre hareket eder. Mezhepler arasındaki ictihadların şu daha kuvvetlidir, şu daha zayıftır şeklinde Karaman'ın yaptığı gibi hakemlik görevi yapamaz. Bu işi müctehid de yapamaz, Çünkü her müctehid bir delili kuvvetli görmüş hükmünü ona göre ictihad etmistir. Başka bir müctehid, kendisini hepsinden üstün bilip onlarm yanlışını doğrusunu, kuvvetli veya zayıfını ayırmaya yetkisi yoktur. Sadece ictihad etmeye yetkisi vardır. Bilindigi gibi Fukaha arasında, bir mezhepteki fakihler kendileri ictihad etmeksizin kendi mezheplerindeki ictihadlar arasında tercih ettikleri ictihadlar bulunur. Bu fakihlere Eshab-ı tercih denir. Bunlar mezhebler arasında tercih yapamazlar. Mezhebler arasında tercih yapmak telfiktir, mezhepsizliktir. Topaloglu, mezhepler, müctehidler arasında tercih yaptığını söylüyor. Kitapta gorüleceği gibi Hanefi mezhebindeki müctehidlerin ictihadları arasında değil, dört hak mezheb haricindeki müctehidlerin ve mezhebsiz âlimlerin sözlerini tercih ediyor. Şimdi Topaloglu'nun mezhebi nedir? Dört hak mezhebten birisinde oldugunu iddia edemez. Çünkü bir mezhebteki insan, kendi mezhebi haricindeki bir hak mezhebin bile olsa ictihadı ile amel edemez. Ederse İmâm-ı Rabbanî hazretlerine göre mülhid olur. Yani dinsiz olur. Topaloğlu ve diğer selefilere göre İmâm-ı Rabbanî de kim oluyor, o insansa Topaloglu da insandır. Kazın ayağı selefilerin bildigi gibi değildir.

Önsöze devam ediyoruz:

“Çesitli mes'eleler üzerinde yapılan izah, tefsir ve tercihlerden, mesnetsiz şahsî görüşlerden daima kaçınılmış ve ilmî tarafsızlığın muhafazasına elden geldiği kadar dikkat edilmistir.” (S. 6)

İlmî tarafsızlık, sol bir deyimdir. Yıllardır söyleye söyleye müslümanlara da benimsetmislerdir. İlim ile tarafsızlık yanyana gelemez. İslâm sosyalizmi gibi bir sey... Tarafsızlık ne demek? Haktan veya bâtıldan yana olmamak demek degil midir? Halbuki hiç bir müslüman tarafsız değildir. Daima haktan, doğrudan yanadır. Müslüman kimse Ehl-i sünnetten yanadır. İleride hatalarını tenkid etmeyi düşündüğümüz A. Lütfi Kazancı bazan hakkın sapık mezhebler tarafında olduğunu bildiriyor. Halbuki hak daima Ehl-i sünnetten yanadır ve her müslüman da böyle itikad etmelidir. Hanefi mezhebine mensup müslüman da Hanefide hakkın olduğuna inanmalıdır. Şafiideki müslüman da kendi mezhebinde hakkın olduğuna inanmalıdır. Ben tarafsızım, hak bazan bu dört mezhebte olduğu gibi bazan sapık mezheplerde de olur diye itikat etmek olmaz. Olursa ne Olur? Adam tarafsız olur, yani taraf tuttugu bir mezhebi olmaz, yani mezhebsiz olur.

Konu harici olarak anti-parantez bir olayı anlatalım, Milli FİKİR'in basıldığı matbaada, S. Kutup hakkında methiyeli bir kitap yazan birisi dergimizdeki S. Kutub'un mezhepsiz olduğuna dair yazıyı gorünce çok bozuldu. Bayagı sert bir ifade ile «S. Kutub'a nasıl mezhepsiz diyebilirsiniz?» dedi. Sogukkanlılıkla «S. Kutub'un mezhebi neydi?» diye sorduk. Gür bir sesle «Onun mezhebi yoktu» dedi. Hemen cevabı yapıştırdık : «Biz de aynı şeyi söyledik, mezhebi yoktu, mezhepsizdi dedik.» seklinde cevap verince, sustu, konusmadan çekip gitti.

Müslüman  kimse tarafsız olamaz. Tarafsızlığımı  muhafaza ettim diye Topaloglu gibi övünmek ne demektir? Bir mezhebe baglı kalmadıgımı övünerek soylüyorum demektir. Halbuki Ehl-i sünnete baglı kalıp mezhebsizlerden nakil yapmaması lazımdı. Nakil yapsa bile tenkid mahiyetinde nakil yapmalıydı. Baidullah da ilmi tarafsızlığına dikkat ederek bizim Peygamberimiz demiyor da İslâm Peygamberi diyerek dine dışardan ve yukarıdan bakıyor. Biz tarafsız müslüman istemiyoruz.

