KARARLAR BİREBİR ÖRTÜŞÜYOR 

Tarabya otelinde düzenlenen “Güncel Dini Meseleler İştişare Toplantısı” nda alınan kararlara destek veren “Dinde reform” yanlısı Yaşar Nuri Öztürk gibi kimseler neticeden o kadar memnunlar ki, sevinçlerinden bir zil takıp oynamadıkları kaldı.” Dinde yeni dönem” ” On asırdır kapalı olan içtihad kapısı açıldı” “İslamda devrim yapıldı” “Asırlardır bu çapta bir toplantı yapılmamıştı”  “ Mezheplerden, âlimlerden kurtulduk”  gibi ifadelerle toplantının gerçek gayesi ortaya konuluyordu.

Gerçekten de bu toplantı önemli bir toplantıydı. Reformistler açısından önemlidir çünkü; yıllardır hasretle bekledikleri İslamda reform için kapı resmen aralanmıştı artık. Bizim gibi Ehli sünnet, mütedeyyin Müslümanlar için de önemli çünkü; bu toplantı ile, 14 asırlık geçmişin; bütün mezheplerin, fıkıh, kelam, tasavvuf ilminin ve kitaplarının saf dışı edilerek, dinde reformun yani dini bozma yok etme safhasına resmen geçilmiş oldu.

Bu safhaya nasıl gelindi? Bunun üzerinde durmak istiyorum bugün. Bu sonuç, 150-200 yıllık bir çalışmanın mahsülüdür. Bu çalışmanın başlangıcını psikoloji doktoru sayın Mithat Enç şöyle anlatıyor:

“Osmanlı orduları Viyana'ya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korktu. "Hıristiyanlık yok oluyor" diye şaşkına döndüler. Osmanlı akınlarını durdurmak için asırlarca çareler aradılar. Bunun için herkes seferber olmuştu. Bir gece yarısı, İstanbul'daki İngiliz sefîri şifre yolladı ülkesine... Avrupa'ya müjde vermek için sabahı bekliyememişti .Gece yarısı; "Buldum, buldum.." diye bağırdı. "Osmanlıların zaferden zafere ulaşmalarının sebebini ve bunları durdurma çaresini buldum, "diyerek şifresinde: " Osmanlı akınlarını durdurmak için, ilk başta Enderûn mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri bozmak sonra yıkmak lazım. Bu da ancak, kaba kuvveti bırakıp İslamın kalesi olan, mezhepleri, âlimleri yıkarak kaleyi içeriden fethetmekle olur. İlk çâre budur!.." diyordu.

İngiliz sefîrinin bu teklîfi çok önemli görülerek, Avrupa'daki şer güçler harıl harıl çalışmaya başladı. Çünkü, asırlardır yaptıkları İslâm dinini yok etme çalışmalarında, kaba kuvvetle bir yere varamayacaklarını çok iyi anlamışlardı. İslâm âlimleri, hak mezhepler, fıkıh kitapları olduğu müddetçe, kısmen zarar verebilseler de ciddî bir zarar veremediklerini gördüler. Çünkü, İslâm âlimleri, mezhepler, fıkıh kitapları, İslâmiyeti koruyan sağlam birer kaledir. Bu kale sağlam olduğu müddetçe, İslâmiyete zarar vermeleri mümkün değildir...

Bunun için, 18. asırdan itibaren, hücumlarını bu yöne çevirdiler. Âlimleri, kitapları kötülemek ve müslümanların gözünden düşürmek için ne lazımsa yaptılar.

Mesela bunlardan biri olan İngiliz Casusu Hempher, bakınız hatıralarında bu konuyu nasıl anlatıyor:

Beş bin kişi müslüman kılığında İslam ülkelerine dağılmıştık. Birkaç sene sonra, çalışmalarımdan bir netice alamayınca bir ara  ümitsizliğe düştüm. Görevi bırakmak istedim. İsteğimi bakana bildirdim. Müstemlekeler Bakanı bana şunları söyledi:

“ Sen bu işlerin, birkaç senelik çalışma ile neticeleneceğini mi zannediyorsun? Bırak birkaç seneyi, bu ektiğimiz tohumların meyvelerini, ben de sen de göremeyeceğiz, belki de senin, benim torunlarımız bile göremeyecek. Şu darbımesel ne kadar da güzeldir, “Başkasının ektiğini yedim. Öyleyse, ben de başkaları için ekiyorum”. Bu tohumların meyvelerini en az yüz senede, belki de 150-200 senede ancak alabileceğiz. Çünkü işimiz zor. Bugüne kadar İslâmiyeti ayakta tutan, din bilgileri olmuştur. Âlimleri, fıkıh ilmini yok edip, halkı cahil bırakmadıkça, onların dinlerini bozmak mümkün değildir. Bunun için, âlimleri, mezhepleri hissettirmeden kötüleyeceğiz. Bir müddet sonra da, peygamber sözleri (hadis-i şerifler) hakkında, “Uydurmaydı, değildi” diyerek şüpheye düşüreceğiz. Ayetleri istediğimiz gibi yorumlayacağız... Ancak bunlar kabul görmeye başladığı zaman meyveleri toplamaya başlayacağız. Bir kültürü, hele asırların birikimi olan din kültürünü yıkmak, kısa zamanda olacak şey değildir. Sizler, bunu yaptığınız zaman, bütün Hıristiyan âlemini memnun etmiş ve onları oniki asırlık felâketten kurtarmış olacaksınız!” (Bu konuda daha geniş bilgi için, “İngiliz Casusunun itirafları” kitabına müracaat edilebilir.)

Bu toplantı, asırlar önce verilen kararların bir neticesidir. Bu kararları alanlar, bilerek veya bilmeyerek yukarıda bildirdiğim çalışmalara katkıda bulunmuşlardır. Alınan kararların bire bir örtüşmesi de düşündürücüdür. Bütün bu olup bitenler, hedefe iyice yaklaşıldığını göstermektedir. Bundan sonra sıra, “Dinlerarası diyalog ve hoşgörü” ile içi boşaltılacak olan İslamiyetin yerini “Hıristiyanlık” ile doldurmaya geliyor.