Önsözün sondan ikinci paragrafında ise, ilmî ve dinî hakikatlerin ortaya cikarılması gayesi güdüldüğü, Ehl-i sünnetin dışında bir iddiaya yer verilmedigi belirtilerek iyi niyyetle tenkid edeceklere tesekkur ediliyor.

Hem mezhepsizlerden nakil yap, hem belli bir hak mezhebi ölçu olarak alma, bir de Ehl-i sünnet iddiasında bulun, olacak sey değil... Hükûmetin zam yapıp da fiatlara yansımayacak demesine benziyor. isteyen güler, isteyen de acıklı hâlimize ağlar.

İlmî ve dinî hakikatler deniyor. Acaba hangi ilmî hakikat, dinî hakikat degildir? Din ilimden ayrı mı zannediliyor?

Topaloglu'nu iyi niyetle ve Ehl-i sünnet olgusuyle tenkid ediyoruz, verdigi söze göre ikazımıza şükranla mukabele etmesini bekliyoruz.

Bilindigi gibi Peygamberler (aleyhimüsselâm) günah işlemedikleri gibi Allahü teâlânm emirlerine isyan edici bir hatada bulunmazlar. Kur'ân-ı kerîm ve Hadîs-i serîflerde geçen kelimelerin zahirî manasına bakarak, mesela Feth sûresindeki ZENB kelimesini delil getirerek Peygamber aleyhisselâmın günah islediğini söyleyen mezhebsizler mevcuttur. Bunun gibi Adem aleyhisselâmın da günah işlediğini hata ettigini söyleyenler vardır. Bu hatâyı hep selefî itikatlılar yapıyor. Kelimeleri te'vil etmedikleri için böyle azim hatalara düşüyorlar.

Selefîliği savunanlardan Topaloglu diyor ki:

«İlk insanın hatası yüzünden hıristiyanların kötümser düşünüşleri karşısında müslümanlar tamamen başka türlü düşünürler.» (S. 12)

Ehl-i sünnet itikadına göre ilk insan Adem aleyhisselâmdır. Burada alenen Adem aleyhisselâmın hata ettigi söylenmistir. Yoksa ilk insandan maksadı Adem aleyhisselam değil de Süleyman Ateş'in dediği gibi bir hücre midir? Hücre ise hücrenin ilk hatasi nedir? Ateş'in dediği gibi hücre evrimleşirken nasıl hata etmistir? Adem aleyhisselamın memnu meyvadan yemesi ne günahtır, ne Cenab-ı Hakka isyandır. İfadelerin zahir manalarına bakılmaz.

Başta mezhepsiz Mevdudî olmak üzere bütün selefiler Kadın-Erkek eşitligi üzerinde çok duruyorlar. İnsanlık vasfı haricinde kadın-erkek eşitliği diye bir şey yoktur. Fakat Bay Topaloğlu diyor ki :

«Erkek-kadın eşitliğinde dünyaya ait cezalarda da fark yoktur.» (S. 22)

Hemen altinda şöyle diyor  :

«Hatta burada kadının lehine bazı durumlar da vardır.» (S. 22)

Topaloğlu,  Erkek-kadın  eşitliğinden bahsettigi sayfalarda böyle tenakuzlu ifadeleri acaba niçin yazdı ki? Eğer kadının lehine bir durum varsa eşitlik değildir o. Bu, adaletle eşitliğin karıstırılmasından doğan selefî bir hatâdır.

Aynı sayfada «Ebu Hanife'ye göre mürted kadın ise öldürülmez.» diye bir nakil yaptıktan sonra, Bay Topaloglu indî hükmünü basarak diyor ki :

“Kadın suçlu olduğu takdirde erkek gibi ceza görur.” (S. 22)

Mürtedlik büyük bir suç, erkekse idam ediliyor, kadınsa Ebu Hanife'ye gore (İmâm-ı A'zama göre) idam edilmiyor. Ne demek bunlar?

Acaba bu ifadelerle şöyle mi denmek isteniyor:

“Her ne kadar Ebu Hanife kadın mürted olursa öldürülmez diyorsa da kadın da suçlu oldugu takdirde erkek gibi öldürülür. Bu Ebu Hanife'nin şahsî görüşüdür, Kitap ve Sünnette mürted kadinın öldüriilmeyecegine dair bir hükme rastlamadım. Ben ilmî tarafsızım”

Topaloglu'na soruyoruz, hangi mezhebtensiniz? Karaman gibi Hanefiyim derseniz, neden imâm-ı A'zâmın ictihadını mutlak hak olarak görmüyor ve kabul etmiyorsunuz? Karaman da boşama mevzuunda imâm-ı A'zama değil, Şafiîye göre hareket edilmelidir diyordu. Sonra ne diye Karaman gibi İmâm-ı A'zam demeye diliniz varmıyor da Ebu Hanife diyorsunuz? Ebu Hanife demekle İmâm-ı A'zamın a'zamlığını kaldıramazsınız.

Eshab-ı kiramın isminin zikredildigi yerlerde nedense radiyallahü anh denmemis? Kezâ Resûlullah dendiği yerlerde nedense sallallahü aleyhi ve sellem denmemis? Peygamber aleyhisselâmı her anışta ona salatü selam getirmenin fıkıhtaki hükmü bilinmiyor mu? Sonra âyet ve hadis deniyor da kerîme ve şerîf gibi kelimeler neden kullanılmıyor? Bunlar fazlalık mıdır?

Cinsî sapıklığın sebebi nedir? Elbette çesitli sebepleri vardır. Fakat Bay Topaloglu, («Bütün bu cinsî sapiklıkların sebebi evlenmemektir.» S. 33) diyor. Sanki evli olan cinsî sapık olmazmış gibi, sanki hep bekarlar cinsî sapık olabilirmis gibi... İste kafadan hükümler verilirse böyle hatalar olur.

S. 35 de S. Kutub'un Fizilâlinden hüccet getiriliyor. Sanki mezhepsiz sözü dinde senetmis gibi...

S. 36 da Topaloglu diyor ki:

«Bu üç âyet-i kerîme İslâmda cinsi tatminin yegâne meşru yolu olan evlenmeyi izah eder, sanıyorum.»

Sizin sanmaniz dinde huccet midir? İkide bir kendinizi müctehid gibi ortaya niçin atarsınız? S. 37 de EVLENMEDE HÜRRİYET başlığı altında bir kadının Maliki ve Şafiilere göre velisinin izni olmadan evlenemiyecegi, Hanefîlerde ise evlenebileceği zikredildikten sonra, asr-ı saadetten bir örnek verilerek velisinin iznine ihtiyaç olmadıgı ima ediliyor. Burada ne denmek isteniyor? Maliki ve Safiîlerin hükümleri sünnete uygun degil mi denmek isteniyor?

Müslüman kadın gayr-i müslimle evlenebilir mi? Müctehidlerin doğru ve yanlışını göstermekle görevli Bay Topaloğlu'na soralım.

Evet Topaloğlu diyor ki :

“Modern hukukun kaynağını teşkil eden Roma Hukukunda da aralarında din farkı bulunan kimseler evlenemezdi. Bugün bir katoliğin, hıristiyanlıgın başka mezhebindekileriyle evlenmedigini düşününce İslâmın gene müsamahalı davrandığını görürüz.” (8. 38)

Modern hukuk tabiriyle beşeri sistemler oğülmek mi isteniyor? Beserî sistemler Emekli Postaci M. İhsan OĞUZ tarafından ELHAMDULİLLAH denerek övülüyordu. Yoksa siz de Karaman gibi postacının müridlerinden misiniz?

Yukandaki ikinci cümledeki hata affedilir cinsten degil... İslâm gene musamahalı davranmıs demek? Yani İslâm müsamahalı davranmamıs da falancalara göre gene musamahalı davranmış. İslâmdan kasıt Allahü teâlâ olduğuna göre GENE sözüyle ne denmek isteniyor? Sonra müsamaha her zaman iyi midir? Mesela mezhebsizliğe müsamaha, gayri meşru işlere musamaha iyi midir? İslâmın her emri güzeldir, iyidir, fakat gene musamahalı değildir. Gene sözünde dinde noksanlık olduğu anlasılıyor. Gene İslâm iyi... Ne demek bu? islâm genesiz iyidir. Bay Topaloglu ilmî tarafsızlığını belirtmek için belli bir mezhebi, belli bir dinî savunarak kitap yazmıyor, tarafsız olarak yazıyor, onun için bu din öbürüne göre gene musamahalı diyor. Topaloğlu'nun demesi bir sey degil, Gürtaş bu işe niye müdahale etmiyor, onu merak ediyoruz.

Peki bir erkek gayr-i müslim bir kadınla evlenebilir mi? Topaloğlu diyor ki :

«Kitablı kadınlarla evlenmek konusunda İslâm alimleri arasında bazı farklı görüsler vardır. Büyük çoğunluk caiz oldugu kanaatindedir. Abdullah İbni Ömer ise bunu doğru bulmaz.» (S. 39)

Büyük çoğunluk caiz demis. Bu hususta icma vardır. Fakat selefilere göre icma birkac hususta varit olmustur. Dinimizde hüküm çoğunluğa göre olduguna göre, ümmet, dalalette ittifak etmiyecegine göre ne diye İbni Ömer'in (radiyallahü anhüma) ictihadı zikredilir? Maksat nedir? Dört mezhebin haricinde başka hak mezheb mi vardır? Biz mezhebimize göre mi amel edecegiz yoksa eshâb-ı kirâmın ictihadları ile mi? Kendi mezhebini bırakıp da herhangi bir sahabinin ictihadı ile amel etmek mezhepsizliktir. Bu bizim fikrîmiz degil, İmâm-ı Rabbanî hazretlerinin hukmudür.

Kocada aranılacak vasıflar nelerdir, küfüv şart mıdır?

Bu hususta Topaloğlu diyor ki:

((Hanefiler erkeğin soy bakımından kadından dûn olmasını şart koşmuşlardır.» (S. 45)

Hemen aşağıda Şafiî ve Hanbelilerin ise dindarlık neseb, san'at ve hürriyet yönlerinden dûn olmamasi icap ettigini bildirmektedir. Topaloğlu Malikiler için de şöyle diyor:

((Malikilere gelince, bunlar daha serbest düşünmüşler, dinî deliller bakımından da daha sağlam hareket etmislerdir.» (S. 46)

Son cümle ile ne denmek isteniyor? Malikîler serbest düşünmüş de diğer üç mezheb serbest düşünnmemiş mi? Sonra serbest düşünmek iyi midir kotü müdür? İyi ise diğerleri kötü etmiş demektir. Yok serbest düşünmek kötü ise Malikîler kötü iş yapmışlar demektir.

MalikîIer ne yapmışlar? Dinî deliller bakımından daha sağlam hareket etmisler. Peki öbürlerinin delilleri çürük mü? Bay Topaloğlu'na mezhebleri bu sekilde tenkid etmesine kim fetva verdi ki?

Topaloğlu acaba hangi mezhepten? Dört hak mezhepten birisini söylemesi mümkün degildir. Çünkü mukallidin kendi mezhebini tenkid etmeye hakkı yoktur. Başka hak mezhebleri de tenkid edemez. İmam-ı Rabbanî o büyük haliyle mezhebin bir hükmünü beğenmemeyi veya onunla amel etmemeyi İLHAD olarak vasıflandırmaktadır.

Topaloğlu, mezheplerin yukarıda bildirilen hükümlerini yazdıktan sonra TENKİD VE TERCİH diye bir başlık atmış, Bu başlık bile mezheblere olan düşmanlığı ispatlamaya kafidir. Yani bazı mezhebleri tenkid edecek ve bazılarını da tercih edecek? Bu yetkiyi Topaloğlu'na acaba kim vermis ki?

Topaloğlu söyle bir hükme varıyor:

“Çiftler arasında soy eşitliği aramaya dair olan hadisler mevzu veya zaif olmaktan kurtulamaz. Sahih olan hadislerden ise boyle bir huküm çıkarmak mümkün değildir.» (S. 46)

Soy eşitliğinin icap ettigini hangi mezhepler hükme bağlamıştı? Şafiî ile Hanbelîler. Topaloğluna göre bu iki hak mezheb zayıf veya mevzu hadislere dayanarak yanlış hüküm vermislerdir. Sahih olan hadîsleri Topaloğlu ve arkadasları bilir, hak mezheb sahibleri ise bunları bilmez. Hanbelî mezhebinin reisi İmâm-ı Ahmed, üçyüzbinden fazla Hadîs-i şerif ezberinde idi, içinde kırkbin hadîs-i şerif bulunan MÜSNED'i ise meşhurdur. Acaba Topaloglu, Karaman ve Gürtaş ravileriyle birlikte kaç tane hadîs-i şerif bilmektedirler? Paygamber aleyhisselâmın her sözü hadîs-i şerif olduğuna göre milyonlarca değil, milyarlarca hadis-i şerif vardır. Acaba bunların hepsini Topaloğlu duymus mudur? Ezberlemiş midir demiyoruz, işitmiş midir? Bütün sahih hadîsleri biliyormus gibi «Sahih hadislerden böyle bir hüküm çıkarmak mümkün değilmis.» Sonra Topaloğlu Hadîs-i şeriflerden hükum çıkarmaya acaba kendisini yetkili mi görmektedir?

Konunun sonunda Topaloğlu, mezheblere bağlı olmadığını şöyle ifade etmektedir :

«Ben, Resulüllah'ın tebliğlerinin ötesinde bir hakikat bilmiyorum.» (S. 48)

Topaloglu BEN diyor. Evet sen kimsin, biz kimiz? Mezheb İmâmlarının ictihadları hakikat değil midir? Onlar kafadan mı hüküm çıkardılar?

Acaba hak mezhebin İmâmları Resulullahın tebliğinin ötesinde bir hakikat mı biliyorlardı da Bay Topaloğlu «BEN BAŞKA HAKİKAT BİLMİYORUM» diyor?

Bugün hak mezheblerden birisini bırakıp da Resulullahın tebliğleri, ile yani Kitab ve Sünnet ile amel ediyorum diyen kimseye ne denir? Dört hak mezheb'ten birisinde bulunmayan kimse nedir?

Topaloğlu süt akrabalığı hakkında ne diyor?

«Hısımlık (sihriyet) yoluyla harâm oldukları süt yoluyla da harâm olduklarına dair dört mezheb imâmı görüş birliğine varmıştır. Buna yalnız İbni Teymiye muhalefet eder,

Süt akrabalığının hikmeti hakkında Kur'anda bir işaret yoktur. Hadiste ise bazı hikmetlere temas edilir.» (S. 53)

İbni Teymiye dört hak mezhebten birisine tabî olmadığına göre mezhebsizdir. Mezhebsiz bir kimse muhalefet etmis ne çıkar? Sonra hak mezheblere muhalefet etmiş mezhebsizlerden niçin nakil yapılır? Hak mezheblere karşı çıkmak, yani mezhebsizlik marifet midir de muhalefeti kitablara geçer? Karaman gibi yoksa sen de mi mezhebsiz İbni Teymiyeyi MUTLAK MÜCTEHİD zannediyorsun?

Hadîs-i şerifler Kur'an-ı kerîmin tefsiri mahiyetinde değil midir? Süt akrabalğının hikmeti hakkında Kuran-ı kerîmde bir işaret yokmus, fakat Hadîs-i şeriflerde varmış. Kur'an-ı kerîmde öyle işaretler vardır ki bunu Paygamber aleyhisselâm Hazret-i Ebu Bekir radiyallahu anh'a anlatirken Hazret-i Ömer radiyallahu anh anlayamamıştır. Sen ve biz kim oluyoruz da o mübarek kitabtaki işaret ve hikmetleri anlıyalım. Yok diye nasıl kesin hüküm verebiliyorsunuz? Hem bunu söylemekteki maksadınız nedir? İbni Teymiyeye birazcık olsun haklılık payı mı vermek istiyorsunuz? Biraz açık konuşalım, kimin ne olduğu belli olsun.

S. 54 de Topaloğlu, süt akrabalığı konusunda Hanefîlerin kontrolu de kolay olmayan süt emme işinde daha ihtiyatlı hareket ettiklerini zikretmektedir. Hanefîler ihtiyatlı hareket edince, diger üç hak mezheb ihtiyatsız hareket etmis olmuyor mu? Birinin ihtiyatlı diğerlerinin ihtiyatsız hareket ettigini nereden biliyor? Mezheb imâmlari dinî oyuncak mı zannediyorlardı? Kimi serbest davranmış kimi ihtiyatlı hareket etmiş, kimi zayıf hadîslerle hüküm vermiş, ya Topaloğlu ne yapmış? Hak mezheblerin yanlış ile doğrularını tesbit etmekle görevlendirilmiş!

Zaniye ile evlenmek caiz midir? Evlenmenin caiz olduğunda icma vardır. Fakat İbni Teymiyenin mezhebsiz talebesi İbni Kayyim zaniye ile evlenmeyi caiz görmüyor. Görmemekle kalsa pek zararlı sayılmaz, bir de şöyle bir iddiada bulunuyormus. Evlenecek kimse ya Allahın hükmünü kabul eder, ya da etmez. Kabul etmezse kâfirdir, müşriktir, Kabul edip de evlenirse nikahı sahih olmadiğından zani sayılır. İste âyetin manası da budur.

Ümmet dalalet uzerinde ittifak etmiyecegine gore, mezhebsiz İbni Kayyim sayısız müctehidleri kafirlikle, muşriklikle nasıl suçlar? Haydi Hocası İbni Teymiyenin İbni Arabi hazretlerini kafir sayması gibi o da önüne gelen din büyüklerini böyle suçlamakta, fakat Topaloğlu ne diye bu sapıgın fikrîni kitabına yazmıştır? İbni Kayyim dört hak mezhebten hangisinin imâmıdır? Onun görüsü dinde senet midir? Mezhebsizlerden nakil yapmaktaki gerçek niyet nedir? Tarafsızlık pozu ile cevab verilirse gülünç olur.

S. 73 te ZARURİ BİR AÇIKLAMA başlığı altında Hakikati insanlarla değil, insanları hakikatin ölçüleriyle tanı prensibine uyularak neler yazılmış okuyalım.

«İslâma dair Allahın emir ve irşatları Kur'ândadır.

......Binaenaleyh, İslâmı Kur'andan ve onun tefsîri, izahi olan İslâmi hükümlerin tamamlayıcısı bulunan Resûlüllah (S.A.) in sünnetinden anlıyacağız. Müslümanlık için hüküm verirken her şeyden önce onun kaynaklarını okumalıyız. Müslümanların hareket tarzları da bu ölcüye göre değerlendirilir.» (S. 73)

Evet, müslümanların hareket tarzları nasıl olmalıymıs? Kitab ve Sünnete sarılmak suretiyle olmalıymış. Müslümanın vasıfları bildirilmediğine göre herhangi bir müslüman kasdediliyor. Müctehid müslüman kasdedilmedigi açıktır, Mezhebsiz Reşid Rıza ve diğer mezhebsizler gibi siz de hiç İCMA ve Kiyas-ı Fukahadan bahsetmiyorsunuz. Neden bir müslümana Kıyas-ı fukahayı tavsiye etmiyorsunuz da boyunun yetisemiyeceği Kitab ve Sünneti tavsiye ediyorsunuz? Neden bir hak mezhebe baglanmasını istemiyorsunuz? Hak mezhebe baglanmakla da iş bitmiş değildir. Mezheb içindeki müctehidlerin ictihadları ile de amel etmek uygun olmaz. Muftabih kaviller hangisi ise onunla amel etmek gerekir.

Evet Topaloglu, ne diye icma ve Kiyas-ı Fukahadan, bahsetmiyorsunuz? Hak mezheblerin birisine tabî olmayı tavsiye etmiyorsunuz? Her müslümanın Kitab ve Siinnete el atmasını istiyorsunuz? Peki her müslüman sizin tavsiyenize göre hareket ederse böyle bir müslümanın mezhebi ne olacak? Elbette mezhebsiz olacak. Ne diye muslumanların mezhebsiz olmasını tavsiye ediyorsunuz? Müslümanlara mezheblerden ne zarar geldi? Mezheblerin neresi noksan?

Asırlardır kuvvetli âlimler, hatta miictehidler belli bir hak mezhebe baglanmışlardır. Neden siz müslümanların belli bir hak mezhebe tabi olmalarını istemiyorsunuz? Gerçekten merak ediyoruz, siz hangi mezhebe göre namaz kilıyorsunuz? Yoksa Kitab ve Sünnetten anladığımıza göre mi kılıyorsunuz? Büyük imâmlar Kitab ve Sünnetten anladıklarına göre dört hak mezheb tesekkül etmiştir. Sizin de anlayacagınız değişik olacağına göre beşinci mezhebi mi kurmak istiyorsunuz? Hayır diyemezsiniz çünkü, mevcut hak mezhebleri tavsiye etmeyen kimse başka bir mezheb, başka bir yol takip etmek istiyor demektir. Zaten bunu açıklamışsınız, herkes Kitaba ve Sünnete el uzatsın.

Fıkıh kitablarında aybası ve lohusa olan kadınların diz kapagı ile göbek arasına dokunulmasi harâm olarak bildirilmektedir. Fakat Topaloğlu Kitab ve Sünnette bulamadığı için şöyle demektedir:

«Aybaşı ve lohusalık halinde dinen yasak olan doğrudan doğruya cinsi münasebettir. Bunun dişındaki haller (sevisme v.s.) harâm degildir.» (S. 84)

Halbuki, diz kapakla göbek arası kapalı olmak şartı ile faidelenmek caizdir. Dinen yasak tabiri her zaman doğru değildir. Ama Topaloğlu kullanıyor. Neden mi? Birisi çıkıp da dinen erkeklerin göbek ile diz kapağı arasını göstermeleri harâmdır diyemez. Ancak üc mezhebe gore harâmdır diyebilir. Çünkü hak mezheblerin birisinde harâm olan kısım seveteyndir. Dört hak mezhebin ittifak ettiği konularda dinen böyle denebilir. Topaloğlunun kitabı belli bir hak mezhebe göre yazılmadığı gibi dört hak mezhebe göre de yazılmamıştır. Mezheb dışı yazılmıştır. Şöyle ki, Dört mezheb haricindeki müctehidlerin ictihadlarından bile nakiller yapılmıştır. Halbuki onların ictihadları bize hüccet olamaz. Eshâb-ı Kiramın ictihadları ile amel etmek bize harâmdır. Dört mezhebin haricinde hak olan mezhebler de vardı. Fakat onların hükümleri mevcut olmadığından bir müslüman çıkıp da İmâm-i Sevri'nin mezhebi ile amel edemez. Çünkü dört hak mezheb üzerinde icma hasıl olmustur. Bay Karaman'ın dediği gibi Topaloglu da o icma, icma-i ümmet degildir deyip geçecektir.

Hak mezheblerin, yani dinîmizin yasak ettiği her şeyde bir hikmet vardır. Dinîmiz zararlı şeyleri yasaklamıştır. Yasaklamadıklarında ise zarar yok demektir. Zarar olmuş olsaydi yasaklanırdı. Hal böyle iken bakın Topaloğlu ne diyor :

«Hamile olan kadınla münasebette bulunmak dinî bakımdan pek mahzurlu degildir. Ancak doktorlar gebeliğin ilk üc ayi son üc ay devresinde miinasebetin mahzurlu olduğunu söylerler.» (S. 84)

Tıbben mahzurlu olan bir şey, dinen de mahzurlu olur. Haşa din bu konuda eksik midir? Pek mahzurlu degildir ne demektir. Ya mahzurludur, ya değildir. Tıp mahzurlu dedigine göre oraya bir pek eklemek mi lazımdır? Çok yemek harâm oldugu gibi kadına zarar verecek her hareket elbette harâmdir.

Azlin cevazı hakkında ise şöyle bir ifade kullanılmış; «Kadının müsaadesi alınmak şsartı ile helale yakın bir mekrûhtur, denilebilir.» (S. 86)

Tenzihen mekruh oluşu nereden çıkarılmıştır? Hangi fıkıh kitabında yazmaktadır? Sonra denilebilir ne demektir? Ya mekrûhtur, ya değildir. İhtimalli kaide olur mu? Aynı Sayfada Mısır Fetva makamının yeni tabirle doğum kontrolüne verdiği cevaz nakledilmiştir. Fetva makamı verilen her yer fetvaya yetkili midir?

S. 138 de İbni Teymiye, İbni Kayyim, İbni Hazm, Şevkani gibi mezhebsizlerin icmaya aykırı görüşlerini naklettikten sonra, M. Zahid El Kevseri'nin adı geçen sahisları aşırı şekilde iğnelediğini kaydetmiş Topaloğlu. Aşırı şekilde iğnelemek ne demektir? İğnenin bir ucu da Topaloglu'na mı battı da bu ifadeyi kullanmıştır? Mezhebsizler icmaya aykırı konuşuyorlar, halkı sapık yola surüklemek istiyorlar, iğnelemek değil, çuvaldızlamak bile az gelebilir.

Sayfa 140 daki yaziları okuyoruz :

Sarhoşun  talakı   muteber  midir? Dört hak  mezhebe göre muteber olduğu bildirildikten sonra eshab-ı kiramdan iki kişi ve Hanefîlerden bazı müctehidlerin sarhoşun talakının muteber olmadığını söylemişler. Bu arada yukarıda ismi geçen ignelenen mezhepsizler de sarhoşun talakının muteber olmadıgını söylemişler. Netice ne oluyor? Neticeye baglamamis. Ne yaparsanız yapınız gibi muallakta bırakmış. Aklın hangisine yatarsa öyle hareket et der gibi. Hak mezheblerden birisine baglanan müslüman mezhebinin hükmü ne ise öyle hareket eder, başka müctehidler veya mezhebsizler onu ilgilendirir mi?

Hemen asağıda öfke halinde, öfkenin şiddetli olması halinde tıpkı sarhoş gibi boşaması hukuken vaki olmadığı bildirilmistir. Bu ifadelerden yukarıda ismi geçen dört mezhebsizin görüşünün tercih edildigi anlaşılmaktadır Şu halde dört hak mezhebin hükmünü kabul etmeyen kimseye ne denir?

Aynı sayfada altın yüzüğe cevaz veren Prof. Kamil Miras'ın da öfke ile üc talakı verenin, bu boşamasının muteber olmadığını zikretmiş. Sanki Kamil Miras dinde sözü senet olan kimsedir.

Şaka ile boşamak muteber midir? Sayfa 141 de Hanefi ve Şafiîlere göre muteber olduğu, diğer iki hak mezhebe göre ise muteber olmadıgı bildirildikten sonra şöyle bir hükme varılıyor:

“Fakat bu ikinci göruş, dinî deliller müvacehesinde düşmektedir.” (S. 141) Diyelim ki zayıf, peki Hanefiyi bırakıp da mezhebsiz mi olalım? Sonra sen veya biz kim oluyoruz da zayıfı kuvvetliyi biliyoruz? Demek Hanefi ve Şafiîler kuvvetli delilleri bırakıp da zayif deliller ile mi hüküm vermistir?

Hulle maksadıyle yapılan evlenmeler muteber midir? Sözü Topaloğlu'na veriyoruz:

«Hulle maksadı ile yapılan evlenmeler, harâmdır, memnudur. Resulüllahın lânetine uğramıs bir işten daha çirkin ne olabilir? Şimdi bu konuda mezheblerin görüşünü açık1ıyalım:» (S. 145)

Hemen asağıda mezheblerin görüşü değil, hükumleri zikrediliyor. Maliki ve Hanbeli mezheblerine göre sahih olmadıgı, Safiî ve Hanefilere göre ise hulle zikredilmemek sartı ile sahih olduğu bildiriliyor.

Netice, iki hak mezheb caiz görürken, iki hak mezheb caiz görmüyor. Fakat Topaloğlu harâmdır diyor. Eğer Topaloğlu sıkışınca Karamanın Hanefiyim dediği gibi Hanefiyim derse ne olacak? Kendi mezhebinin caiz diye hüküm verdiği bir konuda nasıl harâm diyebilir? Zimnen Resulullahın lanetledigi çirkin bir işi iki hak mezhebin caiz gördügü belirtilmektedir. Nasıl olur da Hanefi ve Safiîler lanetlenen bu işe cevaz verirler? Yani bunlar kafadan mı hüküm vermisler? Bu ne ağır töhmettir. Selefiler zahiri manalara göre hareket ettikleri için böyle konuşuyorlar. Hiç İmâm-ı A'zam lanetlenen bir ise cevaz verir mi? Kadının yazı yazması caiz midir? Sayfa 219 da caiz olmadığıa dair bir hadis naklediliyor. Dipnotta ise bu hadisin aslı olmadığı bir mezhebsizin kitabına dayanılarak hüküm veriliyor. Sonra Topaloğlu şöyle diyor:

«Kadınların tahsili ve terbiye görmeleri günah olsaydı Hazret-i Peygamber bunu yapar mıydı?» (S. 220)

Burada ilim öğrenmek ile yazı yazmasını öğrenmek karıştırılmıstır. İlim öğrenmek kadın erkek herkese farz olduğu malumdur. Ancak yazı yazmasını öğrenmek baskadır. Mesela İbrahîm Hakki hazretleri kadınlara yazı yazmasını öğretmeyin diyor. Bunları yazmakla, kadının yazı yazmasını öğrenmesi harâmdır demek istemiyoruz. Hadîs-i şeriflere istinaden büyükler kadına yazı öğretilmemesini söylemişlerdir. Öğretmek sadece caizdir. Yani fetvadır, takva değildir. Ama ilim öğrenmesi farzdır. İlim ile yazı yazmasını öğrenmek karıştırıldığından bu çıkmaza girilmiştir.

Kadın hakim olabilir mi? Sayfa 231 de Topaloglu şoyle diyor:

«Kadının hakimliğini red veya kabul eden sarih bir delil yoktur.» (S. 231)

Dinîmiz kadının hakim olup olamıyacagını eksik mi bırakmış denmek isteniyor? Rahmet olması için dinde birçok hükümler ictihada bırakılmıştır. Mezheblerin bu konuda kesin hükümleri vardır. Hanefîye göre kadın hakim olamaz. Fakat Topaloglu Hanefi mezhebiyle amel etmediği için Hanefî mezhebinin her hükmünu kabul etmiyor ve (S. 232) de hakimlik islâmın menetmediği bir şey diyor. Selefîler delil deyince hemen Kitab ve Sünneti düşunüyorlar. Bizim için mezhebin hükümleri delil değil midir? Sarih bir delilin olmadıgını soylemek ne demektir? Mezheb o konuda bir hüküm serdetmişse o delil değil midir? Mezheb imâmları tarafından, Kitab ve Sünnetteki delillere istinaden çıkarılan hükümler bizim için delildir. Mezhebsizlerin, Kitab ve Sünnetten çıkardıkları hükümler, bizim gibi mukallidler için, Hak mezheblere uyanlar için delil değildir.

Kadın siyasetle ugrasır mı? Topaloğlu, ünlü Bahriye Üçok'tan nakil yaparak şöyle diyor

«Tarih boyunca siyasetle uğraşan, ordulara kumanda edip devlet idare eden kadınlar vardır. Bunların nümunelerine İslâm aleminde de tesadüf edilir.» (S. 237)

Hüccet gibi Bahriye Üçok'tan nakil yapılır mı? Dinîmizde açık gezmek fısk alametidir. Fasığın şahitliği kabul olmaz.

Kadın devlet reisi olabilir mi? Topaloğlu olmayacağını söylüyor. Söylediği doğrudur, ancak kıyas-ı fukahadan delil göstermemiş. Kendisi sünnetten delil göstermis. Bu arada Baidullahtan da şöyle bir nakil yapmıs:

«Prof. M. Hamidullah... bu âyete istinaden kadının devlet reisi olabilecegini ifade etmişlerdir.» (S. 241)

Hamidullah müctehid mi de Âyete istinaden konusabiliyor? Keza Topaloğlu müctehid mi de Kitab ve Sünnete göre konuşabiliyor? Sonra ifade etmislerdi, şeklinde çoğul kullanıyor. Bu Hamidullaha saygı ifadesi belirtmez mi? Kişi sevdiği ile beraberdir.

Topaloğlu'nun kitabı bir minval. üzere yazılmıştır. Her satirı tenkide müsaittir. Bu kadarını yazmakla maksat hâsıl olmuştur. Nesil Dergisinde de bu tip yazılar yazmaktadır. Diğer selefi kurmayı da aynı dergide yazı yazmaktadır. Allahü teâlâ izin verdiği müddetçe peşlerini bırakmıyacağız. Ya onlar hak mezheblere hücum etmeyi bırakırlar veya birakmadıkları müddetçe bizden en ağır tenkidlere maruz kalırlar.

Eger Topaloğlu müftabih kavilleri esas alarak cevab verirse memnuniyetle neşrederiz.